(5) Zenginler giysin diye...

Zeytinburnu Kazlıçeşme’de eskinin deri tabakhanelerinin olduğu, grev ve direnişlerin eksik olmadığı bölge artık ultralüks mağazalara ev sahipliği yapıyor. Uluslararası markaların, albenili vitrinlerinde; binlerce, on binlerce liralık deri ve kürk ürünleri sergileniyor. 

Vizon, timsah, yılan, astragan, çeçilya, somon balığı… hatta kurbağa derisinden ceketler, montlar, pantolonlar, çantalar, aksesuarlar… El kadar çantaların 4-5 bin liraya satıldığı  bu bölgede, ceketlerin fiyatları yapımına ve kullanılan malzemeye göre 100 bin dolara kadar çıkıyor.

Zenginler giysin diye hazırlanan kıyafetlerin sergilendiği vitrinlerin bodrum katında ise başka bir dünya ve yüz yıl yaşanıyor. Bölgedeki mağazaların altında ve bu mağazalara üretim yapan fason atölyelerde resmi olarak 20 bin, kayıt dışı işçiler de katıldığında 40 bine yakın işçi var. Maden işçileri gibi yerin altında çalışan işçiler altın değilse bile altın değerinde kıyafetler üretiyor. 

Bölgedeki en büyük marka Punto Deri. İşçilerini, sendikaya üye olduğu için kapı önüne koyan Punto Deri “bölgedeki en iyi koşullara sahip yer” olarak biliniyor. Ancak burası için anlatılanlar dahi parmak ısırtacak cinsten. 

BU KOŞULLAR VEREM EDER

İşçilerin çalıştığı yerlerde vitrinlerin ışıltısından eser yok. Makinaların hemen üzerinden lağım boruları geçiyor. Yeterli havalandırma yok. Ağır rutubete, kullanılan kimyasal solüsyonlar ve bali gibi yapıştırıcı maddeler eklenince neredeyse nefes alınamıyor. Bu nedenle ciğer hastalıkları deri işçileri arasında çok yaygın. Şu an direnişte olan işçilerden Tayfun Kemal de onlardan biri. Geçen yıl tüberküloz olduğu için üç ay Süreyyapaşa Hastanesinde tedavi görmüş. Geri döndüğünde fason atölyenin yolu gösterilmiş. Kemal, sonrasını şöyle anlatıyor: “Oranın koşulları daha da ağırdı. Ben kendi masamda çalışmak istediğimi söyledim. Kabul etmediler. Bu kez bana üzerinde ‘Hastalığım nedeniyle işi bırakmak istiyorum’ yazılı kağıt imzalatmak istediler. İmzalamadım. Bir sürü tartışmanın ardından beni bu kez depoya verdiler. Orası da ağır bir deri kokusunun olduğu havasız bir yer.” Söze giren işçiler, Süreyapaşa’da 1 yıl yatan işçiler olduğunu anlatıyorlar. 

Kürk traşlama bölümünde çalışan işçiler de dertli. Havalandırma olmadığı için, kesilen tüylerin havada uçuştuğunu anlatan Mehmet Gürgün devam ediyor: “Yazın çalıştırılan vantilatör, tüyü ve tozu daha da kaldırıyor. Maske yok. Bütün toz, tüy ciğerlerimize işliyor. Bir de bizim bölüm çok gürültülü. Kulak tıkacı verilmediği için duyma kaybı oldu bende. Yine de tıkaç vermediler.’’

Koşulların denetlenip denetlenmediğini sorduğumuz işçiler “Burberry denetliyor” yanıtını veriyor. Burberry, bir devlet kurumu değil. Punto’ya iş veren uluslararası bir marka. Verdiği işlerin hangi koşullarda üretildiğini, daha doğrusu verdiği işlerin istediği gibi yapılıp yapılmadığını kontrol ediyor. Onların temsilcisi geldiğinde “kokmayan” solüsyon kullanıldığını, maske dağıtıldığını anlatıyor işçiler. “Neden önlem almıyor patron?” sorusuna da şu yanıtı veriyorlar: “Çünkü önlem almak cezadan daha pahalı.” 

DOPİNGLİ ÇALIŞMA!

İşçilerin koşullarının değişmesi talebini kulak ardı eden patron, ağır koşullara ve uzun çalışma sürelerine kendi çözümünü getirmiş. Verimleri düşmesin diye işçilere her gün vitamin dağıtılmaya başlanmış. Buna “dopingli çalışma” adını koyan işçiler, “Zaten başka türlü de dayanamayız” diyor. 

Yaşadıkları sıkıntıları ayrıntılarıyla anlatan mektupları “tanıdıklar” aracılığıyla Başbakana da iletmişler. Ama hiçbiri çözüm getirmemiş. En son sendikaya başvurmuşlar. Ve DERİTEKS’e üye olmuşlar. Sendikalaşma çalışmasına girdikten sonra da aslında tek çözümün bu olduğunu anlamışlar: Birlik olmak ve patronun karşısına dikilmek!

PORSCHELER KAPI ÖNÜNDE

Düzgün bir havalandırma ve işçi sağlığı için para bulamayan patronlar, bindikleri arabalar için kesenin ağzını açıyor. Mağazaların önleri birbirinden lüks arabalarla dolu. Bunların kimi müşterilere ait, çoğunluğu ise patronların. Direnişteki işçiler havzada „en az 50 tane” Porsche marka otomobil olduğunu söylüyor. Bunlardan biri de Punto patronuna ait. 1 milyon 600 bin liraya alındığını anlatıyor işçiler. Punto patronu bu arabayı 750 bin liralık özel yapım BMW’sinin üzerine almış. “Bu arabaların havalandırması işçilerin havalandırmasından pahalıdır” esprisi yapılıyor işçiler arasında.

KAPILAR KİLİTLENİYOR

Punto’da çalışma süreleri çok uzun. Sabah 08.20’de makina başına geçirilen işçiler, saat 08.30’u gösterir göstermez çalışmaya başlıyor. Mesai saati haftanın dört günü gece 22.00’ye kadar. Cuma günleri paydos saati 19.00, cumartesi, pazar günleri ise 17.00.  İşçileri makina başına 10 dakika önce diken patron, 1 dakika önce ayrılmasınlar diye bölümlerin kapılarını kilitliyor. Deri fuarı gibi işlerin yoğun olduğu dönemlerde  08.30’dan bir gün sonra 02.00’ye hatta 05.00’e kadar çalışıldığı oluyor. Ancak akşam ne kadar geç çıkılırsa çıkılsın sabah vaktinde iş başı yapılması gerekiyor. Yapılmazsa, müdür iş kartına el koyuyor ve işçi kartın peşinde koşuyor. Ya da Mehmet Gürgün’ün başına gelenleri yaşıyor: “10 dakika geç geldim diye kışın ayazında 1 saat dışarıda beklettiler beni. ‘Neden’ diye sorunca, ‘Bir saatini almak istedim’ yanıtını almış. İşçilerin haftalık izin hakları da yok. Ayda sadece bir pazar dinlenme hakkı tanınıyor. Molalarda da sıkıntı yaşıyor işçiler. Eskiden işyeri duvarında saat varmış. Sonra kaldırmışlar. Patron ne zaman zili çalarsa o zaman mola veriliyormuş. Yıllık izinler 5 günle sınırlı. Kimi yıl, bu da kullandırılmıyor, yerine para ödeniyor: 5 yıla kadar 280 lira, 5 yıldan sonrakilere 320 lira. İzin kullanıldığında da günlük 70 liradan 350 lira kesinti yapılıyor. İşyerindeki bir diğer sorun bordrolar. 2-3 bin lira ücret alınmasına karşılık bordroda asgari ücret gösteriliyor. Emekli olduklarında kendilerini düşük ücrete mahkum edecek olan bu durum, işçilerin en tepkili olduğu sorunlardan biri.

YAPILMADIK BASKI KALMADI

Sendikalaşmanın açığa çıkmasının ardından patronlar yapmadıklarını bırakmamış. Tehditler, baskılar, para teklifleri... İşçilerden Mustafa Özaydın, sendikaya üye olduğunu öğrenen patronun kendisini saat 18.00’de “ikna odasına” çağırdığını ve akşam 22.00’ye kadar baskı yaptığını, “Sizi bir kaşık suda boğarım” dediğini aktarıyor. Baskılara boyun eğmediğinde ise “para teklifi” devreye girmiş. Henüz 9 aydır çalışan Özaydınlı’ya, tazminat hakkı olmadığı halde 20 bin lira teklif edilmiş. Ama işçiler, parayı alıp kenara çekilmekle işin çözülmeyeceğinin farkında. “Buradan gitsek başka yerde daha kötü koşullarda çalışacağız”  diyen işçiler, Punto’ya sendikayı sokmak kadar, havzadaki çalışma koşullarını değiştirmek için de çalışıyor. Sendikalarının başlattığı örgütlenme kampanyasına tam katılım sağlıyorlar.

10 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUYLA YENİDEN TANIŞTI

Punto Deri işçilerinin sendikalaşma mücadelesi henüz sonuca erişmiş değil. Ancak kazanımları şimdiden başlamış. Öyle ki işçiler “Bizim sendikalı olmamıza ve işten atıldıktan sonra direnişe başlamamıza neden olan her şey şu anda kabul edildi.” Bordrolar 1800 lira üzerinden yatırılmaya başlanmış. İzin paraları 350 liradan 1200 liraya çıkarılmış. Ustabaşlarının işçilere davranışları da değişmiş. Eskiden bağırıp çağırırlarmış. Yaşanan şu olay direnişteki tüm işçilerin dilinde: “Arkadaşın eşi hamile, doğum yapacağı bilgisi geldi. Arkadaş hastaneye gitmek isteyince, ‘Neden gideceksin sen mi doğurtacaksın’ deyip izin vermediler.” 

Bu ustabaşları şimdilerde işçilere babacan davranmaya başlamış. Öyle ki eskiden yasakken, artık dışarı çıkıp sigara içilmesine bile izin verilir olmuş. En önemlisi de uzun süren çalışma süreleri düşürülmüş. Halen içeride çalışan bir işçi 10 yaşındaki çocuğuyla bu sayede yeni tanıştığını anlatıyor. Çocuğu da sendikaya teşekkür ediyormuş, artık babasının yüzünü görebilmeye başladığı için. Aileleriyle görüşebilmek direnişteki işçilerin de altını özellikle çizdiği bir konu. 14 yıllık Punto Deri İşçisi Lokman Güven, bunun önemini şöyle anlatıyor: “Hafta sonu program yaparsın ama bir bakmışsın ki çalışman gerekir. Diğer günler zaten geceye kadar çalşıyorsun. Yıllık izin gelir; 5 gün de olsa o çocuk için önemlidir. Nereye gideceğiz acaba diye düşünür. Ama izin iptal olur çocuğun hevesi kursağında kalır. Şimdi çocuk 18 yaşında. O da artık arkadaşlarıyla vakit geçirmek istiyor. Gidebilir durumda olsan bile geçti artık... Kimse bu durumda olmamalı.”

44 YAŞINDA MARJİNAL OLDUM

Direniş işçilerde de değişim yaratmış. “En basiti dostumuzu düşmanımızı öğrendik” diyor işçiler. 14 yıllık İşçi Ramazan Aygün “marjinal” olmanın ne demek olduğunu öğrenmiş örneğin. Eski Refah Partisi üyelerinden. AKP milletvekillerinin bir kısmını telefonla arayıp konuşacak kadar yakın olduğunu anlatan Aygün, “Patron benim için marjinal PKK yandaşı diye şikayette bulunmuş. Polis ifademi aldı. Ben de dedim ki madem biliyormuş bunu yaz o zaman 10 yıldır bana yardım yataklık ediyor. Eskiden televizyonda izlerdim, marjinal dendi mi terörist diye bakardım. Meğer hakkını arayan marjinal oluyormuş. Ben de 44 yaşından sonra marjinal orjinal olmayı öğrendim.” Başka bir işçi giriyor söze: “Çünkü şimdiye kadar hep uzaktan bakmıştık.”

İSTERİZ AMA...

İşçiler sendikalaşma sürecinde solcu-sağcı, Alevi-Sünni, Kürt-Türk bütün ayrımları bir kenara bırakmış. Ama yok saymamış, birbirine saygılı olmuş, işçi kimliğiyle birleşmiş. İlk dönemlerde patronun farklılıklarını kullanmak istediğini anlatıyor işçiler. “Sen Alevisin hocanın içinde yerin ne? Ya da komünistlerle ne iş yapıyorsun?” demişler. Direnişteki kadın işçilere “Bayan olarak erkeklerin içinde ne işin var!” demişler. Kadın işçi de hemen yanıtı vermiş: “Üretim yaparken kadın, erkek diye ayırıyor muydunuz? Tabii ki birlikte olacağız bu mücadelede!”

KENETLENDİLER

Patronun işçileri bölmek için oynadığı hiçbir oyun işe yaramamış. Sendikalaşmak için kurdukları komitenin etrafında kenetlenip bu işi sürdürmüşler, sürdürmeye de devam ediyorlar. Kendi içlerinde işlettikleri bu demokrasinin, ülke genelinde uygulanıp uygulanamayacağını soruyoruz. Yanıtları “İsteriz ama izin vermezler” oluyor.

KAMPANYA BAŞLAYACAK

İşçilerin üyesi olduğu DERİTEKS bölgede örgütlenme kampanyası başlattı. Bu kapsamda hazırlanan broşürler dağıtılmaya başlandı. Zeytinburnu’nun merkezi yerlerine ve işçilerin en fazla kullandığı güzergahlara da standlar açılacak. Punto Deri işçilerinin üyesi olduğu DERİTEKS Genel Başkanı Musa Servi, işçilerin yaşadıkları kötü koşulların sendikayla ve dayanışmayla değişebileceğini söyledi. Emekten yana tüm kesimleri bu kampanyaya destek vermeye çağıran Servi, Punto Deri mücadelesinin başarısı için başta sendikalar olmak üzere herkesi dayanışmaya çağırdı.