(1) Mevsimlik tarım işçileri ne yapacak

Ölümler hep kategorize edilir ülkemizde. Şimdilerde kadın cinayetlerinin çetelesini tutuyoruz kadınlar olarak. Günde 5 kadının öldürüldüğü bu coğrafyada her ay raporlar hazırlıyoruz kadın cinayetlerini görünür kılabilmek, bu cinayetlere karşı mücadeleyi örgütleyebilmek adına. Ama aslında başka başka alanlarda, türlü şekillerde ölüyoruz biz kadınlar. Çalışırken de ölüyoruz örneğin. Bu yazı ile kadın tarım işçilerinin günlük hayatlarına bir bakış atmak; yaşadıkları emek sömürüsüne ve çetin zorluklarla dolu hayatlarına bir nebze olsun dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü tarım işçilerinin sorunlarına çözüm bulabilmek için örgütlü bir tarım işçisi gücüne şiddetle ihtiyaç var. Çukurova bölgesinden yazılacak olan bu yazı aslında memlekette tarım işçisi kadınların yaşadığı güvencesizliğin bir özeti olmayı hedefliyor. Farklı şekillerde yaşayan ve çalışan tarım işçisi kadınların bir kısmı işin yoğun olduğu dönemlerde göçebe geliyorlar buralara, daha çok doğu illerinden.

ÇADIRLARDA KADIN OLMANIN ZORLUĞU

Kadınlara sorulduğunda hepsi öncelikle göçten mağdurluklarını, kendi topraklarından nasıl kopup gelmek zorunda kaldıklarını anlatır. Çoğu Türkçe bilmez. Kürtçe anlatırlar dertlerini. “Ev” en büyük özlem onlar için. Çadırlar ne kadar özenli inşa edilse, elektrik çekilse, çanak antenli televizyon yerleştirilse bile çadır sonuçta. Yağmur yağması en büyük çilelerden biridir. Su basar çünkü çadırları. Sıcak oldu mu da tüm güneş içine girer çadırların.Çadırlarda en zoru ise kadın olmaktır. Kadınlar çocuklarının sürekli hasta olmasından yakınıyorlar, ne zaman gitseniz. Astım, bronşit çok yaygın. Çünkü rüzgarlı hava sürekli kum taşıyor üzerlerine. İçtikleri suyu da kuyudan çekiyorlar. Sularında kum çıkıyor. Kadınlar bir yandan tarlalarda çalışıyorlar, bir yandan da kuyudan çektikleri sularla evlerini, çocuklarını, üstlerini başlarını temizliyorlar, yemek yapıp bulaşık yıkıyorlar. Yıkamalarına rağmen bir türlü temiz tutamamaktan yakınıyorlar. Bir tarım işçisi kadının söylediği şuydu; “Her gün çamaşır yıkıyorum, şu çocukların haline bak.”

Ekmeklerini de kendileri yapıyor kadınlar. Her gün ekmek pişirmeleri gerekiyor ailelerini doyurmak için. Ama özellikle rüzgarlı günlerde ekmek pişirmek de bir işkenceye dönüşüyor. Kum doluyor hamurun içine, ateş yanmıyor. Pişen kumlu ekmek yenmiyor.

Çadırda yaşayan ailelerin çocukları için de yaşam zor. Pek çoğu okula yürüyerek, kendi söyleyişleri ile “ayakla” gidiyorlar. Servisle gidenleri ise ayrımcılıktan yakınıyorlar. Köylerdeki çocuklar beklenirken kendileri hiç beklenmeden gidiliyormuş.

SİGORTA, ÜCRET, GÜVENCE ADETA BİR HAYAL

Çadırlardaki ailelerin en büyük problemleri bir ikametgahlarının olmaması. 20 yıldır orada oturmalarına rağmen ikametgahları oraya alınmıyor. Bu da yeşil kart çıkarmalarından çocuklarını okula yazdırmalarına kadar her resmi işlemlerinde sorun yaşamalarına neden oluyor. Sosyal güvencelerinin olmayışı da büyük dert. Tarlalara giderken yol kazaları oluyor daha çok. Tarlalarda da sıcak çarpması, ağaçtan düşmeler.  Bayılanları bile kolay kolay hastaneye götürmüyorlarmış, sıcaktandır geçer diye. Paralarını da zamanında alamıyorlar çoğu zaman. Yevmiye usulü çalışıyorlar ama yevmiyeleri kart olarak birikiyor. Genellikle hasattan sonra satış olacağı ve satıştan sonra ödeneceği söylenmesine rağmen alacakları, o zamanlarda da ödemeyen çok.
Bir nevi taşeron uygulamasının tarım işyerlerindeki karşılığı olan elçi sistemi de işçilerin şikayetçi oldukları konuların başında geliyor. Elçi sisteminde işçiler ile tarla sahibi arasında taşeron gibi iş gören elçiler, kendi kazançlarını arttırabilmek adına maliyeti düşürmek için çalışma koşullarının kötü düzenlenmesinde de rol oynuyorlar.

MÜCADELE ETMEDEN KAZANIM OLMAZ

Trafik kazaları mevsimlik işçi olmanın Türkçe karşılığı gibi adeta. Ama Adana’da işçiler ulaşım sorununu çözebilmek için mücadele ettiler. Nasıl mı? Önceleri işçiler kamyon ya da traktör kasalarına balık istifi doldurulup götürülüyorlardı tarlalara. Tarım işçileri bir imza kampanyası düzenlediler. 5000 imza toplayıp içlerinde sendika ve oda yöneticilerinin de olduğu bir heyetle valiliğe teslim ettiler. Sonrasında alınan önlemlerle büyük ölçüde çözüldü bu sorun. Şimdi tarlalara otobüslerle gidiyorlar ama Yalvaç’ta olduğu gibi maliyetten kaçınmak için yine tıka basa bindiriliyorlar araçlara.

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

Tarım işçilerinin sorunları böyle uzayıp gidiyor işte. Anlatmakla bitmez yaşadıkları sıkıntılar. Ama tarım işçilerinin en büyük sorunu nedir derseniz hiçbir yasal güvencelerinin olmaması diyebiliriz. Tarım işçilerinin iş kanunu kapsamında işçi sayılmamalarının açıklanabilir tek sebebi, tarım işçileri alanının örgütsüz olması ve bu alanda yasal düzenlemeler yapılırken alanın tümüyle kölelik şartlarında bırakılmak istenmesidir.

Tarım işçileri bu kötü yaşam koşullarından ancak örgütlü bir mücadele ile kurtulabilir. Adana’da o koca sorunların yanında, ulaşımın daha insani koşullarda sağlanması gibi nispeten küçük sayılabilecek bir talep için verilen mücadelede kısa zamanda sonuç alınabilmiş olması bizlere gidilecek yolu göstermiştir. Tarım işçileri kalabalık nüfusları ile güçlerini örgütlü bir güce dönüştürebildiklerinde kazanamayacakları hakları yoktur.

Tarım işçilerinin birleşik bir hareketinin yaratılması için işçilerin bir sendika etrafında örgütlenmesi gerekiyor. Valilikler bünyesinde oluşturulan tarım işçileri ücret tespit komisyonunda da sendikanın temsiliyetine yer verildiğinden bu önemli. Dileğimiz tarım işçilerinin en kısa zamanda örgütlü bir güce, bir sendikaya kavuşması.

“Allaha Emanet’’ Çıkılan Yollarda Savrulan Bedenler
Neslihan Karatepe
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kadın Meclisi

“Sabah evden çıkıyoruz akşam geleceğimiz belli değil. Allaha emanet gelip gidiyoruz.’’ demişti mevsimlik tarım işçisi Cemile. Ne zaman bir mevsimlik tarım işçisi kazası haberi duysam Cemile’nin bu sözleri kulağımda çınlar. Isparta’da 15 kadın işçi arkadaşımız “Allaha emanet’’ çıktıkları yolda evlerine geri dönemediler. Cinayetin sorumlusu ‘küçük hırslar’, çözümü ise ‘ibretlik bir mesele’ olarak görüldü vali tarafından. İşte bu zihniyet 2014 yılının ilk on ayında işe giderken ya da gelirken 322 işçinin can vermesine neden oldu. Bunların 94’ü ise tarım emekçisi. AKP Hükümeti duble yollar yapmakla övünürken tarım işçileri çıktıkları yollardan evlerine dönemedi. Bu da emekçilerin fıtratı oldu yine...

2014 yılının ilk 10 ayında 101 defa öldük ve ölmeye devam ediyoruz. Bu kadınlar için bir sayıdan çok daha fazlasını barındırıyor. Acı olan şu ki; ancak toplu ölümlerde dikkat çekiliyor kadın işçilerin ölümüne. Yani kadının emeği iş cinayetlerinde bile görünmüyor. Yapılan haberler ise ya ‘Yeni gelinin acı sonu’, ‘İmamın en acı cenaze namazı’ ya da ‘Analar yeryüzünde öldü’ ‘Bilmem kimin eşinin cenazesi var’ gibi başlıklarla çıkıyor karşımıza. Ama bizim kim olduğumuz bile bilinmiyor çoğu zaman. Evde, işte, fabrikada, tarlada çalışırken çalışırken hastalanıyor, ölüyoruz. Bu nedenle sağlıklı ve güvenli bir çalışma hakkı için mücadele şart.

‘’Birini sevmek, onları tanımak istemektir. Birbirimizi öğrenip tanıdığımız ölçüde, bugüne değin bizleri ayırmak için kullanılmış binlerce ayrımı algılayabilir, giderek kendi düşsel yaşamımızla kaynaştırabiliriz. Böylelikle, dört bucaktaki kadınların deneyimi, hepimizin ortak malı olur, hepimize aktarılan bir miras olur ve bu erkekler dünyasında kadın olmanın ne demek olduğunu iyice anlarız’’(Kate Millett). Bu nedenle dört bucaktaki kadınlar olarak hepimizin ortak mirası ‘’mücadelemiz’’ olmak zorunda…

KAYITDIŞILIĞIN SONUCU “DAYIBAŞI SİSTEMİ”

Neoliberal uygulamalarla tarımda yaşanan çözülme, devletin tarımdan desteği çekmesi bu alanda giderek kayıt dışı hale gelmesine yol açtı. Cinsiyete dayalı iş bölümünün olduğu ve “Tarımın kadınlaşması” ile kadınlar ücretsiz aile işçisi veya mevsimlik tarım işçisi haline geldi. Kapsayıcı bir iş kanunu ve sosyal güvence sisteminin olmaması ise kırsalda kadının yoksullaşmasını her geçen gün tetikledi. Yaşanan iş cinayetlerine ve zor çalışma koşullarına rağmen mevsimlik tarım işçileri ile ilgili hiçbir düzenleme yapılmıyor, kulaklar sağır gözler kör... Dayı başı/aracı/elçi sistemi ise tarımda kayıtdışı çalışma ilişkilerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Bu sistemle işçi-işveren ilişkisinin üzeri örtülmüş, tarım işçileri yine İş kanunu kapsamı dışında kaldı. Tüm bunların üzerine kırsal kesimde hala egemen olan feodal bağlar ataerkil ve sınıfsal ilişkileri kadınlara dayatıyor. Hal böyle olunca da tarımda kadın emeği bu sektördeki en ucuz ve güvencesiz emeği oluşturuyor. Tarım işçileri yıllardan beri uygun olmayan koşullarda tarlalara, bahçelere taşınıyor. Kapalı kasa kamyonetler, traktör römorkları vb. araçlarla kapasitesinin çok üstünde sayılarla taşınıyor. Yalvaç’ta da 27 kişilik midibüse 45 kişi bindirildi ve kaza böyle gerçekleşti. Üstelik aynı ilçede yaşayan gençlerden birinin söyledikleri durumu en yalın haliyle ortaya koydu “Haftasonu olsaydı 90 kişi olacaktı bu araçta. Ölenlerin çoğu 18 yaşın altında çocuklar olacaktı.” Tarımda toprağa can verirken emeği görünmeyen, hatta kendi canından olanların kadınlar olduğunu da bugün bir kez daha görmüş olduk.

BAHÇENİN DE ÇADIRIN DA YÜKÜ KADININ SIRTINDA
 

Mevsimlik tarım işçisi kadınlar işçi sağlığı ve iş güvenliğinden yoksun çalıışıyor. En çok yollarda savrularak ölen tarım işçileri, boğulma, zehirlenme, traktör altında ezilme gibi nedenlerle canlarını kaybediyor. Meslek hastalıkları ise işin görünmeyen kısmı. Tarımda kullanılan pestisitlere maruz kalınması, solunum sistemi hastalıkları, kas iskelet sistemine bağlı rahatsızlıklar, cilt hastalıkları tarımda yoğun olarak karşılaşılan meslek hastalıkları. Türkiye’de yapılmış bir saha çalışmasında, mevsimlik tarım işçisi kadınların kullanılan pestisitler sonucunda %47’ sinin en az bir kez düşük, %20’si en az bir kez ölü doğum yaptığı saptanmıştır. Mevsimlik tarım işçisi kadınların sorunları sadece bununla da sınırlı kalmıyor, sağlıksız barınma koşullarından en çok kadınlar etkileniyor. Kadınlar ucuz işgücü olmalarının yanında yeniden üretim görevi ile de çifte sömürüye maruz kalıyor. Çadır işleri, çocuk bakım işleri vb. diğer işler tamamen kadının sırtına yükleniyor. Kadınların neredeyse günlük 16-18 saat süren mesaileri var. Bütün bunlara rağmen cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği hat safhada. Yani kadınlar erkeklerden çok daha düşük ücrete çalıştırılıyor.