İş cinayetleri artıyor, AKP çanak tutuyor

İş kazalarına bağlı ölüm, iş kazaları ve meslek hastalıklarında Türkiye Avrupa sıralamasında her yıl ilk üç sıradaki yerini istikrarlı bir biçimde koruyor. İş kazaları ve cinayetlerinde Avrupa’da ilk üçteyiz!

Dünya ölçeğinde her yıl yaklaşık 115 milyon kişi iş kazası geçirmekte, her gün yaklaşık 6 bin 500 kişi iş kazası nedeniyle yaşamını yitirmekte, yılda 2,5 milyondan fazla insan iş kazaları veya işle ilgili hastalıklardan dolayı hayatını kaybetmektedir. Ülkemizdeyse özellikle son on yılda, gerçek rakamlar devlet eliyle gizleniyor; iş kazası ve cinayetleri ana akım medyada yer bulamıyor. Örneğin, yılda 35-105 bin arasında beklenen meslek hastalığı olmasına rağmen, 2008 yılında yalnızca 539 meslek hastalığı bildirildi!

İş kazalarında metal sektörü, maden sektörü ve inşaat sektörü ilk üç sırayı tutuyor. İş kazası nedeniyle ölümlerinse yüzde 70’i kömür madenciliği, inşaat ve nakliyat işkollarında meydana geliyor.

İş kazalarına bağlı ölüm, iş kazaları ve meslek hastalıklarında Türkiye, Avrupa sıralamasında her yıl ilk üç sıradaki yerini istikrarlı bir biçimde koruyor.
İş kazalarının yüzde 98’i ve meslek hastalıklarının tümü, gerekli önlemler alındığında önlenebilir nitelikte.

Yeni İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu ne diyor?
AKP’nin meşhur torbasından çıkan İSG Kanunu, ne yazık ki, önsözünde bile iş kazalarının gayrisafi milli hasıladan götürdüklerine öncelik veren, İSG hizmetlerini taşeronlaştıran ve taslak sürecinde meslek örgütlerinin uyarıları dikkate alınmayan ve özel sektörün ağzını sulandıran bir kanun.

Kanuna göre, Ortak Sağlık Güvenlik Birimlerinden sözleşmeli olarak sağlanacak olan işyeri hekimi, iş sağlığı uzmanı ve diğer sağlık personeli İSG hizmetlerini yürütecek. Bu, başlı başına İSG ekibinin sürekliliğini, mesleki güvence ve bağımsızlıklarını sınırlayan bir durum.

Kanuna göre, işçilerin işyerinde sağlığı tehdit eden durumları bildirebilecekleri merci işverendir. İş güvencesizliği, taşeron çalıştırma, esnek istihdam gibi işçinin belini büken durumlar göz önüne alındığında, işçilerin işyerinde İSG ile ilgili taleplerini dile getirebilmeleri böylece doğalında engelleniyor.

İşveren ile ilişki kuracak “çalışan temsilcisi” ya atanacak, ya da varsa yetkili sendika temsilcisi olarak seçilecek. Bu temsiliyetin patronların bizzat üyeliğe zorladığı yandaş sendikalar tarafından yürütülecek olması başlı başına bir sorun.

Pek çok işyerinde, sorumluluğu işverene bırakılmış acil durum planları ve denetlenmesi yetersizdir. Oysa önlenebilen iş kazalarının çoğu, acil durumlar sonucu ortaya çıkmaktadır. İşyerleri ile ilgili en yetkin ve bilimsel denetlemeleri yapan TMMOB’nin yetkilerinin, yeni İSG kanunu çıkmadan hemen önce elinden alınması tesadüf değil. Bu bağlamda, TMMOB’ye yapılan operasyon AKP’nin sermaye ile elele verip alışılan sınıf düşmanlığını sergilemesidir.

Kısaca, AKP’nin meşhur torbasından çıkan yeni İSG Kanunu, İSG hizmetlerinin taşeronlaştırılması, devlet eliyle sermayenin insafına bırakılması, TMMOB’nin de devre dışı bırakılmasıyla denetlemenin olanaksız kılındığı, yeni iş kazası, meslek hastalığı ve iş cinayetlerine çanak tutan, içler acısı bir kanun.

İşyeri şartları çok önemli
Dünya Sağlık Örgütü, işyeri şartlarının; bel ağrılarının üçte birinden fazlasına, işitme kayıplarının yüzde 16’sına, akciğer kanserinin yüzde 10’una neden olduğunu ve depresyon yükünün yüzde 8’inin işyeri risklerine atfedilebileceğini belirtmektedir.

İş kazası ve cinayetlerine karşı mücadele 
Ülkemizde iş kazaları ve cinayetleri devlet eliyle kayıt dışı bırakılırken, sendikalar ve meslek örgütlerinin ne yazık ki boş bıraktığı bu alanda mücadele eden İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ni anmadan olmaz. Meclis, her geçen gün daha da artan işçi ölümlerini “kaza” ya da “hastalık” olarak değil, kasıtla işlenmiş “cinayet”ler olarak değerlendiriyor. Bu cinayetlerin kapitalist üretim sistemi devam ettiği sürece devam edeceği savıyla hareket eden Meclis, “insanca çalışma ve insanca yaşama” amacıyla başta hayatlarını kaybeden ailelerinin oluşturduğu ağlar, yaralanan işçiler, işçi ve kamu emekçi sendikaları, meslek örgütleri olmak üzere; emekten yana tüm kesimlerle birlikte örgütlü mücadeleyi hedefliyor. Meclis’e internet sitesinden ulaşılabilir: www.guvenlicalisma.org
 
İş cinayetlerinde hayatlarını kaybedenlerin yakınları ise Adalet Arayan İşçi Aileleri* adıyla istikrarlı mücadelelerini sürdürüyorlar. Mayıs 2012’den beri her ayın ilk Pazar günü saat 13.00’te Galatasaray Lisesi önünde tuttukları “Vicdan ve Adalet” nöbetleriyle “İş cinayetlerini unutmadık, unutturmayacağız!” diyor ve katillerin cezalandırılmasını istiyorlar.

TTB: Çalışanlar kâr hırsına kurban ediliyor
“AB ve ILO’nun normlarına uyum gereği İSG’nin özelleştirilmesinden başka bir ‘yeniliği’ olmayan yasa, ardı sıra gerçekleşen işçi ölümlerini engelleyebilecek dinamiklerin önünü tıkamakta; çalışanların sağlığı ve güvenliği, sermayenin baskısına ve taşeron firmaların kâr hırsına kurban edilmektedir.”

Sağlıkta Dönüşüm yalanı cezaları engelliyor
Hukuksuzluğun adeta bir hukuk kuralı olduğu AKP Türkiye’sinde iş cinayetleri örtbas edildi ya da patronlara göstermelik cezalar verilerek geçiştirildi.

Kanunda ilgili maddeler bulunmasına rağmen kayda geçen kazalar, gerçek sayının çok altında kaldı. Bu durumun nedenlerinden biri de AKP’nin sağlıkta dönüşüm programı. Sağlık hizmetinin önemli bir kısmını özelleştirme yolu ile yandaş hastane zincirlerine devreden AKP, vakaların önemli bir kısmını kayıt dışı bırakmayı başardı.

Esenyurt’taki AVM inşaatında çalışan 11 işçinin yangında ölümü davasında bile tüm tutuklu sanıkların tahliye edilmesi, AKP yargısının yaklaşımını ortaya koyar nitelikte.

Ekonomik büyümeden madencinin payına ölüm düştü
Türkiye’de 1941 yılından bu yana maden kazalarında toplam 3 bin 12 kişi hayatını kaybetti, 373 bin 484 kişi yaralandı. AKP’nin iktidar olduğu son on yılda ise diğer işkollarında olduğu gibi madencilik sektöründe de ölüm, adeta sıradanlaştı. Ülkemizin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sermayeye peşkeş çekmeyi kendine görev edinen AKP iktidarı, işçi güvenliği yerine patronların kârını önceleyince, ekonomik büyümeden madencinin payına ölüm düştü. 2007-2011 yılları arasında 400 madenci yaşamını yitirdi. Karadon Kömür Ocağı’ndaki faciadan sonra AKP’nin Çalışma Bakanı’nın “Madencilerimiz güzel öldüler” ve ülkenin Başbakanı’nın “Ölmek madencinin kaderinde var” sözleri, emekçilerin hafızasına kazındı.

Maden kazalarının yüzde 95’i insan kaynaklı. Çok kolay önlemler ile can kayıpları durdurulabilir. Fakat kuralsız ve kayıt dışı çalıştırma, taşeronlaşma, yoksulluk, bölgesel eşitsizlik, eğitimsizlik ve denetimsizlik, çocuk işçi çalıştırma gibi nedenlerle patronlar devletle işbirliği içinde madenleri, madenci mezarı haline getirmeye devam ediyorlar.