‘Evladımız için ayaktayız'

İş cinayetlerine ilişkin açılan pek çok soruşturma ve davanın; geciken, adil olmayan, suçluları aklayan bilirkişi raporları nedeniyle tıkandığı, adaletin yerini bulmadığı biliniyor. Yakınlarını iş cinayetlerinde yitiren aileler, tüm sorumluların cezalandırılması için uzun süredir adalet mücadelesi yürütüyor. Başbakan Davutoğlu’nun son iki yılda yaşanan iş cinayetlerine ilişkin dosyaların yeniden inceleneceğine ilişkin açıklaması da gözleri yeniden bu sorunlu yargı süreçlerine çevirdi.

Yargıda yaşanan sorunlara ve adil olmayan uygulamalara karşı adalet mücadelesi veren ailelerden biri de Eroğlu ailesi. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’nde Grafik bölümü öğrencisi Eren Eroğlu (17), 31 Ekim 2013’te TDS Reklam firması çalışanı olarak tabelasını tamir için gittiği Özel Doğa Hastanesi’nde elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi. Ailesi, o günden beri oğlunun ölümünden sorumlu olanların tamamının yargı önüne çıkarılarak cezalandırılması talebiyle, diğer ailelerle birlikte mücadelesini sürdürüyor.

Davanın ilk duruşması, 17 Eylül’de İstanbul Bakırköy Adliyesi’nde görülecek. Duruşma öncesi Eren’in babası Erdinç Eroğlu ile bu süreçte yaşadıklarını, verdikleri mücadeleyi ve taleplerini konuştuk.

»Bu cinayetin sorumluları sizce kim? Siz kimler hakkında suç duyurusunda bulundunuz?
 
Henüz işe yeni başlayan oğlumu hiçbir güvenlik önlemi alınmadan, üstelik tehlikeli olduğu bilindiği halde tabela tamirine gönderen TDS Reklam, hukuksuz şekilde 2.5 metre mesafede üzerinden yüksek gerilim hattı geçen Özel Doğa Hastanesi, buna karşın hastaneye çalışma izni veren Sağlık Bakanlığı, ruhsat veren Esenyurt Belediyesi, Elektrik İletişim AŞ ve İl Sağlık Müdürlüğü hakkında suç duyurusunda bulunduk.

»Reklam firması, hastanenin üzerinden yüksek gerilim hattı geçtiğini biliyor muydu?
 
TDS çalışanları önce tabelayı asmak için gidiyor. Sonrasında Eren’i tamirat için hastaneye gönderiyorlar. Önceden giden, tabelayı asan çalışanlar firmayı işin tehlikeli olduğu konusunda uyarmışlar. Ama işe uygunluk çalışması yapılmadan işe yeni başlayan çocuğu oraya çıkarıyorlar.

»Eren’in sigortası var mıydı?
 
Ölümünden bir hafta önce sigortasını yapmışlar. Halbuki üç aydır orada çalışıyordu. Büro elemanı olarak göstermişler.

»Savcı, olay yerinde keşfe gittiğinde tehlikeli diye binaya çıkamamış, doğru mu?
 
Evet, savcı ve bilirkişi ‘Tehlike arz etmektedir’ dediler ve binaya bile çıkmadılar. Ben de soruyorum: Bu bina madem tehlikeli, benim oğlumu nasıl çıkardılar oraya?

»Bilirkişi raporunda neler var?
 
Bilirkişi raporu, olaydan 5 ay sonra ancak gelebildi. Raporda da belirtiliyor, telin yasal mevzuattaki uygunluğu 5 metre. Ancak Özel Doğa Hastanesi’nde yüksek gerilim taşıyan tel, binanın 2,5 metre uzağından geçiyor. Esenyurt Belediyesi buraya nasıl ruhsat veriyor, üzerinden yüksek gerilim hattı geçen bir yere nasıl hastane yapıyorlar, anlamak mümkün değil. Bu durum, gözlerini para hırsı bürüdüğünün en büyük kanıtı. Buna karşın bilirkişi raporu, kamu kurumlarını aklıyor.

»Rapora itiraz ettiniz mi?
 
İtiraz ettik, ancak savcılık itirazımızı dikkate almadı. Bilirkişilerin bu yanlı tutumu bu süreçte bizi çok yaraladı. Mahkemede tekrar itiraz edeceğiz. Yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulmasını talep edeceğiz.

»İncelemelerin baştan savma şekilde yapıldığını mı düşünüyorsunuz?
 
Evet, çünkü Elektrik Mühendisleri Odası’nın da raporu var. Ama savcılık bu rapordan hiç yararlanmamış. EMO raporu, belediyenin de kusurlu olduğunu ortaya koyuyor.

»Peki müfettişlerin yapmış olduğu incelemelerde bir gelişme var mı?
 
Ne yazık ki. SGK müfettişlerinin raporuna ulaşılamıyor. 10 ay oldu, rapor ortada yok.

»Kimler sanık olarak yargılanacak?
 
Mahkeme, 17 Eylül günü görülecek ilk duruşmaya 5 sanık çağırdı. Bunlar işyeri sahibi, usta başı, aracı taşeron firma, hastane müdürü ve işyeri müdürü.

»Hastane müdürü mühendis olmasına rağmen tehlikeyi bilmiyor muymuş?
 
Bizi en çok üzen durumlardan biri bu zaten. Hastane müdürü mühendis, bu tehlikeyi bilmeyecek biri değil. Olaydan önce zaten birinci taşeron yetkilisi hastane yönetimini arayarak olay yerinden yüksek gerilim hattının geçtiğini belirtmiş, tehlikenin olup olmadığını sormuş. Hastane müdürü, ‘Kesinlikle tehlikeli değil, merdivenle yaparsınız’ demiş. Evlatlarımızın canını bu kadar hiçe saymışlar.

»Sanıklar hangi suçtan yargılanacaklar?
 
Taksirle ölüme sebebiyet vermekten yargılanacaklar. Ama bu tehlikeyi bile bile işçileri orada çalıştırmak taksirli suç değil, bunun adı olası kasttır.

»Duruşmada ne talep edeceksiniz?
 
Suç duyurusunda bulunduğumuz kurumlar hakkında soruşturma yapılsın. Yeni bir bağımsız bilirkişi heyeti oluşturulsun. Taleplerimiz bunlar.

»Kamuoyundan beklentiniz?
 
Kamuoyundan iş cinayetleri davalarına sahip çıkmasını istiyoruz. Herkesin bu mücadeleye destek vermesini, yanımızda olmasını istiyoruz. Sözde değil, özde desteklenmek istiyoruz.

***

Çocuklarımızın resimlerine anlamsızca bakıyorlar

“Taksim Galatasaray Lisesi önünde her ayın ilk pazar günü iş cinayetlerinde sevdiklerini kaybedenler olarak Vicdan ve Adalet Nöbeti tutuyoruz. Eşim de geliyordu ilk zamanlarda. Artık gelmeye dayanamıyor. Çünkü insanlar Taksim’deki her günkü eylemlerden biri zannediyorlar. Halbuki biz acılarımızı, adalet talebimizi, yetkililerin sorumsuzluklarını haykırmak için oradayız. Biz onlara acımızı anlatmaya çalışıyoruz, sesimizi duysunlar istiyoruz. Ama insanlar, çocuklarımızın fotoğraflarına anlamsızca bakıyorlar. Çoğu zaman bu duruma dayanamıyoruz.”

***

Konuşamayan ölü işçilerin sesi olalım


“Mecidiyeköy’de 10 işçi kardeşimizi kaybettik. Her gün işçileri öldürmeye devam ediyorlar. Bir gazetede okumuştum. ‘Konuşmak isteyen ölülerin sesi olmak istiyoruz’ deniyordu. Ben de öyle söylemek istiyorum. ‘Konuşamayan ölü işçilerin sesi olalım’ diyorum. İnsanlar evlerine ekmek götürebilmek için çalışıyor. İşçilerin sağlığını ve güvenliğini gözardı etmesinler artık. Başka insanların evlatları da ölmesin. Bizim mücadelemizin bundan sonraki tek amacı, geride kalan işçiler için bir şeyler yapabilmek. Ölen canlarımızı yerine getiremezler. Ama geride kalanlar için yapılabilecek çok şey var.”