Basına yansıyan ve Sendika.Org’un raporlaştırdığı iş kazalarında geçtiğimiz temmuz ayında 52 işçi hayatını kaybederken 355 işçi de yaralandı. Bu kadar ölüm ve yaralanmanın yaşandığı çalışma hayatına ilişkin ne toplumun ne de sendikaların harekete geçmemesi dikkat çekerken, AKP’nin bakanlarından Ömer Dinçer, geçen yıla oranla iş kazalarını azaldığını iddia etti. Kürt coğrafyasında yaşanan savaştan dolayı yaşamını yitiren askerlere ilişkin büyük bir reaksiyon gösteren Memur -Sen, Türk - İş ve Hak -İş gibi sendikaların yaşanan iş cinayetlerine karşı hiç bir açıklama yapmamasını değerlendiren Ankara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Metin Özuğulu, çarpıcı açıklamlarda bulundu.
Kader olarak algılama var
İş kazaları konusanda yaptığı saha çalışmalarıyla bilinen Özuğurlu, iş cinayetlerine ilişkin duyarsızlığı anlatırken, “Doğrudan doğruya iş kazasını yaşıyanlar durumu kişisel bir kader gibi algılanmaktadır” diyor.
Birçok konuda açıklama yapan ancak iş cinayetleri konusuda sessizliğini koruyan sendikaları da eleştiren Özuğurlu, şöyle devam etti: “Sendikal mücadele güçlü olduğu dönemde de üretim alanında yaşanan gelişmeler hep ihmal edilmiştir. Genelde ücretler, sosyal haklar üzerinde bir pazarlıkçı zihniyet hakim olmuştur. Emekçi sınıfların temel sorunlarını asla politize etmeyip tümüyle sınıf mücadelesi alanı dışındaki kimi cereyanlar çerçevesinde bir tutum alınıyor. Ulusal çıkar adına yapılan her şey sonuçta emekçi sınıfların aleyhine dönüyor. Emekçi sınıfların kendi maddi yaşam koşullarındaki problemleri siyasallaştırmaları gerekirken, egemen sınıflar cephesinde saf tutmak şeklinde bir yönelim var ki, bu da genel eski sendikacılık anlayışıdır.”
‘Sermayenin himayesindedirler’
Bugünkü sendikal anlayışın sarı sendikal anlayışın da gerisinde olduğunu ifade eden Özuğurlu, “Bu sendikacılık kuşağı, iktidar ve sermaye ile daha himayeci ilişkiler çerçevesinde kendi mevcudiyetini sürdürme eğilimi içerisindedir. Bunlar neoliberal dalgaya direnen sendikaları temsil eden sendikacılar değil. Sarı sendikayı aratır koşullar şu an geçerlidir. Dolayısıyla sermayeye en ufak bir şey söyleyemiyorlar. Orada bir güçsüzlük var. Hakim sınıflar nezdindeki siyasal kamplaşmada saf tutmanın böyle bir himayeci sendikacılık pratiğiyle ilgisi var. Bunlar iş kazası değil, bunlar iş cinayetidir. Türkiye’de ortalama çalışma süresi 12 saati aşmış durumda. Böyle bir ülkede sendikacı olarak yaşamak zulümdür zaten” dedi.
Çok can yanacak
Çalışma koşullarını 19. yüzyıl koşullarına benzeten Özuğurlu, iş kazalarının daha da artacağını söyledi. Özuğurlu, şunları kaydetti: “Türkiye hakim sınıfları AB’yi bir kenara bıraktı. G-20’lerin içinde avantajlı bir yer diyerek, ağırlıkla da Arap ve Kürt emekçiler üzerinden Çin ve Hindistan’a rakip ucuz emek havzası oluşturmayı düşünüyorlar. Yönelim gittikçe buraya doğru gidiyor. Makro yönelim bu. Yani işçi ölümlerinin katlanarak artacağı bir süreci dayatıyorlar. Bu şekilde yorumlanabilir. Antep, Mersin, Kürt havzasında emek yoğun bir şeyler yapmak, Çin’e karşı bir altenatif yaratmak istiyorlar. Bu sürecin 20 yıl süreceği Dünya Bankası verilerinde var. Bu konu Türkiye’nin çok can yakacak gündemi olmaya devam edecektir, öyle gözüküyor.
52 işçi yaşamını yitirmişti
Basında çıkan ve Sendika.Org’un raporlaştırdığı verilere göre, geçtiğimiz temmuz ayında iş kazalarında 52 işçi hayatını kaybederken 355 işçi de yaralandı. Yazla birlikte inşaat ve mevsimlik tarım işçilerinin maruz kaldığı kazalarda bir artış yaşandı. En çok 14 iş kazası Malatya’da kayıt altına alıdı. Malatyaíyı İstanbul, Ankara, Kocaeli, Balıkesir, Antalya, Kırşehir, Manisa ve Kütahya izledi. Bursa, Konya, Antep, Eskişehir, Denizli, Sakarya, Urfa, Maraş, Düzce, Karaman ve Tekirdağída da çok sayıda iş kazası meydana geldi.