Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan emekçileri daha fazla sömürme hedeflerini açıkça ortaya koydu

Geçtiğimiz günlerde 64. hükümet programını açıklayan sermayenin baş sözcüsü Davutoğlu, popülist vaatleriyle, hiçbir “reform” adımının net olmadığı, ortaya konan ‘vaatlerin’ her yöne çekilebileceği sözde bir program açıklamıştı. Öyle ki, sermaye cephesi dahi “reform” beklentileri açısından bu açıklama sonrasında tatmin olmadı. Çünkü açıklanan “program” 64. hükümetin yapacaklarının olduğu bir programdan öte, toplumun emekçi kesimlerinin yeni hak beklentilerini oyalamaya dönük bir konuşmaydı. Kısacası Davutoğlu, içi boş sözlerle “reform” aldatmacasını sürdürmüş oldu.

Ardından, geçtiğimiz günlerde yardımcısı Lütfi Elvan basına verdiği demeçte benzer “aldatmaca”yı sürdürmeye çalışsa da, emekçi sınıflara dönük saldırı politikalarını hayata geçireceklerinin sinyallerini verdi. Hatta bazı noktaları açıktan da söyledi. Elvan, kıdem tazminatından ‘çalışma sistemi’ne, kamu emekçileri yasasına dair sermaye sınıfının beklentilerini karşılamaya çalışacaklarını dile getirmiş oldu.

Kıdem tazminatı hakkı: “Her iki kesimi uzlaştıran bir yaklaşım”
Kıdem tazminatı konusunda çok fazla sorun yaşandığını dile getiren, işçi sınıfının oldukça az bir bölümünün bu hakkını alabildiğini, emekçileri mahkemelerde süründürdüklerini açıkça itiraf eden Elvan, buna rağmen derhal bu hakların verilmesi yönünde bir adım atmaları gerektiğini ortaya koyamadı. Bunun yerine, işçileri oyalamayı sürdüreceklerini “Hem işçi hem de işveren kesiminin yaklaşımlarını biliyoruz. Bir noktada her iki kesimi de uzlaştıran bir yaklaşım ortaya koyup kıdem tazminatı sorununu Türkiye'nin gündeminden çıkarmak istiyoruz” ifadeleriyle ortaya koymuş oldu.

Bu alanda sermayenin işçilerin kıdem tazminatı hakkını nasıl gasp ettiğini ortaya koyan birisinin ardından “her iki kesimi uzlaştıracağız” demesi, açıkça “bir şekilde işçileri kandıracağız” demekten başka bir şey değildir.

Acil yapmaları gereken kendilerinin de ifade ettiği işçilerinin kıdem hakkını alamamaları sorununun çözülmesi, bu davaların derhal işçi sınıfının lehine sonuçlandırılması, kıdem tazminatı hakkı gasp edilen işçi ve emekçilerin yüzde 90’lık kesimine bu hakkın derhal verilmesidir. Bu adımlar tartışma ve uzlaşma ile olacak şeyler değildir; çünkü işçilerin kıdem tazminatı hakkını gasp eden bizzat sermaye sınıfı ve onların haklarını savunan hükümetler ve mahkemelerdir.

Kamu emekçileri yasası: “Performansa dayanan altyapı”
Sermayenin sözcüsü Elvan kamu emekçilerine dönük saldırı konusunda ise oldukça açık ifadeler kullandı. 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nı sadeleştireceklerini, “performansa dayalı bir altyapı” oluşturacaklarını söyledi. Performans sisteminin ne anlama geldiğini ise sağlık emekçilerinin yaşadıkları sorunlar açıkça ortaya koyuyor. Giderek güvencesizleşen, ağırlaşan sömürü koşullarıdır. Sermaye kamu alanından da kâr etme hedefiyle, kamu emekçilerini daha fazla sömürmek istemektedir. “Hantallığın giderilmesi” yalanı bunu ortaya koymaktadır.

Taşeron cumhuriyetini pekiştirmek
Kendisine taşeronluğun kaldırılmasıyla ilgili soruya ise Elvan’ın cevabı oldukça açık oldu. Elvan taşeronluğun kaldırılmasıyla ilgili tek bir sözcük kullanmadı, üstüne “esnek çalışmayı” yaygınlaştıracaklarını açık bir şekilde söyledi.

Bu noktada büyük bir yalana da başvuran Elvan, “sosyal-demokrat”, “sosyalist” Kuzey Avrupa ülkelerinde işsizliğin düşük seviyede olduğunu, bunun da esnek çalışmayla sağlandığını söyledi.

Öncelikle, bu ülkeler “sosyalist” değil, bizzat kapitalist sistemin en gelişmiş olduğu emperyalist ülkelerdir. Bu ülke sermaye sınıflarının, tam da bu sayede uluslararası çaptaki sömürüden aldıkları pay daha büyük olmuş, bunu da kendi emekçi sınıflarına ‘bir sus payı’ olarak verebilmişlerdir. Çünkü “sosyalizm”in ve işçi sınıfının bu ülkelerdeki mücadele tarihi, bu ülke burjuvazilerini bu hakkı vermeye zorlamıştır. Kısacası, işsizliğin düşük olması ya da kimi sosyal devlet uygulamaları tam da işçi sınıfının mücadelesinin bir sonucudur; “esnek çalışmanın” değil. Bugünse bütün bu haklar sermayenin kriziyle birlikte adım adım geri alınmaya -evet “esnekliğin yaygınlaşması” yönünde- işçi sınıfının hakları gasp edilmeye çalışılmaktadır.

İşçi sınıfı Lütfi Elvan’ın bir parça haklı olduğu noktaya odaklanmalıdır: evet, haklar ancak mücadeleyle alınabilir. Alınan hakların tek güvencesi de sermayenin siyasal iktidarının son bulması ve işçi sınıfının sosyalist iktidarının kurulmasıdır!