Kader, kaza, fıtrat değil iş cinayeti - Mehmet Akyol

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Emek Meclisi 20 ve 21 Şubat tarihlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Çalıştayı yapacak. Son yıllarda giderek artan üretim zorlamaları sonucu konu sınıfın gündeminde üst sıralara yükseldi. Karları en üst düzeye çıkarmak için çırpınan sermayenin çalışma şartlarına duyarsızlığı artık bir sınıf kırımı haline gelmiş durumda. Kamuoyu iş kazaları sonucu ölenlerin sayısı ile meşgulken, gene iş kazaları ile çalışamaz duruma gelenler, daha da kötüsü çalışanların taksitle ölüm dedikleri meslek hastalıkları pek öne çıkmıyor. Yapılan bilimsel araştırmalar, her yıl meslek hastalıklarından 12 bin işçinin öldüğü sonucuna varmakta. Etrafımızda nedeni bilinmeyen ölümlerin artması bu anlamda bir tesadüf değil.

Yeni bir yaşam deyişi ile politik bir çıkış yapan HDK/HDP çalışanların sorunlarına gösterdiği hassasiyeti böylesine bir çalıştayla ortaya koymakta. Çalıştay bu sorunları tartışmanın yanı sıra çözüm yolları üretmeyi de gündemine almış. Zaten çalıştayın başarısı da bununla ölçülecek.

İSİG konusunun ne kadar can alıcı bir sorun olduğu, uzun yıllar Meclisin gündeminde kalan bu konu ile ilgili yasanın iki yıl önce alelacele çıkarılmasından belli olmuştu. Ülkemizde bir İSİG sistemi, anlayışı ortaya çıkmış değil. Sorun ya günlük olayların baskısı ile veya politik kaygılarla gündeme alınmakta, tartışılmakta. Çalıştay bu yanlışlıklara düşmeden tartışmalarını yürütmeli, bir sistem yaratma temelinde çözüm üretmeyi denemelidir.

Bu sistemin ilk ayağı İSİG konusunun ticarileştirilmesinin engellenmesi olmalıdır. Mevcut yasa işverenlere bu konuda ‘dışarıdan’ hizmet alarak bu sorumluluktan kısmen de olsa kurtulma imkanı vermekte. OSGB adı altında kurulan kar amaçlı şirketler, işçi sağlığı ve güvenliğini kar amaçlı hale getiriyor. Sendikaların, meslek kuruluşlarının birlikte bu hizmeti vermek için kuracakları bir Vakıf bu alanda ki ‘özelleştirme’ önüne çekilecek ilk set olarak gündeme alınmalıdır.

İSİG belli oranda bir eğitim sorunudur. Yasanın çıkması ile her şeyden önce bir İSİG Uzmanı furyası başladı. Kısa bir süre içerisinde sayıları binlerle ifade edilen uzmanların sayısı yüz bine dayandı. Uzman sertfikası almak için paralı kurslara gidenlerin eğitimlerinin yüzeyselliği ve yetersizliği ortadadır. Bu kağıt parçasına sahip olanların, işyerlerinde gerekli önlemleri alamayacağı, hele hele çalışanları eğitemeyeceği açıktır. Bu anlamda gene sendika ve meslek kurumları, bu amaçla bir İSİG Akademisi kurma adımı atmalıdırlar.

Yıllar önce DİSK tarafından önerilen bir Ulusal İSİG Konseyi ise bu alanda ülke çapında yapılacak çalışmalar için bir platform sunacaktır. Bu platforma hükümet ve işveren cephesi katılmak istemediği için hala kurulabilmiş değildir. Kimin katılıp katılmayacağına bakmadan bu önerinin tartışılarak son haline getirilmesi ve kurmak isteyenlerle birlikte kuruluşunu yapması, İSİG konusunda bir sistem yaratmak için başka bir zorunluluktur. Kuruluş için bu alanda çalışan tüm kurumlara bir çağrı yaparak ilk elde bir Koordinasyon oluşturmak mümkündür.

Sistemin dördüncü ayağı çalışanların bu sürece aktif katılımını sağlamaktır. Mevcut Yasa 50 den fazla işçinin çalıştığı her işyerinde bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu kurulmasını zorunlu kılmakta. SGK verilerine göre şu anda en az 30 bin İSG Kurulunun kurulmuş ve çalışır durumda olması gerekir. Kurulmuş ve görevini yapan Kurulların sayısı ise çok azdır. Kurulan, ancak görev yapmadığı için kâğıt üzerinde kalan çok sayıda Kurulun görevlerini yapacak hale getirilmesi gerekir. Yasa gereği bu kurulu oluşturmayan işyerlerin durumu, gene 50 den fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde bu amaçla nasıl bir kurul oluşturulması gerektiği diğer tartışma başlıklarıdır.

Sistemin son dayanağı hukuksal boyuttur. Mevcut yasal zorunlulukların yerine getirilmemesi ve iş kazası sonucu açılan davaların durumu, özellikle bunların ticari amaçlı hale getirilmesi gibi sorunlar bu alanda da yeni bir yapılanmayı zorunlu hale getirmiştir. Bu alanda atılmış olan adımların değerlendirilmesi, yaygınlaştırılması, koordinasyonun sağlanması ile ilk adımları atmak mümkündür.

Kısacası İSİG ne işverenlerin sorumluluğuna ne de hükümetin kontrolüne bırakılmayacak kadar ciddidir. Sadece çalışanların ve onların kurumlarının, işvereni, hükümeti beklemeden somut adımları atması bu sınıf kıyımına son verebilir.