İstanbul Tuzla Birlik Organize Sanayi Bölgesi’nde Milli Savunma Bakanlığına bağlı, NATO askeri kıyafetleri üretimi yapan Çan Ortak Girişimcilikte, Petrol İş Sendikası'nda örgütlendikleri için işten atılan ve 13 gündür direnişte olan işçilerle çalışma şartları ve talepleri üzerine konuştuk.
Mücadele Birliği:Sendikalı olduğunuz için işten atıldınız önce bize çalışma şartlarınızı anlatır mısınız?
İbrahim Koç: Ben 10 aydır Çan Ortak Girişim'de dikimde çalışıyorum. 1300 TL maaş alıyorum. İk ayda, 50 günde bir ancak paramızı alabiliyorduk. İşler yetişsin diye akşamları, hafta sonları mesailere kalıyorduk. Zaten yetmeyen bir maaşı bir de gecikmeli alınca iyice sıkıntı yaşamaya başladık. Bunu yönetime söylediğimizde, “Tamam siparişleri yetiştirelim, yükleme yapılsın ödemenizi yapacağız” diyorlardı. Sürekli erteleniyordu. Zaten maaşlara zam dönemi geldi. Biz de iyi bir zam bekliyorduk. On aydır bekliyoruz ya, hem maaşlar düzenli ödenecek, hem de biraz zamla rahatlarız diye. Ama baktık ki, bize %8 zam yapmışlar. Bu kadar zamla nasıl durumumuzu düzeltebiliriz ki, hiç zam yapmasalar da olurdu.Zaten bizim bu siparişleri yetiştirme sürecimizde iki arkadaşımız artık dayanamayıp işten çıkmıştı. Çünkü çalışma şartlarımız çok ağır.
Mücadele Birliği:Sendikalı olma süreciniz nasıl gelişti.?
İbrahim Koç: Bizler 120 kişi çalışıyorduk, bize çalışma şartlarına, maaşlara ilişkin bir şey söylediğimizde “Bizim yapacağımız bir şey yok, ister çalışırsınız isterseniz de kapı orada” diyorlardı. Muhatap bile alınmıyorduk. Buna bir çare bulmak lazım dedik. Biz sendikalaşma sürecimizde patronlar işçilerin bir kısmını Norm adlı firmaya geçirmişler, bizde sendikalaşma oranı bu nedenle birden %90'a yükseldi. Sendika da yetki başvurusunda bulundu ve kısa sürece yetkili sendika oldu. Ama tabii bu arada sendikalı olduğumuz da iyice öğrenilmiş oldu. İşten çıkarıldık ve hemen ardından direnişe başladık. Bizim ardımızdan Aygül arkadaşımız ve ardından Fikriye ve Elif arkadaşlarımız izin dönüşü işten atıldı. Onlar izinden döndüler sabah işbaşı yapmak için içeri girdiler sonra bir baktık çadırda bizim yanımızda direnişteler.
Mücadele Birliği:Sizler askeri elbiseler dikiyorsunuz, bu üretim sırasında sağlığınızı ciddi oranda tehlikeye sokan bir takım koşullar var bunları anlatır mısınız?
İbrahim Koç: Evet, bizler Milli Savunma Bakanlığına bağlı, NATO standartlarına uygun askeri kıyafetler üretiyoruz. Hani şu kamuflaş elbiseleri vardır askerlerin onları dikiyoruz. Bunları dikerken iki kumaş arasına karbondan kumaş gibi bir tabaka var onu yerleştirerek dikiyoruz. Bu karbonlu tabaka çok minik yuvarlak tanecikler halinde. Daha iyi anlatmak için kömür tozu tanecikleri gibi diyeyim. Bir kere soluğudumuz havaya karışıyor bu parçacıklar ve mide bulantısı baş dönmesi, ağrı yapan bir koku yayıyor. Her dokunduğumuzda havada uçuşuyorlar. Tırnaklarımızın arasına giriyor, parmaklarımızda iltahaplı yaralar oluşuyor. Ağzımızda, boğazımızda sürekli bir garip karbon tadı ve kokusu oluyor. Pek çok arkadaşımız sık rahatsızlanıyor. Zehir soluyoruz,yutuyoruz, havada uçuşan parçacıklar vücudumuza yapışıyor. Zehir parçacıklarının uçuştuğu yerde çalışıyoruz.
Mücadele Birliği:Peki, sağlık önlemleri alınması mümkün değil miydi?
İbrahim Koç: Tabi ki alınabilirdi ama biz sendikalı olmadan önce hiç bir şey yaptıramıyorduk. Muhatap bile alınmıyorduk. Sendikalı oluşumuzdan itibaren bir takım şeyler değişti. Örneğin lavabolar temiz tutulmaya, peçete konmaya başladı. Şu binanın arkasındaki ağaçlık alanda çaylarımızı içedik kışın içine yağmur kar girerdi. Ya da içeride o karbon kokusunun içinde çay içmek zorunda kaılyorduk. Şimdi oraya kapalı bir alan yapacaklar. Bunun dışında akşamları paydosta temizlik yapılırken bizim dışarı çıkmamıza izin vermiyorlardı. Havalı pompalarla tezgahları süpürüyorlardı, biz gün boyu yuttuğumuz tozun daha fazlasını o temizlik sırasında yutuyorduk. Maskelerimiz vardı ama şu eczanelerde satılan ucuz maskelerdi, sendikalı olduktan sonra gaz partiküllerini süzebilen maskelerden vermeye başladılar.
Mücadele Birliği: Talepleriniz neler?
İbrahim Koç: Bizim en baştaki talebimiz işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarının sağlanması, sendikanın tanınmasını istiyoruz. Çünkü biz gerek üretime ilişkin gerekse çalışma koşullarına ilişkin bir şey söylediğimizde muhatap bulamıyorduk. İdarecilerimiz gelir birşeyleri sayar sayar giderdi, ama hiç sormazdı bir sorun var mı, ya da ürünlerde bir hata oluşmuşsa bunun nedeni nedir diye konuşamazdık, dinlemeden giderlerdi. Ücret konusunda ise zaten durumumz belli 1200-1300 lirayla geçinmemiz mümkün değil. Kaldı ki, bu fabrikanın kazanmaması mümkün değil. Çünkü Milli Savunma Bakanlığı'na çalışıyor. Sipariş üzerine üretim yapıyoruz. Ve tek bir elbise bile 15.000 TL civarında. Günde 35 adet üretiyoruz. Hadi bunu biz 300 hatta 200 adet sayalım. Sadece tek bir elbise on işçinin aylık maaşından fazla ediyor. Yani şirketin “kriz”, “ödeme sıkıntısı” gibi bir sorunu olamaz.. İhaley alarak iş yapıyor ve devlete çalışıyor. En kaliteli üretimi yapan işçiye de insan gibi yaşayacağı bir ücreti vermek zorunda. Fakat bizim için en önemlisi sendikamızla birlikte işimize geri dönmek, madem bizi muhatap almadılar bundan sonra sendikayla muhatap olsunlar, bakalım işçiyi yok sayan davranışları o zaman yapabilecekler mi?
Mücadele Birliği: Merhaba, bize çalışma şartlarınızdan bahseder misiniz? Ve tabi işten atılma nedeniniz?
Selçuk Arslan: Ben de İbrahim arkadaşımız gibi 10 aydır çalışıyorum. Burası 2,5-3 yıllık bir şirket. Daha önce İzmit, Sarımeşe'de üretim denemeleri yapmışlar sonradan üretimi buraya taşımışlar. Bizim çalışma şartlarımız çok sağlıksızdı. Biz diktiğimiz askeri elbiselerde iki kumaş arasında karbon bir tabaka koyarak dikiyoruz. Bu da ağır bir koku yayıyor. Baş ağrısı, mide bulantısı yapıyor. Ellerimiz yara oluyor. İşe gelmediğimiz günlerde bile ağzımızdan, genzimizden karbon kokusu geliyor, burnumuzdan karbon parçacıkları geliyor. Zehiri soluyarak, yutarak çalışıyoruz. Kadın arkadaşlarımız daha çok etkileniyor tabi bundan. Bize maske veriyolardı ama eczanelerde satılan bu sıradan maskeler, onlar karbon partüküllerini süzemiyor kullanmamız pek bir işe yaramıyordu. Bir de çalıştığımız ortam kışın çok soğuk oluyordu. Bacaklarımızı sarıyorduk, montlarla çalışıyorduk. Kadın arkadaşlarımız için daha da zor çünkü onlara yönelik çok daha fazla baskı var.
Mücadele Birliği: İşten çıkarılma sebebiniz nedir?
Selçuk Arslan: Bize bir gerekçe gösterllmedi, ama zaten gerek de yok sendikalı olduğumuz için işten atıldık. Çünkü sendikalı olduğumuz öğrenildiğinden beri bir takım şeyleri değiştirmek zorunda kaldılar. Şimdi bizim yerimize taşeron işçiye işi yaptırmaya çalışıyorlar. Biz zam istediğimizde bu çevredeki daha kötü koşullarda çalışanları örnek gösteriyorlardı. Biz ücret konusunda ya da fazla mesailer konusunda bir şey söylediğimizde “Bizdeki şartlar bunlar isterseniz çalışırsınız” diye kestirip atıyorlardı. Biz de sendikalı olmaya karar verdik. Şu anda içeride çalışmakta olan sendika üyesi arkadaşlara yönelik çok ağır baskı var. Tek tek bir odaya, depoya bir yerlere çekip sendikadan istifa etmeleri için tehdit ediliyorlar. Arkadaşlarımız direnmeye çalışıyor.Her gün akşam evimize giderken “Off nihayet bu gün de işten atılmadık, bu gün de tartışma olmadan akşam oldu” diyerek gidiyor, sabah gelirken “Acaba bugün başımız neden ağrıyacak, acaba bugün yine işten atılma tehdidiyle karşılaşacak mıyım” diyerek işbaşı yapıyorduk. Biz de yeter artık dedik. Başka bir yere gitsek orada da buna benzer sorunları yaşayacağımız kesin. Biz sendikalı olduk çünkü bu şartlarda çalışmamız mümkün değil. Ve biz sendikamızla birlikte işlerimizin başına dönünceye kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.
Mücadele Birliği: Sizin bu ikinci direniş tecrübeniz daha önce benzeri bir durum İsmaco da yaşandı. Bize biraz kadınlar açısından çalışma koşullarını anlatır mısınız?
Fikriye Akgül: Bir buçuk yıldır burada çalışıyorum. Burada kadınlara yönelik çok ağır mobbing ve taciz olayı var. Ağıza alınmayacak küfürler kullanıyorlar. İnsan Kaynakları Müdürü Süleyman Yetişkin kadınlara sürekli mobbing uyguluyor, bağırma, hakaret sürekli uygulanıyor. Defalarca şahidiz ki, bir işçi kadını gözüne kestirip dakikalarca dik dik bakarak taciz uyguluyor. Sürekli bir bağırma, aşağılama var. Ben sık sık tartışıyordum. Kadınlar bundan etkilenmeye başladılar. “Taciz ediliyoruz” dediğimde ilk zamanlar kadın arkadaşlar anlamıyorlardı. Taciz, mobbing yalnız bağırarak, dokunarak, vurarak olmaz ki, çalışmakta olan bir insana gözünü dikip bakmak bir taciz ve baskıdır. Zamanla kadın arkadaşlarımız da bunun ayırdına varmaya ve tepki göstermeye başladılar. Şimdi sendikalı olan arkadaşlarımızın üzerinde çok daha fazla baskı var.
Mücadele Birliği: 12 Gündür direniştesiniz talepleriniz nelerdir?
Fikriye Akgül: Çalışma ortamımızda işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınmasını istiyoruz. Ücretlerimizin de iyileştirilmesi gerekiyor. Bu çevredeki kötü çalışma koşullarındaki işyerlerini bize örnek göstererek “Halinize şükredin” demeye getiriyorlar. Fakat aldığımız maaşlarla yaşamımızı sürdürme şansımız yok. İşçi mesai olmasın ister ama burada pek çok arkadaşımız mesaileri bekliyor çünkü ancak o mesailerle zorlukla geçinebileceği bir parayı alabiliyor. Hatta burada hafta sonu iş olmadığında başka işlere gidenler oldu. “Hiç değilse üç beş kuruş da oradan alır bir ihtiyacımızı karşılarız” diye düşünüyorlar.
Biz Milli Savunma Bakanlığı'na de sesleniyoruz. Burada işini en iyi şekilde yapan arkadaşlarımız işten atıldı ve şimdi bu işi taşeron işçilere yaptırıyorlar. Bir işyerinde taşeron çalışma olduğunda işin kalitesi de düşer. Eğer Milli Savunma Bakanlığı askerlerini düşünüyorsa ve NATO standartlarında askeri elbiseler istiyorsa buradaki işçilerin sendikal haklarına saygı duyulmasını ve işçi sağlığı iş güvenliği tedbirlerinin alınmasını sağlamalı. Buradaki üretimden ve bizlerin çalışma yaşamından da sorumludur. Biz sendikalı olduktan sonra bir takım şeyler değişti arkadaşların söylediği gibi. Bizler sendikal haklarınızla birlikte işlerimize geri dönnek istiyoruz. İnsanca çalışma koşulları olmadan insanca bir yaşam da mümkün olmaz. Biz sendikal haklarımızla birlikte işbaşı yapıncaya kadar da mücadelemizi sürdürmeye kararlılıyız.
Mücadele Birliği:Siz de işten atılan işçilerdensiniz ciddi sağlık sorunlarınız da var biraz anlatır mısınız?
Elif Uluşan: Evet, burada çalışan bütün işçilerde rahatsızlıklar var. Karbondan dolayı çok ağır bir koku var. Bu kadınları daha çok etkiliyor. Bende gizli astım var. Ağır kokudan dolayı rahatsızlandım. Göğüs hastalıklarına gittim fakat troid bezlerinde modül olduğu ortaya çıktı. Kısa bir süre sonra boğazımda bir kiltenin olduğunu fark ettim. Tekrar gittiğimde troid bezlerinde iç kanama olduğu ve iki uzman doktor tarafından ameliyat edilmem gerektiği söylendi.
Mücadele Birliği: Peki muayene olurken buradaki çalışma şartlarınızdan bahsettiniz mi? Buradaki çalışma koşulları nedeniyle hızlanmış olabilir rahatsızlığınız. Belki ameliyat ve tedavi sürecinizi ciddi anlamda etkileyecek bir durumla karşı karşıya olabilirsiniz.
Elif Uluşan: Evet haklısınız, buradaki şartlardan dolayı hastalığım ilerlemiş olabilir ama inanın hiç aklıma gelmedi bunları söylemek doktora. 24 Haziran'a ameliyat günü aldım. Öncesinde bir muayene sürecinden geçeceğim o zaman söyleyeceğim ben şu şartlarda çalışıyorum diye. Çünkü dediğiniz gibi en başta küçük bir modül var demişlerdi sonra ben boğazımda bir kitle fark ettim. Rahatszlıklarım da artıyor tabii. Ama bende gizil astım olduğu için zaman zaman nefes alamayıp maskeyi çıkarıyordum, bu yüzden karbondan daha fazla etkinlenmiş olabilirim, haklısınız bunu doktorlara söylemem gerek.
Mücadele Birliği:Direniş süreci ve taleplerinize ilişkin ne söylersiniz?
Elif Uluşan: Çalışma şartlarımız çok kötü. Ve işlerini en iyi şekilde yapan işçileri işten çıkardılar. Bizim istediğimiz biraz daha iyi çalışma koşullarıydı, çalışamıyoruz , sağlığmızı kaybediyoruz her gün. Biz izin dönüşü işten çıkarıldığımızı öğrendik ve hemen direnişteki arkadaşlarımıza katıldık. Sendikamızla birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz. İşimizi severek yapıyoruz ve insanca çalışma koşulları istiyoruz.