Bugün 8 ay bitti ama annelerin, babaların, kardeşlerin gözyaşı bitmedi. Mehmet İpek’in eşi Vesile İpek “ Devletin bu kadar yalancı olduğunu bilmiyordum” diyor yanağına düşen gözyaşlarını silerek.
9 Ekim Pazar günü İnsan Hakları Derneği Adana Şube yöneticileri ile birlikte Adana’dan Elbistan yolunu tutuyoruz. Aileleri oldukları yerlerde ziyaret etmek, aynı zamanda 12 Haziran seçim süresince önce seçim malzemesi olarak kullanılan, işleri bittiğinde adları bile anılmayan işçi aileri ile görüşmek ve yeniden bir kamuoyu oluşturmak için çıkıyoruz yola. Saat 13:00 sularında Elbistan’a vardığımızda daha önceden irtibat kurduğumuz Elbistan BDP ilçe başkanı Hüseyin Yıldız karşılıyor bizi. Önce BDP ilçe binasında bir yorgunluk çayı içiyoruz. Hüseyin Yıldız gideceğimiz ve irtibat kurabileceğimiz işçi ailelerinin telefonla arayıp geleceğimizi bildiriyor.
İlk ziyaretimizi Cuma Yıldırım’ın ailesine yapıyoruz Elbistan içi olduğu için. Cuma Yıldırım’ın annesi, babası ve kardeşi karşılıyor bizi. Elma ağaçlarla dolu bahçeye sandalyeler çıkarılmış, hoş beş sohbetten sonra başlıyoruz asıl konuya.
Bir bizim çocukların türküsünü çalmıyorlar
Cuma Yıldırım’ın babası konuşuyor önce. “Oğlum 600-700 TL bir ücretle çalışıyordu. Daha önceden taksi şoförlüğü yapıyordu. Ancak 30 yaşına geldiği halde kız vermiyorlardı. Daha sonra güç bela bu işe girdirdik. Sonrasında nişanlandı. Göçük olduğu esnada şirket yetkilerden hiç kimse yokmuş. Tüm suçu şu anda göçük adlında kalan iki mühendise yüklüyorlar zamanında uyarı yapmamışlar diye. Oysa 3 yılda elde edilebilecek kömürü 1,5 yılda teslim ediyorlar. SGK ana- baba maaşı bile bağlamadı bize. Göçük olan meydanı gördünüz mü bilmiyorum ama çok büyük bir alana sahip. Önce Mısır, Tunus sonra Kaddafi’nin sonra da Suriye’nin türküsünü çaldılar. Bir bizim çocukların türküsünü çalmıyorlar. Olan bizim gibi fakir fukaranın çocukları ölüyor hep nedense. Eğer fakir olmasaydık bizim çocuklarımız ölmeyecekti. Bugüne kadar Başbakanlığa, SSK’ya dilekçe yazdık ama hiçbir cevap gelmedi. Burada hem devlet suçlu hem de şirket. Biz oğlumuzun cenazesinin çıkarılmasını istiyoruz. Eğer burada bunun için bir çalışma yaparsanız ailece destek vermeye hazırız. Bugüne kadar birçok gazeteci geldi fotoğrafımızı çekti, televizyondan geldiler bizle röportaj yaptılar ama birçoğunu yayınlamadılar. O zaman gelen bakanlara milletvekillerine karşı konuştuk ama konuşmalarımızın bir çoğu sansürlendi vermediler yayında. Bu Ciner Gurubuna aitmiş kömür işletmesi. Bunlarla baş edemezsiniz dediler. Bizler yalnız kaldık. Seçim zamanı hep geldilr gittiler şimdi ne telefonumuza çıkıyorlar ne de bir cevap veriyorlar.”
İşçi Meclisi: Şirket size bir ödeme yaptı mı ? Suç duyurusunda bulundunuz mu?
C. Yıldırım’ın babası: Şu anda kamu davası devam ediyor. Biz Savcılığa suç duyurusunda bulunmadık. Şirket bize sus payı olarak bir miktar ödeme yaptı. Mecbur aldık. Birlikte hareket edebilmiş olsaydık biz de suç duyurusunda bulunmak isterdik. Bakalım kamu davası bir sonuçlansın.
Cuma Yıldırım’ın annesi Şenel: Oğlumun cenazesinin üstüne yol yapmışlar. Devlet fakiri bir seçimde görüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan 90 yaşında annesi ölünce nasıl da gözyaşı döktü. Kendisine ciğer de bize değil mi? Biz her gün ağlıyoruz. Benim oğlum daha 30 yaşındaydı evlenecekti. Devlet bize oğlumuzun cenazesini çıkarıp versin. Başında ağlayacağım bir mezarı olsun istiyorum. Oğlum her gün şu kapıdan girecek gibi geliyor bana. Her gün ağlıyorum. En azından dua edebileceğim bir mezar taşı olsun.
Konuşmaya ara verdiğimizde bahçeden elma kopartıp ikram ediyor aile. Birlikte sulu, tatlı elmaları yerken boğazımızda düğümleniyor. Neredeydik diyoruz, neden bu kadar geç kaldık.
Saat 14:00 olmuştu daha gideceğimiz iki aile vardı. Geç de olsa başsağlığı dileyerek vedalaştık, Şenel teyzeyle kucaklaştık.
Ziyaret edeceğimiz Muhsin Koşan’ın ailesi Küçük Baklalı köyünde oturuyor. Elbistan’a 8-10 km uzaklıkta. Köyün içinde bahçesiz, her halinden belli yoksul bir ev ama tertemiz bir ev. Bizi önce Muhsin Koşan’ın annesi karşılıyor. Daha sonra baba Cafer giriyor içeriye. Aile Alevi mezhebinden. Önce baba Cafer kuşkuyla karşılıyor bizi. İnanmıyor bize. Oğlu Ali’yi çağrıyor. Geliş amacımızı, haber ya da şov yapma peşinde olmadığımızı anlatıyoruz. Bunun üzerine baba Cafer konuşmaya başlıyor.
Cafer Koşan: İki çatal kemik de olsa biz cenazemizi istiyoruz. Eğer bir Cumhurbaşkanın, bir zenginin çocuğu olsaydı okyanus ortasında da olsa bulup çıkarırlardı. Biz şimdiye kadar birçok gazeteye, televizyona konuştuk ama hep konuşmalarımız sansür uyguladılar. Konuşmalarımız medyada yansımadı hiç. Burada ciddi bir ihmal söz konusu. Bizi susturmak için çok yol denediler. Biz susmayacağız, cenazemizi çıkarmak için ne gerekiyorsa yapacağız.
Biz konuşurken kardeş Ali Koşan geliyor. Halinden belli bize iyi gözle bakmadığı. Diğerleri gibi gelip, haber yapıp gideceğimiz olarak düşündü. Fotoğraf almaya bile müsaade etmedi. “Fotoğraf alıp da ne yapacaksınız” diyerek isteğimizi geri çevirdi. Biz buraya yeniden bir kamuoyu yaratmak için geldiğimizi söyledik. Bugün kendileri için yeni bir anayasa oluşturmak istiyorlar ama bu anayasada 9 işçinin adı bile yok diyerek geliş amacımızı açıkladıktan sonra konuşmaya başladı.
3 yılda çıkarılacak kömürü 1,5 yılda çıkardılar
Ali Koşan: Bu gün tam 242 gün olmuş kapımızı çalan kimse olmadı. Başta biz çok mücadele ettik. Aileler olarak birlik sağlayamadık. İlk önceleri işletmede çalışan işçiler bize geldi, işin peşini bırakmayın, it gibi korkuyorlar, 500 bin TL de isteniz verecekler dediler. Ciner grubunu herkes biliyor. Basına ciddi anlamda baskı yaptı. Burada göçük altında kalan 9 işçi insan değil mi? Biz bu vatanın insanı değil miyiz? Başbakan bir kez gelme lüksünde bulunmadı. Seçim döneminde her gün bir milletvekili adayı geliyordu. Seçim biter bitmez kapımızı bir daha çalmadılar. Göçük alanı çok büyük. 5,5 saatte bir uçtan bir uca dolaşabiliyorsunuz ancak. A- B Santrale 1,5 yılda çıkarılacak kömürü 3 yılda yaptılar. Her kömür tesliminde prim alıyorlardı çünkü. Abim bin TL ile makine bakımcısı olarak çalışıyordu. Göçük olmadan 4 gün önce açılan yarık sonucu 1 işçi öldü. Buna rağmen 9 işçiyi aynı delikte çalıştırdılar. 1 işçi öldükten sonra savcılık tarafından işletme mühürlenmişti. Ama ertesi gün işletme yetkilileri herkesi tekrar işe çağırdı. Gelmeyen olursa işten çıkarılmakla tehdit edildiler. İşçiler mecburen işbaşı yaptılar. Gözlerini öylesine kar bürümüş olsa gerek, mühürlenmesine rağmen işbaşı yaptırıldı işçiler. Sonrasında işin bütün sorumlu olarak iki mühendisi gösterdiler. Şimdi göçük altındalar ya kendilerini savunamazlar. Biz anıt mezar felan istemiyoruz. Biz cenazemizin o göçük altından çıkarılmasını istiyoruz. İlk önceleri şirket yetkilileri davamızdan vaz geçirmek için aracılar gönderdi. Ciner grubu nasıl olsa bizle baş edemezler diyerek aba altından soba gösterdi. Biz mahkemeye verdik, savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Hiçbir aracı, hiçbir güç bizi davamızdan vaz geçiremez. Biz şirketin ödeyeceği miktarı 3,5 ay almadık. Sonrasında davamızdan vazgeçmemek şartıyla kabul ettik. Şirket sus payı olarak her aileden bir kişi işe alacağız, eşinize maaş bağlayacağız dedi. Maaşı bir şekilde bağladılar ama 3 ay ödeme yaptılar ama sonrasında ödemeler kesildi. Gördüler ki aileler bir şekilde susturuldu. Abimin kayınbiraderi ile ölen işçilerden birinin öğretmen abisi olayın peşini bırakmadılar. İlk günden itibaren her şeyi rapor haline getirip, Cumhuriyet savcılığına suç duyurusu olarak sunuldu. Şu anda Ciner grubunun avukatları abimin kayınbirederinin peşinde. O kişiyi bir şekilde susturun diyorlar. Biz davamızın peşindeyiz. Sizler burada bir kamuoyu oluşturacaksanız her şekilde varım. Tüm ailelerle irtibatı kurarım.
Muhsin Koşan’ın annesi: Bayram bizim neyimize. Ana baba olarak 242 gündür ağlıyoruz. Acılarımız ancak cenazelerimize kavuştuğumuzda bir nebze dinecek. Oğlumun bir oğlu bir kızı var. Bir dal kemiği bile yeter bize. Muhsin Yazıcığolu için seferber olan devlet neden benim oğlumu çıkarmıyor, neden bizim çocuklarımız için kollarını kıpırdatmıyorlar. Ben oğlumun cenazesini istiyorum. Bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım.
Ali Koşan konuşurken anne ve baba ilk günkü gibi acıları hala taze gözyaşlarını tutamadılar. Babanın hıçkırarak ağlaması bizi oldukça etkiledi. Daha fazla yormak istemedik aileyi izin isteyerek kalktık. Başsağlığı dileyerek kucaklaştık anayla. Zor bir andı bizim için. Bu kadar geç yapılan ziyaretin altında mahçubiyetini yaşadık.
Saat 16:00 sularında Çiçek köyünde oturan Hacı Mehmet İpek ‘n ailesini ziyaret için yola çıktık. Köye geldiğimizde H.Mehmet İpek’in abisi Mevlut İpek yolda karşıladı bizi. Belli ki ilgisizliğe duyduğu öfkeden, eve bile davet etmedi. Yolda konuşmayı sürdürdük.
Seçimler bitti unutulduk
Mevlüt İpek: İlk günlerde bütün milletvekili adayları her gün geliyorlardı. Seçimler biter bitmez bizi unuttular. Şimdi hiç biri uğramıyor, arayıp sormuyorlar bile. İlk zamanlarda sendikalar, sivil toplum örgütleri geldiler gittiler. Şimdi hiç kimse gelmiyor. Sendika dahi uğramıyor artık. Kamu davası devam ediyor. Sonucunu bekliyoruz. Bugün başbakan yaşlı annesine ağlarken bizim ki can değil mi biz her gün ağlıyoruz. Biz cenazemizi istiyoruz. Bizim de ağlayacağımız bir mezar taşımız olsun istiyoruz.
Mevlut İpek aslında çok da konuşmak istemiyor çünkü boş laflara karnı doymuş artık. Hiç kimseden yardım eli görmemiş. Biz geliş amacımızı anlattık. 243 gündür her gün insanlık suçu işlendiğini, yeniden bir kamuoyu oluşturmak istediğimizi söyledik. Bunun üzerine her türlü destek ve çalışmaya hazır olduğunu söyledi.
Devletin bu kadar yalancı olduğunu bilmiyordum
H. Ahmet İpek’in eşi Vesile İpek: 3 çocukla ortada kaldım. Biri liseye gidiyor biri imkânsızlıktan lise terk. En küçük ilkokula devam ediyor. Devletin bu kadar yalancı olduğunu bilmiyordum. Seçim zamanı her akşam evimize geldiler. Şimdi neredeler. Acılarımızı şimdi niye paylaşmıyorlar? Eşimin cenazesini istiyorum. Başka bir bayramda göçük olan yere gidip ağlamak istemiyorum. Her günüm ağıtla geçiyor. Babaları olmayınca çocukları zaptetmek de zorlanıyorum. Eşimden dolayı bir emekli maaşı bağlandı ama asgari ücretin altında bir maaş alıyorum. 270 TL bana veriyorlar. 150 TL ise 2 çocuğa veriyorlar. Bugün başbakan annesi için gözyaşı döküyor, kendi canı yanıyorsa bizim canımız her gün yanıyor.
Sonuç olarak
Şirket 9 işçinin ailesine 100 bin TL ödeme yapmış. Devlet Doğal Afet Fonu’ndan 10′ar bin TL yardımda bulunmuş. Ancak ailelerin yüreklerindeki ateş, gözlerindeki öfkeyi söndürememişler. Suç duyurusunda bulananlar da var, kamu davasını bekleyenler de. Ancak 242 gündür haber yapmaktan başka kapılarını çalan olmamış seçim zamanı hariç. Başta İHD Adana Şubesi olmak üzere Elbistan BDP ilçe başkanı yeniden bir kamuoyu oluşturmakta ısrarcılar. Bununla ilgili ailelerin görüşleri alındı, en uygun zaman olarak bayramda göçük yerinde cenazeler için bir kamuoyu oluşturulması uygun görüldü. Ancak bu sadece bu kurumların sorumluluğu değil. Bugün sınıf mücadelesinden, sınıf öncülüğünden dem vuran başta tüm devrimcilerin, sendikaların, kitle örgütlerin sorumluluğudur. Ben insanım diyen herkesin sorumluluğudur.
Kahramanmaraş ilinin Afşin –Elbistan B Termik santrali için kömür üretimi yapan üretim sahasında, 10 Şubat’ta meydana gelen ve 1 işçinin hayatını kaybettiği 10 işçinin de yaralandığı göçük ile ilgili soruşturma ve inceleme bitmeden meydana gelen ikinci göçükte hayatını kaybeden 9 maden işçisi aradan geçen 8 aya rağmen hala bulundukları yerden çıkarılmayı bekliyorlar.
Bu haberin yayınlandığı ilk günden bu yana, durumu takip ederek meydana gelebilecek gelişmeleri gözlemeye başladık. Her olayda olduğu gibi bu olayı da siyasi rant malzemesi yapan sistem, seçim sürecinde Maraş ilindeki tüm siyasi partilerin milletvekili adaylarının ilgisini ve dikkatini çekmiş, ailelere çeşitli sözler verilerek, olay seçim malzemesi olarak kullanılmış.
İnsan Hakları Derneği Adana şubesi olarak seçimlerden hemen sonra Temmuz ayında konuya dikkat çekmek yeniden gündeme için “Her gün insanlık suçu işleniyor” başlıklı bir basın toplantısı dahi düzenledik, ancak konu maalesef kimsenin dikkatini çekmedi. Bunun üzerine 8 Ekim 2011 tarihinde konuyu yönetim kurulumuzda gündeme getirerek, bir heyetle mağdur aileleri ziyaret etme ve ne yapılabileceğini yerinde görme kararlılığı ile 9 Ekim 2011 tarihinde sabah erken satlerde Adana’dan yola çıktık.
Konu her ne kadar ilgi çekici dahi olsa zaman ayırma ve katılım sözkonusu olduğunda öncelikler değişiyor. Başından beri bu konuya duyarlılık ve ilgi gösteren itici güç konumundaki yönetici arkadaşımla birlikte özel bir araçla Maraş’a oradan da Elbistan’a geçtik. Bir hafta önce bu konuda yardımcı olmasını istediğimiz Maraş BDP il başkanının yönlendirmesi ile Elbistan İlçe başkanının bu konuda yaptığı ön hazırlıkla mağdur ailelerden 3 aile ile yüzyüze, 2 aile ile de telefonla görüştük.
Yolda inanılmaz güzel manzaralar eşliğinde yaptığımız yolculukta, etrafımızı çevreleyen dağlar ve çam ağaçlarından oluşan ormanlık alanların arasında yeşilin her tonunu sunan tabiat harikası yerlerden geçerek vardığımız Elbistan’da bizi güler yüzü ve cana yakınlığı ve samimi sohbetleri ile karşılayan ilçe başkanının ısmarladığı yorgunluk çayımızı yudumladıktan sonra ailelerle buluşmaya gittik.
İlk aile madende hayatını kaybeden nişanlı bir gencin ailesi, sıcak bir ilgi ile karşılandık, göçükten sonra ilk dönemlerde seçim dönemine denk geldiği için her taraftan gelen giden ve ilgileniyor gibi yapanların aşırı ilgisinden umutlanmışlar, ancak seçim süreci bahane edilerek seçimden sonrasını işaret etmişler. Seçimler biter bitmez de daha önce gelen hallerini hatırlarını soranların hiçbirini görmez olmuşlar, bunca zamandan sonra ise yaşadıkları umutsuzluktan kaynaklı, artık bu saatten sonra en azından devlet yetkililerinin bu insanları çıkaramayacağız, bulundukları alanı ağaçlandırıp anıt mezar yapalım demesine bile razı olacak bir psikolojideler.
İnsan Hakları Derneği Adana şubesi olarak tüm sivil toplum örgütlerini, siyasi partileri, dernekleri ve kısacası kendisine insanım diyen herkesi bu konuda birşeyler yapmaya ve birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.
İnsan Hakları Derneği Adana Şube Başkanı
Aydın Sincar
" />
Elbistan’da yerin altında 243 gün! - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi
Bugün tam 243 gün oldu hala göçük altından çıkarılmadılar.
Afşin-Elbistan B Termik Santraline kömür sağlayan Çöllolar kömür sahasında 10 Şubat 2011 günü saat 10:15 sıralarında meydana gelen göçükte 9 işçi iş cinayeti sonucunda hayatlarını kaybetti. Katliamın sorumluları ise işçi kanı üzerinden şaşaalı hayatlarına devem ediyorlar.
Göçüğün üzerinden tam 243 gün geçti. Tonlarca toprak altında kalan 9 madencinin cenazeleri hala çıkarılmadı. İşçilerin aileleri ise her gün cenazelerin çıkarılmasını bekliyorlar gözyaşları içinde. Ciner Grubuna ait Parkteknik maden işletmesi tüm sorumluğu ölen iki mühendisin üstüne atarak katliamdan kendini sıyırmaya çalışıyor ki bunu da bir nebze gerçekleştirmiş sayılıyor. Ne de olsa, suçladığı bu iki mühendis hala göçük altında.
Kimdi bu işçiler bir kez daha hatırlayalım. Maraba köyünden Cuma Yıldırım 30 yaşındaydı. Küçük Yapalak köyünden Muhsin Koşan 38 yaşındaydı, iki çocuk sahibiydi. Elbistan’da oturan 48 yaşında Kemal Elmas. Çiçek köyünden Hacı Mehmet İpek 48 yaşındaydı. Karabük’ün Üçbaş köyünden 49 yaşındaki Nail Yılmaz. Turhan Gökhan, Halil Tatlı, Adnan Demir ve Aydoğan Polat..