En Alttakiler: Yabancı ‘kaçak’ işçiler… - Özgür Müftüoğlu

Alman Yazar Günter Wallraff, bir Türk işçisi kılığına girip Almanya’da yaşayan yabancı işçilerin çalışma koşullarını hikaye ettiği romanına “En Alttakiler” adını vermiştir. En altta olanlar sadece Almanya’da çok kötü koşullarda, en düşük ücretle, sigortasız çalışan Türkiyeli işçiler değildir elbette…

Dünyanın neresinde olursa olsun göçmen işçiler hep en kötü koşullarda çalışmak, yaşamak zorunda kalmış yani hep en altta olmuştur. Hele ki başka bir ülkeden göç etmişlerse ve bulundukları ülkede “kaçak” konumuna düşürülmüşlerse…

Türkiye 1990’lara kadar Avrupa ülkelerine gerçekleşen işçi göçü akımları nedeniyle “göç veren” ülke olarak tanımlanırken, 1990’lı yıllardan itibaren “göç alan” ülke konumuna gelmiştir. Türkiye’ye yönelen göçün en önemli nedeni 1980’den itibaren uygulanan neoliberal politikalar sonucunda emek maliyetlerini düşürmek üzere kayıt dışı ekonominin büyü(tül)mesidir. Türkiye’de sermaye kayıt dışı ekonomi içerisinde Türkiyeli emekçileri sınırsız biçimde sömürmekle yetinmemiş; özellikle ülkelerinde yaşanan savaşlar, rejim değişikleri ve ekonomik krizler nedeniyle göçe zorlanmış olan emekçileri Türkiyeli emekçilerden de daha fazla sömürecek iş gücü olarak görmüşlerdir.

Türkiye’ye her yıl Asya, Afrika ve Doğu Avrupa’nın birçok ülkesinden 200-300 bin civarında yasal çalışma ve oturma izni alamamış yani “kaçak” konumuna düşürülmüş göçmenin giriş yaptığı hesaplanmaktadır. Çoğunlukla ev işleri, yaşlı ve çocuk bakıcılığı, inşaat, tekstil, gıda ve fuhuş sektörlerinde -kimi zaman pasaportlarına el konularak ya da üzerlerine kapılar kilitlenip hapsedilerek zorla çalıştırılan- yabancı kaçak işçilerin haklarını koruyacak hiçbir mekanizma bulunmamaktadır.

Devlet ve toplum tarafından görmezden gelinen yabancı “kaçak” işçiler, sadece ve sadece bir kamyonun kapalı kasasında ya da bir evde kilitlenmiş bir durumda ölü bulunmaları ya da Festus Okey gibi öldürülmeleriyle görünür hale gelmektedir. Yabancı “kaçak” işçilerin görünür olduğu son olay: İstanbul Sultangazi’de bir gecekonduda çıkan yangın sonucunda Hintli ve Pakistanlı 7 emekçinin kilitli bir kapının ardında ölü bulunması olmuştur. Bu olay nedeniyle yabancı “kaçak” işçilerin durumu birkaç günlüğüne medyanın ilgisini çekmişse de çok yakın bir zamanda unutulup gidileceğine kuşku yoktur (Ta ki yeni toplu ölümler meydana gelene kadar)…

Yabancı “kaçak” işçileri ucuz emek gücü olarak gören sermaye ile onun güdümündeki medya ve devlet kurumlarının sürekli göz önünde tutması ve onların sorunlarının çözümüne yönelmesi elbette beklenemez. Ancak emek örgütlerinin ve özellikle de sendikaların yabancı “kaçak” işçilerin durumuna duyarsız kalması kabul edilemez. Ne var ki uzun yıllardır Türkiye emek piyasası içerisinde küçümsenemeyecek bir yere sahip olan yabancı “kaçak” işçiler sendikalar tarafından göz ardı edilmiş ve sorunları sahiplenilmemiştir. Aksine Türkiyeli emekçilere rakip hale gelerek ücretler ve çalışma standartlarını geriye götüren bir etki yarattığı düşüncesiyle yabancı “kaçak” işçilerin sınır dışı edilmeleri gerektiğini savunan sendikacılar bile olmuştur(!)

Gerçekten, en kötü çalışma koşullarını kabullenmek zorunda kalan yabancı “kaçak” işçiler, yedek işçi ordusunun çoğalmasına yol açmakta ve böylece ücretlerle birlikte çalışma standartları ve sosyal hakları geriye götürecek düzenlemelerin gerekçesi haline getirilmektedir. Zaten Sanayi Devrimi’nin gerçekleştiği 18. yüzyıldan buyana sermayenin emek göçünü teşvik etmesi ve göçe neden olacak koşulları sağlama çabasının ardında emekçiler arasındaki rekabeti arttırma ve böylece emek maliyetini düşürme gayesi vardır. Ama unutmamak gerekir ki sendikalar tam bu nedenle yani emekçiler arasındaki rekabeti ortadan kaldırıp; sermayeye karşı birlik ve dayanışma içerisinde mücadele edebilmek için tarih sahnesine çıkmışlardır. Sendikalar bu birlik ve dayanışmayı sağlayarak mücadeleye giriştiği sürece başarılı olunmuş ve emekçilerin hakları ileriye taşınabilmiştir.

Sendikaların emekçiler arasındaki rekabeti ortadan kaldırıp, dayanışma içinde bir mücadele örgütleyebilmeleri için öncelikle emek piyasasının en altında bulunanları örgütlemeli ve mücadeleye onların haklarını savunarak başlamalıdır. Zira en alttakilerin durumu düzelmeden diğer emekçilerin ücret ve haklarında geriye gidişi durdurabilmek olanaksızdır. Bu nedenle emekçilerin hakları için mücadele etme niyetinde olan sendikaların yabancı “kaçak” işçileri ve onların sorunlarını görmezden gelme anlayışına bir son vermeleri gerekir. Öte yandan emekçi kesimleri temsil eden siyasi partiler ve Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku olarak Meclise giren milletvekilleri de yabancı “kaçak” işçiler konusunu öncelikle gündemlerine almalıdır(!)