Türkiye'deki ekonomideki gidişattan memnun olduklarını dile getiren sermaye temsilcileri, ülke tarımını ise dünya ekonomisindeki hiyerarşiye göre adeta çökerttiler. Tarım ülkesi olarak adlandırılan Türkiye, adeta emperyalist tekellerin ihtiyaçları doğrultusunda tarımdaki üretici etkinliğini yitirerek ithalatçı bir ülke konumuna getirildi. Ziraat Mühendisleri Odası'nın (ZMO) verilerine göre Türkiye, 2002-2015 yılları arasında 61 milyar dolar tarıma bütçe ayırırken bunun yaklaşık 4 katı miktarında, 270 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Son 3 yıl için ise bu rakam 58,5 milyar dolar.
Buğday, mısır, yağlı tohum, pamuk, soya ithal!
Sermaye sınıflarının dünyadaki işbölümü doğrultusunda şekillenen tarım politikaları ile Türkiye; buğday, mısır, yağlı tohum, pamuk ve soyayı ithal ederek kendi topraklarından elde edebileceği bu ürünlerde dışa bağımlı bir ülke konumuna geldi. Son üç yılda bu ürünlerin ithalatı için devletin 58,5 milyar dolar harcama yaptığı duyurulurken, 10 milyar doları buğdaya, 3 milyar doları mısıra, 25,5 milyar doları yağlı tohuma, 14 milyar doları pamuğa ve 6 milyar doları ise soyaya harcandı.
Baklagil üretiminde liderlikten en büyük ithalatçılığa
ZMO Başkanı Özden Güngör'ün Bugün gazetesine yaptığı açıklamada, baklagil üretiminde lider ülke konumundaki Türkiye'nin 2012-2015 döneminde Hindistan'dan sonraki en büyük ithalatçı ülke durumuna geldiğine dikkat çekti. Mısır, Etiyopya, Bangladeş ve Çin'den kuru fasulye; Kanada'dan nohut ve yeşil mercimek; ABD, Ukrayna ve yine Kanada'dan bezelye ithalatı yapıldığına değinen Güngör, bütün bunların Türkiye'de yetiştirilebilecekken tarımsal üretimi desteklemeyen politikalar sonucunda tarımda üretimin durduğunu vurguladı.
Mazot vergisi 9 milyar
Türk sermaye devleti, 2002-2015 yılları arasında sözde tarıma destek için bütçeden 61 milyar dolar ayırırken bunun 4 katı büyüklüğünde, yaklaşık 270 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Öte yandan tarımda yalnızca mazota ödenen vergi yılda 9 milyar lirayı buluyor.
İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTKİB) Başkanı İsmail Gülle de 2015 yılının ilk 7 ayında pamuk ithalatına 767 milyon dolar harcandığına dikkat çekerek dışa bağımlılıktan çıkmak gerektiğini, bunun için 5 yıllık pamuk üretimi planlaması yapılması, yerli pamuk kullanan sanayiciye teşvik uygulanmasının önemine değindi.
Küçük ve orta ölçekli sermaye sahipleri dünya çapında büyük tekellerin piyasaları ele geçirmesiyle yıkıma uğramaktan şikayetçi olurken bu gerçek ise kapitalizmin doğasından kaynaklanıyor. Dünyadaki büyük sermayedarların çıkarlarınca gerçekleşen işbölümü doğrultusunda tarım alanındaki üretici konumundan vazgeçmeyi tercih eden Türk sermaye devleti, buna uygun olarak da orta/küçük üreticileri yıkıma uğratan politikalarla büyük sermayenin bu pazarları ele geçirmesine izin veriyor. “Dışa bağımlılıktan çıkmak” sözleri yıkıma, iflasa doğru sürüklenen bu sermaye kesimlerinin çıkarlarını ifade ederken, aslında kendilerinin “büyük sermaye” olma özlemlerine tekabül eden aldatıcı bir söz dizisi olmaktan öteye gidemiyor. Kendileri büyük sermaye olduklarında tam da aynı politikaları uygulamak zorunda kalacak olan bu kesimler, küçük hesaplar peşinde oldukları için sorunun sermayenin doğasından kaynaklandığını göremiyor. “Dışa bağımlılık” aldatmacasına son vermek için büyük sermayenin mülkiyetini kamulaştırmaktan ve kapitalist özel mülkiyet düzenini tarihin çöplüğüne gönderecek devrimci politikalar uygulamaktan başka bir yol gözükmüyor. Bu da her şeyden önce sermaye iktidarına son vermeyi gerektiriyor, zira büyük sermayenin çıkarları tam da Türk sermaye devleti tarafından hayata geçiriliyor.