Kalkınmanın ortadan kalkışı

10. Kalkınma Planı (2014-2018) Meclis Genel Kurulunda kabul edildi. Verilen 24 değişiklik önerisinden 23’ü kabul edilmedi. Zaten görüşmenin sonucu zaten baştan belliydi.
 
Kalkınma Planları artık ne toplum, ne medya ne de hükümet için pek de önemli değil gibi gözüküyor. Ama başka bir açıdan bakınca; konunun, 2011 yılında kurulmuş çiçeği burnunda bakanlığı bile var. Peki, bu bakanlık ne yapar? Diyelim ki; “memleketi kalkındırır”... Nasıl? “Ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, sağlık vb. kalkınarak”. Peki ekonomi, kültür, sağlık, eğitim bakanlığı ne iş yapar?
 
Özetle; Kalkınma Bakanlığı Cevdet Yılmaz “Ne iş yapar” sorusunun en iyi cevabı; “plan yapar” olmalıdır. Zaten bakanlığın sitesinde böyle yazar. Bakanın gezmeleri ve raporlar dışında bir şey de yoktur.
 
Ama sorun plandadır. Aslında Kalkınma Bakanlığı, bütün bu bakanlık ve ilgi alanlarında, halkın görüş, talep ve eğilimlerini alarak, bilim insanlarının katkılarıyla bir koordinasyon ve plan hazırlayabilir. Bu memleketin, ekonomik ve sosyal tüm yönleriyle kalkınmasını öngörebilir. Ama... Böyle değildir. Nedenini Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Konukman’a soralım.  
 
STRATEJİK Mİ?
 
Konukman’a göre “stratejik planlama” adı altında kalkınma planlaması anlayışı tümüyle terk edilmiştir. Böylece bütüncül, zorlayıcı (Kamu kesimi için emredici, özel sektör için yol gösterici) ve aşamalı (Makro planlama, sektör analizleri ve proje seçimi aşamalarından oluşan) planlama anlayışı tamamıyla ortadan kalkmıştır: “1980’lerden bu yana olarak uygulanan IMF-DB patentli  Yapısal Uyum Politikalarıyla büyük ölçüde kan kaybeden ulusal kalkınma planlaması, 9. ve 10. Planlarla birlikte tamamen piyasa güçlerinin iradesine teslim edilmekte ve böylece ‘Ulusal  Planlama’ sonlandırılmaktadır.”
 
Tabii, eskiden kamu sektörü üretim ve ticarette belirli bir ağırlığa sahipti. 30 yıllık özelleştirme ve neoliberalizm süreci bu ağırlığa noktayı koydu. Böyle olunca devletin yaptığı plan, sermaye için hoş bir seda ve taahhüt metni olmanın ötesine geçemez oldu. Konukman şöyle tanımlıyor:  “9. Planda sermaye odaklı bir gelişme ve yönetim anlayışı esas alınarak, sermayenin tam güdümünde bir planlama sürecine girilmişti. Bu anlayış 10. Planda da sürdürülmektedir. Devletin politika oluşturma, düzenleme ve denetlemeden öte bir işlevinin olmayacağının belirtilmesi, gelişmenin 9. Plan döneminde olduğu gibi sermaye odaklı olacağını göstermektedir. Gelişmenin öncü gücü olarak özel sektör kabul edildiğinde, kaçınılmaz olarak kamu yönetim anlayışı da değişmek durumunda kalacaktır. Özel sektörün üretim-faiz tercihi de, üretime dayalı bir döneme girilmeyeceğini göstermektedir.”
 
IMF RUHU VE KALBİYLE TÜRKİYE’DE
 
Prof. Konukman IMF tartışmalarına da değiniyor. IMF’nin tüm ruhu ve kalbiyle Türkiye’de yaşamaya devam ettiğini kaydeden Konukman, “5 yıl boyunca izlenecek makroekonomik politikaların, IMF programında dayatılan politikaların yerleştirilmesinden ibaret olduğu görülmekte. Dolayısıyla, IMF politikalarının ruhu planın makroekonomik politikalarına sindirilmiş durumdadır. Enflasyon hedeflemesi ve dalgalı kur politikasının sürdürüleceği, sıkı para ve maliye politikalarından taviz verilmeyerek, yapısal reformlara sadakat içinde devam edileceğinin altı çizilmesi, bu durumun açık göstergeleridir” diyor.
 
NASRETTİN HOCA MİSALİ: YA TUTARSA
 
Plan metni müthiş bir iyimser varsayıma dayanıyor. Varsayım şu: AB’de risk ve belirsizlik azalacak ve olumlu bir konjonktür yaşanacak. Ya bu varsayım doğrulanmazsa? Ki, AB kurumları bile krizden çıkabileceği konusunda en azından kısa vadede umutlu değil... “Bu varsayımın geçerli olmadığı durumda 10. Plan hedeflerinin sil baştan değişeceği açıktır. Bu durumda kötü senaryoya göre sonuçların da yer aldığı bir değerlendirme mutlaka plan metninde olmalıdır. Nitekim bu tür bir risk 9. Plan döneminde de yaşanmış ve 9. Planın öngördüğü tüm makroekonomik sosyal göstergeleri 2008 dünya krizi nedeniyle alt üst olmuştu.”
 
BİR GARİP PLANLAMA: OVP İLE DE UYMUYOR
 
10. Kalkınma Planı’nda 2012’de yüzde 2.2 olan sabit fiyatlarla yıllık GSYH büyüme oranının 2018’de yüzde 5.9’a çıkması ve 2014-2018 dönemi için yıllık ortalama yüzde 5.5 büyümeyi hedefliyor. Plana göre dolar cinsinden GSYH ise beş yılda birikimli bazda yüzde 63.5 büyüyerek 2012’deki 786 milyar dolarlık düzeyinden 2018’de 1 trilyon 285 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşacak. Böylece kişi başı milli gelir de 10 bin 504 dolardan 15 bin 996 dolara çıkacak.
 
Prof. Konukman, bu rakamların orta vadeli programlarla çeliştiğini ifade ediyor. Ancak orta vadeli programlarla kalkınma planları arasında kör gözüm parmağına bir uyumsuzluk var. “Bilindiği üzere OVP’ler hazırlandığı yıl sonrası 3 yıllık dönemi kapsayacak şekilde hazırlanır. 2014-2018 dönemini kapsayan 10. Planın son yılında hazırlanacak OVP 2019-2021 dönemini içermek durumundadır. Oysa bu yıllar 11. Planı kapsayacağı döneme sarkmaktadır. Dolayısıyla 2018 yılında hazırlanacak OVP, 11.Planı ipotek altına alma konumunda olacaktır. Nitekim benzer bir sorun 9. Plan döneminde de yaşanmıştı. 9.Plan döneminde 2012’de hazırlanan ve 2013-2015 dönemini kapsayan OVP -bugün bu OVP geçerliliğini sürdürmektedir- 10. Planın ilk iki yılını ipotek altına almıştır. Bu ucube duruma düşmemek için mutlaka plan dönemiyle OVP dönem süreleri uyumlaştırılmalıdır.”
 
CİDDİYE ALINACAK BİR PLAN DEĞİL
 
Ekonomist Mustafa Sönmez ise 10. Kalkınma Planı’nın ciddiye alınabilir bir yanı olmadığı görüşünde. Özellikle 2018’e kadar gösterilen büyüme rakamları açısından. Sebebini ise şöyle açıklıyor: “Geçmişte ortada bir kamu vardı. Yapılan planın da bir karşılığı. Şimdi bu 10. Kalkınma Planı ne işe yarar? Göstermelik... Dışarıdan para çekmeye yönelik. Dışarıdaki sıcak paraya dönük. ‘Valla da billaha da büyüyeceğiz. Cari açığı da azaltacağız’ demek için. Muhatabı tamamen bunlar. Çünkü Türkiye ekonomisi dışarıdan para akımına bağımlı. Bu akış durursa çark dönmez, durur. Hükümet de ‘Vizyonumuz var, bize güvenin’ diyor. Bu hazırlanan planın böyle bir simgesel anlamı var. Yoksa uygulamada pek bir karşılığı yok.”