Resmi kayıtlara göre 45 bin, kayıtsız çalışan işçiyle birlikte bu rakamın 75 bini yan sanayisiyle birlikte 250 bin işçinin çalıştığı Tuzla...
Bir deneyim: Tuzla Tersaneler Bölgesi (1)
Resmi kayıtlara göre 45 bin işçinin çalıştığı, fakat kayıtsız çalışan işçiyle birlikte bu rakamın 75 bini bulduğu ve yan sanayisiyle birlikte 250 bin işçinin çalıştığı Tuzla Tersaneler bölgesi. “ İş kazaları” sonucu 200′e yakın işçi cesedinin çıkarıldığı ve kimi cesetlerin hiç bulunamadığı Tuzla Tersaneler Bölgesi. Kuralsızlığın kural sayıldığı ve taşeron çalışmanın en azgın ve dizginsizce hüküm sürdüğü Tuzla Tersaneler Bölgesi.
2005 yılında gerçekleştirdiğimiz İşçi Kurultayı’nın önümüze koyduğu öncelikli sektörler kategorisine giren metal sektörünün önemli mevzilerinden birisi konumunda olan Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde o yıllarda yürüttüğümüz çalışma tüm eksik ve olumlu yanlarıyla birlikte bir laboratuvar özelliğini taşımaktadır. Bu deneyimin bugün açısından özellikle genç kuşaktan yoldaşlara aktarılması sınıf örgütçülüğü anlamında küçük bir deneyim anlamına gelmektedir.
Bu bağlamda, tersaneler bölgesinde yürüttüğümüz çalışmanın anlatımına geçmeden önce Tuzla tersanelerinde sınıf örgütçülerimizin yürüttüğü çalışmanın öneminin kavranması açısından yazımızın ilk bölümünde gemi inşa sektörünün Tuzla bölgesindeki gelişimini,Tuzla Tersaneler bölgesindeki üretim ilişkilerini ve tersane işçisinin profilini kısa da olsa anlatarak başlayacağız.
Gemi inşa faaliyetinin kalbi TUZLA
Türkiye’de gemi inşa ve onarım sanayi, genişleyen ve gittikçe büyük yatırımların yapıldığı bir ihracat sektörüdür. Bu sektörde üretim 2007 itibariyle toplam 62 tersanede gerçekleştiriliyor. Bu tersanelerin 56’sı özel sektöre, 4’ü Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve 2’si de kamu sektörüne aittir. Tuzla Tersaneler Bölgesi ise özel sektöre ait 31 adet tersane amaçlı firma, 7 adet ahşap-fiberglas çelik tekne (yat) imal yeri, 13 adet yüzer havuz ve 1 adet kuru havuz donanımıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu tersaneler ile Tuzla Tersaneler Bölgesi, Türkiye gemi üretiminin yüzde 90’ını içermektedir.*
Bu tersanelerin 41 adeti GİSBİR (Gemi İnşa Sanayicileri Birliği) üyesi işletmelerdir. Gemi ve yat yapımı ve onarım konusunda piyasayı belirleyen aktörler bu tersanelerdir. Daha da ayrıntılı bir incelemede, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde üretim liderliğinin, toplam 7 ailenin elinde toplandığı söylenebilir. Bunlar genellikle deniz taşımacılığı yapan Karadenizli ailelerdir. Kalkavan, Yardımcı, Sadıkoğlu, Torlak, Bayrak, Çiçek ve Üner aileleri birkaç nesildir bu alanda çalışmaktadırlar. Önceden küçük bir çekek yeri olan 4 aile, 1980 sonrasında Tuzlaya taşınmışlardır. 1995 sonrasında ise, taşımacılıkla uğraşan dört aile tersane sahibi olmaya başlamıştır.**
Ancak son dönemlerde sayısı az olmakla birlikte GİSBİR üyesi olmayan büyük tersaneler de görülmektedir. Tuzla bölgesi dışında İzmir, Kocaeli, Zonguldak, Yalova, İzmit, Ereğli, Ünye, Sinop, Muğla, Samsun, Trabzon ve Mersin’de inşa halinde ve kurulmuş tersanelerle birlikte üretimde olacak olan tersane sayısının 2009 senesinde 123’e çıkacağı beklenmekteydi. İçine girdiğimiz 2014 yılına geldiğimiz bu günlerde ise bu hedef neredeyse tamamlandı.
Diğer taraftan, Gemi inşa sanayi özellikle iki nedenden dolayı hem dünyada, hem de Türkiye’de yükselen bir sektördür. Birincisi, son yıllarda sürekli artan dünya ticaret hacminin yaklaşık yüzde 95’i deniz yoluyla gerçekleşmektedir. İkincisi, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO)’nun yeni gemi inşasını arttırıcı düzenlemeleri söz konusudur; 2005 yılı itibariyle 15 yaş üstü gemiler seferlerden men edilmiş, 2015 yılından itibaren de dış duvarı tek cidarlı gemiler seferden men edilecektir. Bu iki neden, yeni gemi yapımı ve onarımına olan talebi patlatmıştır.***
Tuzla tersanelerinin kurulması 1960’lı yılların sonlarına tekabül eder. Gemi inşa sektörünün bölgeye taşınması, 22 Eylül 1969 tarih ve 6/12421 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul Tuzla ilçesi Aydınlı Koyu’nun Gemi İnşa ve Yan Sanayi Bölgesi olarak ayrılmasıyla gerçekleşmiştir. Geçmişi Bizans ve Osmanlı dönemlerine kadar dayanan Haliç, Tophane, İstinye, Kasımpaşa gibi İstanbul’un bazı semtlerinde bulunan gemi inşa, tamir ve bakım ile uğraşan tersanelerin bu bölgeye taşınması için yer tahsisi yapılmış ve Maliye Bakanlığı’ndan 49 yıllığına irtifa hakkı ile tersaneler bölgesi kurulmuştur.**** Bu tahsisin ötesinde, fiilen Tuzla’da tersanelerin yoğunlaştığı dönem ise, 1982 yılından itibaren Haliç’in endüstriden arındırılması ve ihracat yönelimli ekonomiye geçiş dönemidir.
Fakat, Tuzla tersaneler bölgesinin gelişmeye başlaması uzun yıllar durağanlığını sürdürdü. Tuzla’daki tersaneler bilinenin aksine dev tankerlerin, yolcu gemilerinin, motorlarının inşa edildiği bir gemi inşa yapım alanı olamadı. Bu tür dev gemi imalatı, Almanya ve Japonya gibi emperyalist ülkelerde mevcut, Tuzla gibi yerlerde ise daha çok küçük ve orta ölçekli gemi imalatı ve sökümü yapılmaktadır. Tuzla gemi imalatını Almanya ve Japonya gibi emperyalist ülkelerdeki benzerlerinden ayıran en büyük özellik ise kuşkusuz sermaye birikim seviyesidir. Örneğin Alman devi Thyssen, sadece bir tersanesinde 10 binden fazla işçi çalıştırır ve üretimin her noktasına hakimdir. Tuzlanın, çoğu taşımacılıktan gelen aile şirketleri, ne gemi motoru yapabilecek teknik kapasiteye, nede gemi üretiminin pek çok aşamasını bütünsel olarak barındırabilecek bir kapasiteye sahiptirler. Gemi inşa alanı öz olarak bir montaj işidir. Yani bu montaj işi için gerekli olan bir çok malzeme Tuzlanın civarına yerleşen irili ufaklı yüzlerce fason atölyelerin merdiven altı tezgahlarında üretilir. Bu ise, Tuzla’daki gemi inşa sektöründe yer alan tersanelerin sermaye birikimlerinin ne denli zayıf olduğunun da en net görülebilecek tablosudur.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde kuralsızlığın adı: Taşeron sistemi
1970’li yılların ikinci yarısında Tuzla bölgesine taşınmaya başlayan tersaneler yeni yeni gelişmekteydi. O yıllarda bu tersanelerle çalışan armatörler tanıdıkları ve işine güvendikleri bazı ustabaşlarını taşeronluk yapmaya yönlendirmeye başladılar. Piyasada o dönem usta olarak çalışan işçilerin birçoğu yanlarına aldıkları işçileri çalıştırarak taşeronluk yapmaya soyundular. Önce usta olarak çalışan fakat armatörlerin teşvikiyle taşeronluğa soyunan ustaların yanlarına aldıkları işçiler daha çok akraba, hemşehri ve köylerinden getirttikleri elamanlardan oluşuyordu. Ellerinde neredeyse hiçbir sermayesi bulunmayan bu yeniyetme taşeronlar, armatörlerin sağladığı sermaye sayesinde kısa sürede büyüyerek tersane sektörünün temel üretim momentleri haline geldiler. Bu teşvikler, genellikle iş sağlamak, yer ve iş araçları temin etmek şeklinde olmuştur. Taşeron firmaların oluşmasında özellikle 1982 sonrasında piyasaya giren yeni tersane ve armatörlük firmalarına devlet teşviki de önemli bir kaldıraç rolü oynadı. Diğer taraftan, kamu tersanelerinde çalışanların üst düzey yönetici olarak özel sektöre geçmelerini de gözlerden kaçırmamak gerek. Eğitimlerini çoğu zaman Japonya ve Güney Kore’de almış olan eski kamu tersanesi mühendisleri yeni CEO’lar, işsizliğin ortaya çıkmasıyla birlikte sistemin faillerinden biri olmuşlardır.
1980 krizi patlak verdiğinde, varolan kadrolarını küçültmek isteyen fakat tecrübeli usta ve elamanlarını da kaybetmek istemeyen tersane sahipleri taşeronluk sistemini sektörün ana itici gücü haline getirmekte işi gemi azıya almışlardır. Örneğin, bölgede faaliyet yürüten Çiçek Tersanesi’nde toplam işçi sayısı 800 civarındadır ve bu 800 işçi ortalama 30 ayrı taşeron firmada çalışmaktadır. Böylece işin kalitesinin düşme riskini de gözönüne alarak emek maliyetini oldukça altlara çekmişlerdir. Taşeronluğun bir kural haline geldiği sektör tersane patronlarına böylelikle başka avantajlar da sağlamıştır. Tersane patronları bu sayede hem ana işverende kayıtlı küçük bir kadroyla çalıştıkları için sosyal riskleri azaltmış, hem parça-başı iş mantığıyla çalışan taşeron firmalar aracılığıyla emek üzerindeki denetimlerini arttırmış hem de yaptıkları işlerin faturasını vergiden düşmüşlerdir. Özellikle ilk dönem taşeronluğa soyunan ve tersane patronlarından büyük teşvikler alan bu şahıslardan oldukça yüksek gelirler sağlayanlar olmuştur. Bu ise sektörde taşeron firma kurmayı oldukça çekici hale getirmiştir; irili ufaklı taşeron firmalar mantar biter gibi her yerde ortaya çıkmaya başlamıştır. Öyle ki, tersanede çalışan işçilerin yüzde 90’ı taşeron firmalarda çalışmaktadır. Taşeron firmaların giderek çoğalması tersane patronlarının daha fazla kar elde etmesini sağlamıştır. Çünkü mantar gibi çoğalan taşeron firmalar arasındaki rekabet bu sayede inanılmaz boyutlarda artmış ve bu sayede de tersane patronları fiyatları geri çekme avantajını yakalamışlardır. Bu durumun faturası ise yine tersane işçilerine çıkarılarak hem ücretler aşağıya çekilmiş hem de çalışma koşulları azgınca sömürüye sahne olmuştur.
Tersanelerin ve armatörlerin, taşeron firmaların kurulmasında gösterdikleri teşvik ve kolaylık diğer taraftan bu taşeron firmaların tersanelere göbekten bağımlı olmalarına neden olmuş, bu da tersane patronlarına ciddi avantajlar sağlamıştır. Bağımlılık ilişkisi, sipariş edilen geminin zamanında bitmeme riskiyle ifade edilmektedir. Tersane patronları için güven işin zamanında ve en az hatayla bitirilmesi iken, taşeron için ise hakettikleri parayı düzenli almak ve tersanenin sağlamakla yükümlü olduğu malzemenin zamanında teminidir. Zira, işlerin zamanında bitmemesi durumunda gemi siparişi veren firmaya büyük bir tazminat ödemek zorunda kalan tersane patronu, bu tazminatı taşerona yansıtmakta gecikmemektedir. Yani tersanede işin hızlı ve zamanında bitirilmesi temel prensiplerden en önde gelenidir.
Diğer taraftan, sektörde iki ayrı taşeron bulunmaktadır. Bunlardan ilki yerleşik, diğeri ise dış taşerondur. Yerleşik taşeron tersanenin sürekli çalıştığı taşeron firmadır. Dış taşeron ise tersanenin ihtiyaç halinde çalıştığı geçici taşeron firmadır.
Tersane, üretim sürecindeki bir iş için öncelikle yerleşik taşeronu tercih eder; yani ihaleyi önce onunla görüşür. Yerleşik taşeronlar tersanenin maliyet fiyatlarına uymayacak kadar yüksek fiyatlar istediğinde ve yapılacak olan işin de uzmanlık düzeyi yüksek değilse iş yerleşik taşerona verilmez. Bunun yerine, tersane işin ihalesini doğrudan dış taşerona açar. Tersaneler dış taşeronlara telefon yoluyla ulaşırlar, fakat çoğu zaman bölgenin mekansal yapısının darlığından da kaynaklı işçi kahvelerine yollanan bir haber sayesinde sorun çözülür. Haber hızla tüm dış taşeronlara kulaktan kulağa ulaşır. Örneğin, yapılacak olan iş bir kaynak işiyse “çevresi olan” bir kaynakçı ustasının bu işi duyması yeterli olmaktadır. Dış taşeronlar genellikle en ucuza iş yapan firmadır. Fakat tersane hiçbir zaman işin tamamını dış taşerona vermeyi tercih etmez. Çünkü, gemi yapımının beklenen ve sözleşmede yer alan sürede bitmemesi durumunda tersanenin ödeyeceği ceza miktarı dış taşeronun ödeyebileceği rakamların çok üzerindedir. Diğer önemli bir etken de dış taşeronun tersane sahiplerine istenilen güveni her anlamda vermemesidir. Dış taşeronlar sektörde daha çok tamir gemilerindeki işleri üstlenirler. En tehlikeli, en zor, en pis iştir tamir gemilerinde çalışmak… [Sürecek]
* DPT . IX. Kalkınma planı (2007-2013) Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Nisan 2006, s.1.
** Capital Dergisi, “Gemideki Aileler”, Ağustos 2003, http://www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=559.
*** Tuzla Tersaneler Bölgesindeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor. 22 Ocak 2008, s.23
**** TMMOB, Gemi Mühendisleri Odası 2003 Yılı Faaliyet Raporu, s.69