Ankara İşçi Sağlığı Meclisi‘nin düzenlediği panelin konuşmacısı konunun uzmanı Gazi Ünv. İ.İ.B. Fakültesi Maliye Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Mustafa Durmuş idi.
3 Ocak’da Ankara Tabip Odası‘nda düzenlenen panelde Doç. Dr. Mustafa Durmuş, 2014 yılı bütçesini sınıfsal bir bakış açısıyla değerlendirdi ve bütçeden işçi ve emekçi sınıflara düşen payın ne olup olmadığını anlattı.
Durmuş, ”tarihsel bir süreç olarak ele alındığında kamu bütçelerinin çok önemli siyasal, ekonomik ve yönetsel belgeler olduğunu, bütçenin sosyal sınıflar arasındaki mücadelenin önemli alanlarından biri ve egemen – yöneten sınıfların en önemli ekonomi ve maliye politikası araçları, aynı zamanda da hükümetlerin demokratik, sosyal hak ve özgürlükler konusundaki duruşlarının en önemli göstergeleri olduğunun altını çizerek, sınıf mücadelesinin en eski alanlarından biri” olduğunu söyledi.
Sunum, 5 temel soruyla başladı. Bütçe mekanizmasının ne şekilde hangi sınıfın lehine, hangi sınıfın aleyhine işlediği net bir şekilde anlatıldı.
1- 2014 Bütçesi halkın katılımıyla mı yapıldı?
2- Burjuva Hükümet toplamda bütçe ile ihtiyaçları gözetiyor mu?
3- Harcamalar ve gelirler yönüyle 2014 Bütçesinin sınıfsal temeli nedir?
4- 2014 Bütçesinin demokratik hak ve özgürlükler üzerindeki yansımaları nelerdir?
5- Marksistler, sosyalistlerin bütçe ve vergilemeye ilişkin görüşleri nelerdir?
Doç. Dr. Mustafa Durmuş‘un 2014 yıl bütçesini emekçiler açısından beş ana başlıkta eleştirdiği konuşması şöyle:
Bütçenin hazırlık ve onaylanması aşamasında yetkili olan mercilere bakıldığında işçiler, emekçiler, demokratik kitle örgütleri,sendikalar vb’nin katılımının söz konusu olmadığı ve gerek bütçe gelirleri gerekse de harcamaları yönünden yeterince denetlenememesi bağlamında, Durmuş :
”Siyasal iktidar her yıl işçilerin, emekçilerin yarattığı artı değerin yaklaşık üçte birine vergi, prim, fon ya da kamusal hizmet fiyatlaması adı altında el koyuyor ve el koyduğu bu gelirleri nereye harcadığı konusunda bilgi vermeye yanaşmıyor!
Hükümetin gerek bütçe gelirleri, gerekse de harcamaları yeterince denetlenememektedir. Bu halkın toplanan vergilerin nasıl harcandığının hesabını siyasal iktidarlardan sormak anlamına gelen ve yüzlerce yıllık mücadelelerle kazanılmış olan «Bütçe Hakkı»nın ortadan kaldırılması demektir.
AKP Hükümeti, sınıfsal ve ideolojik konumlanışı gereği olarak toplumun bütününün ihtiyaçlarına dönük bir bütçe hazırlayamaz.
Kapitalist düzende devlet bütçesi, birbiriyle uzlaşmaz çelişkiler ve çatışmalar içinde olan sosyal sınıflar arasındaki mücadele alanlarının başında gelmektedir. Aslında, emekçiler ve sermayedarlar, ezilenler ve ezenler en büyük kavgalarından birini devlet bütçesi üzerinden yapmaktadırlar. Sermaye sınıfı, bütçe ödeneklerini kendi düzenini sürdürüp pekiştirebilecek hizmetlere yönelik olarak biçimlendirirken, bunun maliyeti olan vergileri işçilerin, emekçilerin sırtına yıkmakta ya da devleti borçlanmaya zorlamaktadır.
Böylece hem vergi vermekten kurtulmakta, hem de yüksek faizlerle devleti fonlayarak sermayesini daha da büyütmektedir. Devletler ve hükümetler bu mücadelede tarafsız değildir.
Devletler güçlü olanın, egemen olanın yanında yer almakta, böylece bütçenin hem nicel büyüklüğü hem de içeriği /niteliği egemen güçler ve sermaye sınıfı lehine gerçekleşmektedir. Egemenler bunu seçilmiş burjuva hükümetlere yaptıramazlarsa, İtalya ve Yunanistan’da olduğu gibi teknokrat hükümetlerine ya da 1980’lerde Türkiye’de olduğu gibi askeri diktatörlüklerin güdümündeki hükümetlere yaptırmaktadırlar.
Harcamalar ve gelirler yönüyle bütçe rakamlarına bakıldığında, 2014 bütçesinin sermaye sınıfına kepçe ile, yoksula kaşığın ucu ile dağıtan bir bütçe görünümünde olması bütçenin sınıfsal temelini açık bir şekilde gösterdi.
Ayrıca sermaye için 8,4 milyar TL işveren prim desteği, 2 milyar TL bireysel emeklilik sigortası (BES) primi desteği, 3,8 milyar TL Ar-Ge desteği ile ilave % 3,3 ve kredi faiz desteği için 12- 13 milyar TL ve kobi desteği için 3–3,5 milyar ile % 3,7’lik bir destek ile toplamda % 12,4’lük bir destek söz konusudur. Ayrıca Hükümetin Gelir ve Kurumlar Vergisinin birleştirilmesini öngören çalışması sonuçlandığında sermayenin vergi yükü daha da indirilmektedir.
Demokratik hak ve özgürlükler bağlamında bakıldığında ise;
”Özce, askeri vesayetin tasfiye edilmesi veya geriletilmesiyle birlikte daha demokratik hatta “ileri demokratik” bir rejime doğru gittiğimiz ileri sürülse de, asker ve polis için ayrılan kaynakların büyüklüğü bunu doğrulamamakta, “Mütedeyyin” AKP’nin temsil ettiği “sivil” anlayış ve dinsel değerlerle yeniden yoğrulmakta olan bir militarizmin desteğindeki otoriter bir siyasetin yerleşmekte olduğu açıkça görülmektedir.
Son olarak vurgulamak gerekir ki, kâr üzerinden alınan kurumlar vergisi ve / veya kâr dağıtımı üzerinden alınan gelir vergisi aslında işçinin ürettiği ama sermayedarın el koyduğu artı değerin devlet ile paylaşılmış kısmıdır. Devlet bu vergilerle sermaye birikimini kolaylaştırıcı ve bu eylemini meşrulaştırıcı işlevini yerine getirmektedir. Bu nedenle de emekçiler açısından egemenlerin kendi hükümetleri için vergi toplamayı nasıl örgütlediğinin temel bir önemi yoktur. Burada sorulacak soru kimin ne kadar vergilendiği değil, kimin vergilediği ve vergi gelirleri ile neyin yapıldığı ya da yapılmadığıdır.