Belgesel Fotoğraf Sanatçısı Kemal Vural Tarlan, Suriye’den Türkiye’ye göç eden çocuklar üzerine çalışmalar yapıyor. İddiaların aksine Türkiye’nin Suriyeliler konusunda yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirten Tarlan, 1 milyon 200 bin Suriyeli çocuğun eğitimden mahrum kaldığına dikkat çekiyor. Bu çocukların geleceğinin ucuz işgücü potansiyeli olarak görüldüğünü düşünüp ellerini ovuşturan bir sermaye kesimi olduğunu belirten Tarlan, “Gelecekte Türkiye toplumunun bir parçasını oluşturacak bu kuşağın kayıp olmasana izin verilmemelidir. Yarın bu çocuklar büyüyecek, gettolara sıkışıp kalacak, o zaman sorunlar daha da büyüyüp başa çıkılmaz bir hal alacak” uyarısında bulunuyor.
Suriye’den Türkiye’ye göç eden çocukların nasıl bir eğitim aldığı ve hangi okullara gittiği hakkında bilgi verebilir misiniz?
Suriyeli mülteci çocukların eğitimlerinin sağlanması için hükümet bir mevzuat oluşturmuş ve bu yönetmelik çerçevesinde uygulamaya gidilmiş. Bu uygulama 2 metin çerçevesinde uygulanıyor. Bunlar 2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği, diğeri ise Yabancılara Yönelik Eğitme ve Öğretme Hizmetleri Genelgesi. Geçici Koruma Kanunu Yönetmeliği’nin Eğitim Hizmetleri başlıklı 28. maddesi, yabancıların eğitim faaliyetlerinin geçici barınma merkezlerinin içinde ve dışında MEB’in kontrol ve sorumluluğunda yürütüleceğini belirtiyor. Bu uygulamalar kapsamında Suriyeli çocukların eğitim aldığı üç tip okul oluşmuş.
Birincisi Devlet okulları, Türkçe konuşabilen ve öğrenen çocukların gittikleri okullar. Bu okullarda çocuklar Türkiyeli çocuklarla birlikte derslere gidiyorlar ve Türkçe, MEB müfredatı uygulanıyor. Yeni uygulamayla, üniversiteye gidebilmeleri için bir denklik sınavına tabi tutuluyorlar.
İkincisi özel okullar. Bunlar daha çok üst ve orta sınıf Suriyelilerin çocuklarının gittiği okullar. Oldukça yüksek fiyatlarla eğitim veriliyor. Bu okulların statüleri oldukça belirsiz, Türkiye’deki özel okul mevzuatı uygulanmıyor. Bu okulların bazılarında Libya müfredatı uygulanıyor. Son dönemde yenilenmiş Suriye müfredatına Türkçe dersi de eklenerek uygulanmaya başlanmış. Eğitim dili Arapça.
Bir de MEB bünyesindeki Suriye okulları var. Bu okullar çeşitli sivil toplum kuruluşları, hayırsever, Cemaat ve MEB desteğiyle kurulan okullar. Kamu kurumlarının sağladığı mekanlarda eğitim verenler çoğunlukla MEB’nın okullarında Türkiyeli öğrencilerin olmadığı zamanlarda, genellikle öğleden sonraları Suriyeli öğrencilere eğitim veriyor. Suriye müfredatına Türkçe dersiyle birlikte bazı dersler eklenerek oluşturulmuş, Suriye müfredatının BAAS partisine dair bölümleri çıkartılmış olarak veriliyor. Bu okulların koordinatörleri Türkiyeli, tüm yetki bu koordinatörlerde, ayrıca Türkçe derslerini de Türkiyeliler veriyor. Bunların çoğunun İmam hatip mezunu olduğu söyleniyor. Bu okullarda yeni bir kimlik inşa süreci yaşandığı, Türkiyeli yetkililerin, “bizim çocuklar” yetiştirme hevesinde oldukları bir gerçek.
Bu okullar dışında cemaatlerin ve diğer hayırseverlerin destekleri ile kurulan okullarda ki müfredat konusunda çok net veriler yok. Bu okullarda ağırlıklı olarak dini eğitim verildiği, yoksul ailelerin çocuklarının bu okullara gittiklerine dair bilgiler var.
100 ÇOCUKTAN 13’Ü OKUYOR
Eğitimcileri ile ne gibi uyum sorunları yaşıyorlar?
Suriye’de 5 yıldır süren bir savaş var, neredeyse her evde bir kayıp yaşanmış. Milyonlarca insan ülkesini terk etmiş, daha fazlası ülkesinde başka yerlerde göç etmiş, açlık, temiz su, barınma, gibi temel gereksinimlerinden yoksun yaşıyorlar. Bu durum, toplumun hepsinde tramvaya neden olmuş durumda, öğretmeler, öğrenciler ve ebeveynler de eşit olarak bu durumdan etkilenmiş durumdalar. Bu durum çocukların eğitimlerini etkiliyor. Bugün ülkemizde yaşayan her 100 mülteci çocuktan sadece 13-17’si okulla gidebiliyor. 4 yıldır hiç bir eğitim almamış 1 milyonu aşkın çocuk var. Türkiye’de bu süre zarfında 100 bin yeni Suriye kökenli bebek doğmuş.
Okula gidebilen çok küçük kesim, dil bilmediği için büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Toplumda güçlü olan; ırkçılık, yabancı ve göçmen düşmanlığı ve nefreti öğretmenlerimiz de, çocuklarımıza da sirayet etmiş durumda.
BİR UMUT Kİ, İÇİNDE ÖLÜM DE VAR
Geleceğe dair bir görüş belirtiyorlar mı?
Göçmen ve mültecilikle ilgili yapılan çalışmalar, dünyada bu tür büyük göç vakarlının yaşandığı ülkelerde, birgün sorun çözülse dahi, geri dönüşlerin yüzde 30-40 civarında olduğunu gösteriyor. Suriye toplumu çatışmalar ilk başladığı yıllarda, her zaman geri dönecekleri umuduyla yaşıyorlardı. Zamanla bu duygu yitmeye başladı. Yıkılıp talan edilen bir ülkeye geri dönmek, artık pek istenmiyor.
Bu insanlar zor da olsa burada bir yaşam kurdular. Ucuza çalışıyorlar, yeterince beslenemiyorlar, çocuklarının eğitim sorunları var ama yaşanan 5 yıl bir düzen de kurdu. Suriye’nin gelecekte ne olacağına dair beklentilerini yitirdiler. Suriye toprakları içerisinde gerçekleştirecekleri düşleri, hayal etikleri her şey birilerince çalındı yok edildi, ranta dönüştürdü. Onlar artık geleceklerini başka coğrafyalarda arıyorlar, Akdeniz’de Avrupa sınırlarında, umut yolculuğuna çıkıyorlar. Bir umut ki, ölümü içinde barındırıyor. Öleceklerini bile bile, her gün binlercesi yollarda düşüyorlar.
SAVAŞ ERKEN YAŞTA EVLİLİĞİ ARTTIRDI
Kız çocukları okullarda eğitim aldıkları kurumlarda ne gibi sorunlar yaşıyorlar?
Bu konuda bir çalışma ve araştırma elimizde yok. Sadece Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilerin yüzde 75’i kadın ve çocuklardan oluştuğunu biliyoruz. Öncelikle erken yaşta evliliklerin artığına dair pek çok bilgi ve medyada haber var. Okula gidebilen yüzde 13’ün ne kadarı kız çocuğu elimizde veri yok. Gidenlerin de büyük bir kısmı kamplarda kalan çocuklar, bunlar çıkartıldığında şehirlerde yaşayanların çok çok küçük bir kısmı okula gidiyor. Okula gitmeyenler çoğunlukla çalıştırılıyor. Özellikle trikotaj ve mevsimlik tarım işlerinde çok sayıda kız çocuğunun çalıştığını görüyoruz. Erken yaşata evlilik Ortadoğu toplumlarında oldukça yaygın, savaş ve çatışmalı ortamın bu durumu daha da artırdığı biliniyor.
GÖÇMENLERİN YÜZDE 55’İ ÇOCUK
Devletin bu çocukların eğitimine verdiği önem hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’de resmi rakamlara göre 1 milyon 800 bin, resmi olmayan rakamlara göre 2 milyon 500 bin civarında Suriyeli göçmen yaşamaktadır. Yine BM verilerine göre bu mültecilerin yüzde 55’ine yakını 18 yaş altındaki bireylerden oluşmaktadır. Yani Suriyeli mülteci çocuk sayısı yaklaşık 1 milyon 400 bin. Bu çocukların okula gitme oranı ise UNICEF’in Türkiye yetkililerinden aldığı verilere göre yüzde 17 olarak ifade edilse de bunun yüzde 13 civarına ancak ulaşıldığı biliniyor. Yani bugün Türkiye’nin neredeyse her şehrine dağılmış yaklaşık 1 milyon 2 bin eğitimden mahrum Suriyeli mülteci çocuk var. Eğer bu durum böyle davam ederse bu çocuklar tarihe “kayıp kuşak” olarak yazılacak. Türkiye devleti Suriyelilerin eğitimi konusunda, yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. 2 milyon 500 bin civarında mülteciyi kabul etmiş ki, bu doğrudur, ama statüleri konusunda gerekli adımları atmamıştır. Son günlerde bu çıkmazdan bir Kürt savaşı ile çıkış aramak durumu daha da çıkmaza sokmaktadır. Suriye içerisinden etnik ve dini yapılar üzerinden siyaset yapmanın yanlışlığı ortadayken bir de Kürtlerle diğer Arap, Türkmen ve diğer etnik grupları karşı karşıya getirecek hamlelerden kaçınmak, bunun sonuçlarının ülke içerisine etkilerini düşünmek gerekir.
Hükümete düşen tüm çocukların ve tüm halkların çocuklarına anadillerinde eğitim olanaklarını hazırlayıp, parasız sunmaktır.
‘ELİNİ AVUŞTURANLAR VAR’
Bu çocukların eğitim haklarından faydalanmaması hem çocuklar hem de ülke açısından yaratacağı sonuçlardan bahseder misiniz?
Eğitimin evrensel bir insan hakkı olduğu gerçeğinde yola çıkarsak, bu çocukların ivedilikle eğitim alabilecekleri şartları oluşturmak gerekir. Gelecekte Türkiye toplumunun bir parçasını oluşturacak bu kuşağın kayıp olmasana izin verilmemelidir. Birilerinin dediği gibi bu çocuklar geleceğin “ucuz işgücü” potansiyeli olmamalıdır. Biliyoruz ki, bu ülkede bunun için ellerini ovuşturup bekleyen bir sermaye kesimi var. Bunun için çalışmalar yapıyorlar, raporlar hazırlıyorlar. Zaman çok hızlı geçiyor, yarın bu çocuklar büyüyecek, gettolara sıkışıp kalacak, o zaman sorunlar daha da büyüyüp başa çıkılmaz bir hal alacak. Sosyal bilimlerde coğrafyanın hafızasından bahsedilir. Evet, bu coğrafyada, Ortadoğu’da hepimizin kaderi bir birine bağlı. Benim bundan anladığım şu, tüm halkların eşit ve özgürce yaşayabildiği bir Ortadoğu yaratabiliriz. Belki de bunun yolu çocuklarımıza sahip çıkmadan geçiyor.