İşçi sağlığı mücadelesi başlarken - S.Murat Çakır

2000’li yıllarla birlikte işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin yükselmesinin nesnel ve öznel iki temel belirleyeni vardır. Nesnel olarak neoliberal politikaların olgunlaşmasının bir krizi olarak işçi ölümleri, yaralanmaları, sakatlanmalar ve hastalıklar nüfusun çoğunluğunun gündelik yaşamının bir parçası haline geldi.

Öznel olarak ise ortada yükselen bir işçi hareketinden söz edilemez. Öyle ki 28 Şubat darbesi ile birlikte emek hareketi etkisizleştirilmişti. Böylesi bir dönemde nesnel koşullara iradi bir müdahale olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği başlığı öne çıkarıldı.

İlk mücadele alanı Tuzla tersaneleri oldu. Limter-İş etrafında kümelenen işçi hareketi zaman zaman işçi ölümleri karşısında tepkisel refleks vermişti. Ancak 2005 yılı sonunda başlayan mücadele kısa sürede ülke gündemine damgasını vurdu. Bu süreçte sendikaya baskılar arttı ve hatta genel başkanı ile bazı yöneticileri tutuklandı.

2007 yılının Ekim ayında Limter-İş önderliğinde “Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu” kuruldu. Komisyon hazırladığı rapor ile çözüm önerilerini sundu. Tabi iş cinayetleri devam etti ve ilki daha etkili olmak üzere 2008 yılının şubat ve haziran aylarında Tuzla Havza grevleri gerçekleştirildi. Özellikle şubat grevine binlerce işçi iş cinayetlerinin sonlandırılması ana talebiyle katıldı. Aynı yıl TBMM’de Tuzla Araştırma Komisyonu kuruldu. Önemi, bir sendikanın bürokratlarla değil direkt olarak Meclis’le ve tek tek patronlarla değil tersane işverenlerinin örgütü olan Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği ile masaya oturmasından kaynaklanmasıydı.

İkinci mücadele alanı kot kumlama sonucu işçilerde görülen silikozis hastalığına karşı oldu. Ünlü markalar için İstanbul’un çevre semtleri başta olmak üzere Anadolu’nun farklı yerlerinde kot taşlamak amacıyla kumlama ve zımpara atölyeleri hızla çoğalmıştı. Hekimlerin ve bazı sosyalist grupların önderliğinde “Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi” oluşturuldu. Verilen mücadeleler sonucu Sağlık Bakanlığı Nisan 2009’da yayınladığı bir genelge ile ölümle sonuçlanabilen bir akciğer hastalığı olan silikozise yol açtığı gerekçesiyle her türlü kot giysi ve kumaşlara uygulanan püskürtme işleminde kum, silis tozu veya silika kristalleri içeren herhangi bir madde kullanılmasını yasakladı. Ancak eylemler devam etti ve Eylül 2010’dan sonra sigortasız çalıştırılan silikozis işçilerine de sosyal güvenceden yararlanma hakkı tanındı.

Üçüncü mücadele alanı olarak, ülkemizde bir ilk örgütlenme gerçekleşti. Şimdilerde adı “Adalet Arayan İşçi Aileleri”ne evrilen çalışmanın kökeni 31 Ocak 2008 tarihine dayanmaktadır. İstanbul Davutpaşa’da maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 21 işçi öldü ve yüzlerce kişi yaralandı. Bunun üzerine Umut Derneği’nde örgütlenen, patlamada yakınlarını kaybeden işçi aileleri hukuksal olarak bir adalet mücadelesi başlattı ve İstiklal Caddesi’nde bir süreliğine nöbet eylemi yaptı. 3 Şubat 2011’de ise Ankara Ostim ve İvedik sanayi sitelerinde peş peşe patlamalar meydana geldi, 20 işçi öldü ve 43 kişi yaralandı. Davutpaşalı işçi ailelerinin Ostimli işçi ailelerini ziyareti ile beraber yeni bir süreç başladı ve işçi aileleri ile hukuksal davalar Türkiye’nin gündemine geldi. Gelinen noktada Esenyurt, Kozlu, Güllük vb. birçok yerden aileler sürece katıldı. Her ayın ilk pazar günü Galatasaray Lisesi önünde Vicdan ve Adalet Nöbetleri tutulmaya başlandı.

Son olarak Sendika.Org’un aylık olarak hazırladığı “İş Kazaları Raporu” ilk olarak 2008 yılında sekiz ay yayınlandı. 2009 Haziranı’nda tekrar başlayan raporların yayınlanması İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin mücadelesinin oturması ile birlikte gereksizleştiği 2011 yılı Eylül ayına kadar devam etti. İstatistik, ilk defa güncel olaylar eşliğinde ve çalışma koşullarına değinilerek açıklandı.

Şu an verilen işçi sağlığı mücadelelerinin öncülleri işte saydığım bu çalışmalardır...