İSİG Genel Müdürü Kasım Özer'den itiraflar

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kemal Özer’in iş güvenliği önlemleri ile ilgili açıklamaları basına yansıdı. Sermayenin iş güvenliğine yaklaşımını açıkça gözler önüne seren iş güvenliği şefi, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin “köylü kurnazlığı” yaklaşımlarını ortaya koydu. Ayrıca “Biz cezaya geliyoruz deyince hemen adım atıyorlar” diyen “müdür”, kendilerinin de sermayedarların çıkarlarını gözeterek belli önlemlerin alınmamasında sorumluluk sahibi olduklarını itiraf etmiş oldu.

Takip ve hayat hattı sistemlerinin Türkiye’de üretilmediğinden ‘yakınan’ iş güvenliği şefi, patlayıcı ortamlarda kullanılan teçhizat ve koruyucu sistemlerle ilgili de benzer ifadeler kullandı. Bu önlemlerin alınmaması ile ilgili bahaneler bulup sermaye sahiplerini suçlayan Özer, devletin bu konuda atması gereken adımları, yaptırımları, iş güvenliği yatırımlarına yapılacak teşvikleri göz ardı ederek aslında sermaye sahiplerinin suçuna ortak olduklarını söylemiş oldu. Bu temel güvenlik önlemlerinin çeşitli bahanelerle bir kenara itilmesi ise, sermayenin “toplumsal ihtiyaçlar” için değil, yalnızca kâr için yatırım yaptığını bir kez daha gösterdi.

İş güvenliği önlemleri açısından çip sisteminin önemine değinen Özer, büyük sermayedarlar ve küçükler arasında farklılık olduğuna işaret etti. “Bu çip sistemleri 300 metreye kadar haberleşmeyi sağlıyor yeraltında. Ama bizim büyük madenlerimizin problemi yok, maalesef sermayesi kıt olan şirketlerimiz biraz işi yavaştan alıyor” diyen şef, büyük şirketleri koruyup küçükleri tasfiye etmeye dönük devletin madenlerdeki politikalarına uygun konuştu.

Özer, iş güvenliği konusunda eleman sıkıntısı olduğuna da işaret ederek, “(ABD’de) 4 bin madenleri, 2 bin 200 tane müfettişleri var. Bizde bin müfettiş var. Bunların içinde zannediyorum ki 80 tane madenci var. Bizde de 4 bin civarında aktif maden ocağı var. Almanya da müfettiş sayısı toplam 3 bin 500 civarında” dedi. İşyerlerinde, “sıfır kaza”nın henüz, “ütopya” olduğunu dile getiren Özer, “Güçlü şirket, güçlü üretim ve sıfır kaza diyeceğiz. Biz diyoruz ki önce sıfır ölüme ulaşalım, çünkü sıfır kaza ütopya gibi görünüyor” dedi.

Sahtekârlık itirafı
İnşaat güvenliğinde de sahtekarlık olduğunu ifade eden Özer, “Demirden malzemeleri kaynatıyor. Bir de üzerine boya atıyor, gönderiyor. Bu uygun değil diyoruz. Eski iskeleleri kumlayıp, galvanize batırıyorlar buyrun diyorlar; standart iskele. Aman dedik, 3 kuruş para için bunu yapmayın. Bunun ucunda insan hayatı var. O eski malzeme ya çatlarsa, çürükse, bir müddet sonra arıza verir ve insanlar düşer ölür.

Türkiye’de yılda 350 tane insan; inşaat, yapı sektöründe ölüyor ve bunun yüzde 40’ı yüksekten düşme veya yüksekten bir şeyin düşmesi ile ölüyor. Almanya yüzde 26’sını önlemiş, biz yüzde 20’sini önlesek çok büyük bir rakam” diye konuştu.

Ölen işçi ‘eğitimdeymiş’
Soma faciasında tespit edilen bir sahtekarlık hakkında bilgi veren Özer, “Soma’da ölen garibanlardan bir tanesi eğitimde görünüyor mesela, daha eğitimin 2. gününde. Ama ölmüş ocakta. Nasıl eğitim bu? Demek ki gitmemiş o eğitime. Kağıt üzerinde bir yüksek okulla anlaşmışlar orada eğitim alıyor” dedi. İş güvenliği takip sisteminin (İSG-KATİP) istenen düzeye gelmediğini anlatan Özer, “680 bin işletmede zorunlu şu an. Bunun 300 bin tanesinde var. 380 bin tanesinde maalesef yok. Yüzde 60’ında maalesef yok. Ceza yazacağız, geliyoruz, lütfen noksanlarınızı yapın deyince bir harekete geçiyor işverenler” dedi.