Türkiye’nin hızlı ve kontrolsüz şekilde büyüyen inşaat sektöründeki gelimşe işçilerin canına mal oluyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) açıkladığı rakamlara göre sadece Ekim ayında 45’i inşaat ve yol işçisi olmak üzere toplam 143 işçi iş cinayetlerine kurban gitti.
İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ayhan Emekli, inşaat sektöründeki iş kazalarının ve işçi cinayetlerinin büyük bir kısmının yüksekten düşmeye bağlı olarak yaşandığını belirterek “Ölümlü iş kazaları arasında inşaat sektörü yıllık oranda 2. sırada. Türkiye’nin son yıllardaki gelişimini de göze alırsak bir sürü çılgın projeler var, çok katlı binalar var. Türkiye’deki 2 kat üzeri bina sayısı 1000’i aştı ve 500 tene daha yapılıyor. Bütün projelerde hız amaçlanıyor. En hızlı sürede yapmak, en çabuk sürede yapmak hedefte. Temel atma törenlerinde bile süre pazarlığına giriyor devlet yöneticileri. 5 yıldan 4 yıla, 3,5 yıla indirilmesi isteniyor. Bütün bu inşaat projelerinin bir iş programı var. Pazarlıklarla bu süreleri indirirseniz yeni iş kazalarına davetiye çıkarırsınız” dedi.
‘ÖLÜMLER ARTIK GÜNDEM OLMUYOR’
Ölümlerin baş nedeninin işçi sağlığı, iş güvenliği açısından gerekli önlemlerin alınmaması ve eğitimlerinin verilmemesi olduğunu ifade eden Emekli “ Bunların sonucu iş kazalarına davetiye çıkarmaktadır. İş kazası türü çok fazla olduğu için giderek sonuçları daha da vahim olmaktadır. Hatta artık bir şantiyedeki bir işçinin öldüğü iş cinayetleri sıradanlaşmış durumda. Birden fazla işçinin öldüğü iş cinayetleri ancak gündem olabiliyor” dedi. Çözümün odağına işçilerin, sendikaların, odaların, TTB’nin ve baroların koyulması gerektiğini ifade eden Emekli “Masa başında yapılan düzenlemeler yerine bu bileşenlerin tamamını kapsayan bir araya getiren bir oluşuma yönelmemiz gerekiyor” diye konuştu.
‘ÖNCE DOĞA SONRA İNSAN YAĞMALANDI’
İTÜ İnşaat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Gürkan Emre Gürcanlı da kamusal denetim eksikliğine dikkat çekerek “Var olan iş güvenliği yasası ile iş güvenliği uzmanları bir kurbanlık koyunluk gibi. Bu sistemi yerli yerine oturtmamız lazım. Çoğu inşaat projesi nerdeyse bir yağma gibi. 3 köprü olsun, 3 havalimanı olsun. Kısa bir sürede doğanın yağmalanması aynı zamanda insanın da yağmalanmasına dönüşüyor. Bu hız olgusu özellikle proje yönetiminde bizim önümüzü kesen başlıklardan birisi. Kısa zamanda maksimum verim elde etme çabasıyla projeyi bitirmek istiyorsunuz bu da özellikle taşeron sistemde çok ciddi anlamda işçilerin ve usta başlarının üzerinde bir baskı yapıyor. 4 yılda bitmesi gereken bir projenin 2 yılda bitirilmeye çalışılmasında her hangi bir yaralanma ya da ölüm olmaması mümkün değil” dedi.