Birinin felaketi bir başkasının yaşama sebebi olur - Deniz Pelek

“Bir Suriyelinin yaşadığı felaket burada bir dayıbaşının bir üreticinin yaşama sebebidir.” Bu sözler Manisa’da çalışan bir Kürt işçiye ait. Mehmet, Suriyelilerin yaşadığı insanlık dramını bu şekilde betimliyor. Mevsimlik tarım işçileri her yıl, özellikle yaz aylarında, kamyon kasasında geçirdikleri kazalar, ölümler ya da maruz kaldıkları linç olayları ile medyada çokça yer alır. Ulaşım, barınma, güvencesizlik, elbette üzerinde uzun uzun yazmaya değer meseleler, ama ben bu yazıda mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı genel sorunlardan ziyade, Manisa’daki Suriyeli göçmenlerin yaşadığı sömürünün hikayesini anlatacağım.

Çok uzak olmayan bir tarihte buraya geldiler ve bugün Suriyeli işçilerle hem kentte hem de kırda oldukça sık karşılaşıyoruz. Suriyelilerin Türkiye’ye gelişleri hiç de kolay olmadı. İçlerinden genç bir işçi  sınırı geçişlerini şöyle anlatıyor: “Gece vakti çıktık yola. Yanımıza herhangi bir eşya, bir yiyecek malzemesi, kap kacak almadık, sadece biraz elbise aldık. Aşağı yukarı 2-2.5 metre derinliğinde bir çukurdan geçtik. Birbirimizi zar zor çıkardık oradan. Türkiye’ye geçtiğimizde askerler bizi gördü, ama girişimizi engellemediler. İlk geldiğimiz şehir Adana oldu, 5 gün kaldık, sonra dayıbaşı bizi işe götürdü.” Çalışma hikayeleri böyle başlamış, bundan sonrası ise bildiğimiz bir sömürü hikayesinin çok ötesinde, neredeyse köleliğe varan şartlarda bir hayatta kalma mücadelesine dönmüş.

Manisa’da ve diğer pek çok bölgede, basında da çoğu zaman yer aldığı gibi, işveren diğer işçilere verdiğinin altında yevmiye veriyor, buna bir de dayıbaşının her işçiden aldığı komisyon ekleniyor, o da Türkiye vatandaşı olan diğer işçilerden aldığı komisyondan çok daha fazlasını alıyor, bölgede 10-15 TL ye dahi çalışan işçi bulabilmek mümkün. Kasa hesabı ücretlendirmede ise 40 kasa Türkiye’li olan işçiler için 1 yevmiye iken Suriyeliler için 45 kasa 1 yevmiyeye denk geliyor. Sadece ücretler değil, mesai süreleri de Suriyeli işçiler için farklı işliyor.

İstirahatlerden kısıyorlar, 20 kişilik bir tarlada herkes yarım saat fazla çalışsa, işveren 10 saatlik emeğe ücretini ödemeden sahip oluyor. Her zaman düşük ücretlere çalışmıyorlar bazen de bedavaya çalışıyorlar. Suriyeli genç bir işçi Manisa’dan önceki durakları olan Konya’da pancar çapasında yevmiye almadan sadece yemek karşılığı çalıştıklarını söylüyor. Manisa’nın Gölmarmara ilçesinin bir köyünde, köylüler geçen yıl Suriyelileri çalıştıran dayıbaşının işçilerin parasını vermeden kaçtığını anlatıyor. Gidecek paraları olmayan işçiler parkta yatmaya başladıklarında köylüler bir yardım sandığı kurmuşlar, kendi aralarında topladıkları para ile işçilerin yol parasını çıkarabilmişler. Herhangi bir denetimin yapılmadığı, var olan iş hukuku kurallarının çok kere ihlal edildiği mevsimlik tarım işçiliğinde kaçak çalışan bu işçiler için ise kurallar tamamen sömürü üzerine işliyor.

Sadece çalışma değil barınma koşulları da yaşanabilir olmaktan çok uzak. Ya çadırda ya da elektriği, suyu, penceresi, kapısı olmayan dam diye adlandırılan bir göz odada bazen 30 kişi bir arada kalıyorlar. Bütün bu koşullar altında Türkiye’yi sevmelerini, burada kalmak istemelerini beklemek herhalde gerçekçi olmayan bir düşünce olurdu. Çoğu geri dönmek istiyor, ancak gidebilecekleri koşullar yok. Erkeklerin bir çoğu askerden kaçtıkları için vatan haini ilan edilmiş, Suriye’ye girerse yakalanacak, ya savaşacaklar ya ölecekler ya da Türkiye’de bu insanlık dışı koşullarda sömürülecekler.

İşveren, dayıbaşı ve işçiler arasındaki çıkar çatışması herkesin hayatında kendisini olduğu gibi hissettirirken; Suriyeli işçiler ile Türkiyeli olanlar arasında kendisini sömürenlere karşı dayanışma ilişkisi gelişmiyor. Suriyelilerin ucuza çalışarak emek piyasasına girdiğinden beri ücretlerin düştüğünü belirten işçilerden bir çoğu açık açık Suriyelileri burada istemediklerini söylüyorlar.

Sadece ücretler meselesi değil, savaşta aldıkları pozisyonu da eleştirenler var, Mardinli bir mevsimlik tarım işçisi  “Bir insan vatanını, namusunu, toprağını bırakıp gidiyorsa ondan bir iş çıkmaz, hayır gelmez. Bunlar hain insanlardır.” diyerek onların yanına yaklaşmamı bana öğütlüyor. Kadın işçiler ise, Suriyelilerin Urfa bölgesinde kuma alındığını ve bu yüzden ailelerin yıkıldığını söylüyor, onları Türkiye’de istemediklerini yineliyor. Böyle düşünmeyenler de olmakla beraber görüştüğüm işçilerin büyük bir çoğunluğu Suriyelilerin varlığından rahatsız. Gidecek yeri olmayan bu işçiler ise bütün hayatlarını burada kaldıkları sürece çadırda yaşamaya mahkum olarak geçirecek gibi görünüyor.