İlaç sektörü, özellikle AKP hükümeti döneminde, devletin kamu hastanelerine ilaç temininden çekilmesi, SSK İlaç Fabrikası'nın kapatılması ve düzenlenen yeni ilaç protokolleri ile özel sektörün hakimiyetine girdi. Son yıllarda yaşanan yabancı yatırımlardaki artış, yerli ilaç firmalarının yabancı ortaklıklar ve satın almalarla el değiştirmesi, ilaç sektörünü iyiden iyiye tekelci bir yapıya büründürdü.
İlaç sektöründe ortaya çıkan büyüme rakamları ise sektörde yer alan şirketlerin 'bölüşüm'den aldığı payı gözler önüne sermesi açısından elzem. Nitekim pastadan en büyük payı birçok sektörde olduğu gibi sayılı büyük şirketler kapıyor.
2013 yılında iç pazarda 1,78 milyar kutu ilaç satışıyla yüzde 6,9 büyüyen ilaç sektörü, böylelikle 15,4 milyar TL’lik bir hacme ulaşmış oluyor. İhracatta yaşanan yüzde 13,6’lık artışa karşın ithalat 3,3 oranında yükseliyor. Ortaya konan bu rakamlar ilaç sektörünün büyüme eğiliminde olduğunu gösteriyor.
İlaç sektörünün büyümesi işçiler açısından ne getiriyor?
Özel sektör açısından iyimser gözüken bu tablonun sırrı nedir? Ya da şöyle de denilebilir ilaç sektörü büyüyor fakat kimin üzerinden ve nasıl?
Bilindiği üzere yabancı yatırımcılara ülkemizi cazip kılan ana etmenlerin başında ucuz işçilik ve güvencesizliğin var olan yasal boşluklarla teminat altına alınması geliyor. Aslında aynı koşulların yerli yatırımcılar için de geçerli olduğunu söylenebilir.
Rekabet gücünün, Ar-Ge yatırımları ve beraberinde alınan patentlerle sağlandığı ilaç sektöründe, Ar-Ge yatırımı yapmak yerli ilaç sanayicileri açısından son derece maliyetli oluyor. Maliyetleri düşürme adına akla ilk gelense tabi ki işçilik maliyetlerini alabildiğine kısma. Bunun yolu da işçi ücretlerini düşürmek, işten çıkarmalar yoluyla işçi sayısını azaltmak, işçilerin örgütlenmesini engellemek. Dolayısıyla patron baskısı, sendikal alanda var olan yasal boşluklar ve ilaç sektöründe sendikalılaşmayı zorlaştıracak kendine özgü problemler bu yaptırımları kolaylaştırıyor.
İlaç işçileri sendikalılaşamıyor
Peki ilaç sektörünün sendikal örgütlenme anlamında işini zorlaştıracak özgün durumu ne? Şöyle açıklamak gerekirse, ilaç sektöründe bir fabrikada üretim yapan işçiler ve bir de dışarıda bu ilaçları tanıtan ve pazarlayan reprezantlar var. Bu durum ilaç sektöründe yasal yetki alarak toplu sözleşme imzalanmasını oldukça güçleştiriyor. Çünkü bakanlığa bir ilaç fabrikasında yetki başvurusu yapıldığında yetki hesaplamasına reprezantlar da dahil ediliyor. Oysa sayıları neredeyse üretimdeki işçi sayılarını aşan ve ülkenin dört bir yanına dağılmış olan reprezantlara ulaşmak çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu da üretimdeki işçilerin tamamının örgütlenmesi durumda bile işverenle yasal bir toplu sözleme sürecinin başlatılmasına engel oluyor.
Bu durumun bir örneğini Petrol-İş Sendikası'nın örgütlenme çalışması yürüttüğü Deva İlaç Fabrikası'nda görüyoruz. Deva İlaç’ta üretimde çalışan işçiler kadar belki de daha fazlası bu ilaçları pazarlayanlar. Şu anda sendika, üretimde çalışan işçilerin neredeyse tamamını örgütlese bile, pazarlama alanında çalışanların sayısındaki çokluk nedeniyle yetki alamıyor. Oysa Petrol-İş bu işyerinde uluslararası sözleşmelerde de yer alan bir uygulama ile 1984 yılından 2010 yılına kadar toplu sözleşmesi imzalayarak varlığını sürdürmüştü. Bu tarihten itibaren firma, East Pharma adında Bermuda merkezli bir şirket tarafından satın alınıyor ve hemen ardından sendikanın yetkisi olmadığı bahanesiyle sendikasızlaştırma operasyonu başlatıyor. İlk önce toplu sözleşme masasına oturulmuyor ardından sendikalılaşma çalışması yapan öncü işçiler işten atılıyor.
Deva İlaç'ta yaşanan bu olay Türkiye genelinde ilaç işçilerinin yaşadığı sıkıntıyı yansıtan örneklerden sadece bir tanesi. Aynı zamanda ilaç sektöründe örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden biri. Oysa ilaç üretiminde yer alan ve bu ilaçları pazarlayan işçiler farklı şirketlere ayrılabilirken, bu uygulama Türkiye'de çok istisna kalıyor.
Her zamanki gibi bölüşümden en büyük payı kapan bir avuç şirket işçilerin sırtında büyüyor. Yani büyüyen aslında patronların serveti, işçiye, emekçiye biçilen rol ise servetin yükünü taşımak oluyor. Bu durumda ilaç işçilerinin sendikada örgütlenmesini engelleyen sorununa karşı Bakanlık biran önce harekete geçmeli. Patronlar üzerinde üretimde çalışan ilaç işçilerinin sendikal taleplerini göz ardı etmesini engelleyecek baskı mekanizmaları kurulmalı.