‘İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği’ Forumu Notları / 1 Ekim 2016

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak düzenlediğimiz “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Mücadelesi... Atılması Gereken Adımlar...” başlıklı forum etkinliği için 1 Ekim 2016 Cumartesi günü saat 13.00’da İstanbul Tabip Odası Cağaloğlu Merkez Büro Toplantı Salonu’nda biraraya geldik. Forumumuza emek-meslek örgütlerinden birçok arkadaşımızın yanısıra Ankara, Kocaeli ve Tekirdağ’dan da emekçilerin bulunduğu 100’ü aşkın kişi katıldı. Başlangıç sunumu yanısıra kolaylaştırıcılığını da İş Başmüfettişi Şeref Özcan’ın yaptığı forum 17.00’da son buldu...
 
İlk olarak söz alan arkadaşımız Murat Çakır, Meclisimizin oluşum süreci, hedef ve amaçlarını özetleyerek, kolektif gönüllü emek verenlerle yapılan çalışmalar ve düzenli hazırlanan raporlar sonucunda iş cinayeti ve yeterli  düzeyde olmamakla birlikte meslek hastalıklarının görünür olmasının sağlandığını belirtti. Ancak son dönemde İSİG konusunda ve mücadelelerde pratik anlamda gerileme olduğundan bahsetti.
 
Ülkemizde katliam boyutundaki iş cinayetleri, ülkemizde yaşanan savaş ve katliamlar, işçi ve emekçilere yönelik saldırılar ve baskıların OHAL süreciyle daha da pervasızlaştığını ve İSİG alanında çalışma yapan işçilerin de işten atılmaya başladığını vurguladı.
 
İSİG Meclisi çalışmalarıyla merkezi araçlar oluşturulduğunu, raporlar hazırlandığını ve bunların pek çok alanda kullanıldığına değindikten sonra çalışmalarını değerlendirmek ve başka neler yapılabileceğini, daha etkin bir mücadelenin nasıl yürütülebileceğini konuşmak ve pratiğinin yaratılması için biraraya gelme ihtiyacı duyulduğunu belirtti.
 
İş cinayetleri işçi katılımı sağlanarak önlenebilir
Açılış sunumunu gerçekleştiren İş Başmüfettişi Şeref Özcan söz aldı: “SGK eskiden iş kazası ile ilgili çoğu vakayı dışarıda bırakıyordu. İSİG Meclisi iş cinayetleri ile ilgili düzenli veriler sunmaya başladı. SGK verilerini değiştirmek zorunda kaldı. İSİG verileri temel kaynak haline geldi. Birçok rapora konu oldu. Sendikal eğitimlerde kullanıldı. İSİG Meclisi’nin ana amacı veri toplaması, sunması ve yaygınlaştırmasıdır. İSİG Meclisi bir ağ yapılanmasıdır. Bu forumun konularından birisi bu faaliyetlerin nasıl daha iyi olabileceği sorusunu tartışmak olmalıdır. Geçmişe kıyasla şunlar söylenebilir: İSİG Meclisi’nin biriken verilerinden istatistik üretme imkânı oluştu. İlerleyen dönemlerde özel konulara ilişkin raporlar hazırlanabilir. İSİG konusu direnişlerde hususi bir talep olmaya başladı. İşyerlerinde İSİG çalışan temsilcilerinin varlığı önemli ve sayısının artırılması gerekiyor.”
 
Özcan daha sonra mevzuat ve düzenlemelere ilişkin yorumlarda bulundu: “İSİG çalışma hayatında giderek derinleşen, niceliksel olarak artan yakıcı bir konu haline geldi. Bu kötü tabloyu değiştirmek için mücadele etmek gerekiyor. Bu dönüşümün esas sebepleri neler? Taşeronluk sisteminin yaygınlaşması, emek rejiminde sınırsız esnekleşme iki önemli etken. Yargının verdiği kararların bir yaptırımı yok, sürüncemede kalıyor ve uzun yıllar devam ediyor. Kiralık işçilik yasasının geçmesi, arabuluculuk faaliyetinin yaygınlaşmaya başlaması, iş teftişlerinin yıllar içerisinde etkisiz hale getirilmesi iş cinayetleri vakalarının artmasına neden olacak başat değişiklikler olarak düşünülebilir. Tüm bu etkileri beraber düşündüğümüzde iş cinayetleri için kaçınılmaz bir ortamın oluştuğunu söyleyebiliriz. İş cinayetlerini önlemek maliyetlidir. Finansmanını işveren ve kamu sağlamalıdır. Bu iki unsur da önlem için gerekli sorumluluğu almaktan kaçınmaktadırlar.”
 
Özcan konuşmasına örneklerle devam etti: “Meclisin verilerine göre iş cinayetlerinin vakalarının yüzde 60’ı inşaat, tarım ve taşımacılık işkollarında meydana geliyor. Bunlar emek-yoğun sektörler. Örnek olarak enerji sektöründe her yıl 100 işçi elektrik çarpmasından hayatını kaybediyor. GSMH’den 300 milyon dolar ayrıldığı takdirde alçak gerilim kaynaklı ölümlerin önüne geçilebilir. Devlet ve işveren bu finansmanı sağlamıyorlar. Kamunun dahli elzem bir ihtiyaç. Ancak, gerekli düzenlemeler yapılmıyor. Finansman maliyet anlamına geliyor. Maliyetin çoğu işçiye fatura ediliyor. Emek alanında bu düzenlemeler yapılmadığı için şu hazin öngörüde bulunmak mümkün: Bu sene de önlemlerin alınmasında gerekli finansman sağlanmadığı için 100 işçi elektrik çarpmasından hayatını kaybedecek.”
 
Özcan iş cinayeti tartışmalara değindi: “Tedbir alarak işçi ölümleri engellenemez. Bu vakalara işçinin dikkatsizliği ve tedbirsizliğinin neden olduğunu iddia etmek hatalı olur.  Bu konuda tekil örneklerle tartışma yapmanın anlamı yok. İş cinayetlerini anlamak için daha ziyade işçilerin üzerindeki iş basıncı ve iş baskısının ne düzeyde olduğunu düşünmek gerekir. İş cinayetinde olası kasıt vardır, fail bellidir. Ülkedeki vakaların çoğunu iş cinayeti olarak tanımlamak mümkündür.”
 
Özcan İSİG konusunda iyileşmenin nasıl sağlanabileceği konusuna değindi: “Mevzuatı iyi bilmek ve sıkı takibini yapmak önemlidir. Müdahil olmadan iyileşme sağlanması mümkün değil. Tek başına eğitim yeterli değil. İşveren, sendika ve kamunun dahli olması gerekiyor. İşyerini denetime zorlamak, işçinin katılımını bu organizasyona dâhil etmek şarttır. Çözüm ancak katılımla mümkün olabilir. İSİG konusunda aslında önlemin vakaları azalttığına ilişkin örnekler mevcut. Örnek olarak kimya sektörüne bakabiliriz. Kimya sektöründe yaşanacak herhangi bir vaka topyekûn sermayenin ortadan kalkmasına veya dağılmasına sebep olacağı için daha dikkatli takibi yapılıyor, önlem alınıyor. Kimya sektöründe İSİG vakalarına görece daha az rastlanıyor. Demek ki istenince önlem alınabiliyor.”
 
Özcan son olarak çalışan temsilcisinin önemini vurguladı: “İSİG ile ilgili düzenlemeler bu arkadaşların yardımıyla daha rahat uygulanabilir. İyileşmenin sağlanamamasındaki en önemli engel cezasızlıktır. Bu vakaların olduğu işyerlerine yaptırım uygulanmıyor. Kamusal çözüm için devletin dahli ve yaptırım uygulanması gerekiyor.”
 
İş Başmüfettişi Şeref Özcan sunumunu tamamladıktan sonra forumun kolaylaştırıcılığını da sağlayarak sözü salona bıraktı…
 
Sorunların çözümü için birleşik mücadele
Levent Tüzel (HDP Eski Milletvekili) ise OHAL süreciyle işçi ve emekçilere yönelik saldırıların arttığını,  gerek bu saldırıların gerekse de İSİG konusundaki sorunların ancak daha güçlü ve birleşik mücadeleyle önlenebileceğini belirterek İSİG Meclisi çalışmalarının çok önemli olduğunu ve daha etkin bir çalışmayı da sağlayabileceğini söyledi.  Son olarak 23 Ekim’de İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde oluşturulmak istenen Demokrasi İçin Birlik toplantısına çağrıda bulundu.
 
İSİG çalışmalarımız iş cinayetleri kazalarını durdurdu
İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı Mustafa Adnan Akyol, İSİGM çalışmalarını ilk önceleri yeterli görmediklerini hatta eleştiriler yönelttiklerini,  fakat şantiyelerdeki örgütlenme faaliyetleri başladığında, hazırlanan raporlardan yararlanmaktan, İSİG konusundaki pek çok bilgiye ihtiyaç duyduklarını ve meclisin bu konudaki katkılarıyla çalışmalarını yürüttüklerini şu ana kadar 4 iş cinayeti yaşanan, her gün en az birkaç iş kazasının muhakkak yaşandığı Emaar Square şantiyesinde, İSİG kurulu oluşturduklarını, işçilerin etkin olarak yer aldığı bu çalışma ve çalışan temsilcileri vasıtasıyla artık iki aydır iş kazası yaşanmadığını, özellikle şaft kapakları sorununun çözüldüğünü ve çalışma koşullarında iyileştirmeler sağlandığını aktardı. OHAL sürecinde ise bu mücadelenin daha güçlü yapılmasının çok daha önemli olduğunu belirtti.
 
Tüm kazanımlarımızı geri almak için İSİG çalışmalarımız hedef alındı
Taş-İş-Der Başkan Yardımcısı Cemal Bilgin (Taşeron Sağlık İşçisi) İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde taşeron işçi olarak çalışan, işçi sağlığı ve iş güvenliği baştemsilcisi olan Cemal Bilgin, eskiden temsilci iken önüne gelen evrakları imzaladığını ve temsilciliğin ne olduğunu bilmediğini belirtti. Ancak mücadele içinde sorumluluklarını öğrendiğini ve son olarak hastanedeki yemekten salmonella bakterisi nedeniyle sağlık emekçileri, hastalar ve hasta yakınlarının zehirlenmesi üzerine konuyu açıkladığı için işten atıldığını aktardı. Başka işten atma ve sürgünlerin de yaşandığını ve amacın tüm kazanımları geri almak yönünde bir saldırının yaşandığını  belirtti. Yine taşeron işçilerin koşullarını aktardı: “Örneğin, temizlik işçileri elektrik tamiratı, yol işi, pansuman işi, sonda takma-çıkarmaya kadar pek çok işi yapıyor”.
 
İşçilerin maddi tazminattan ibaret bakışını değiştirmeliyiz
DİSK Gıda-İş Sendikası Marmara Bölge Temsilcisi İbrahim Kızılyer, sendikal çalışmalar sırasında karşılaştıkları iş cinayetleri, iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin patronların, işçilerin ve ailelerinin tutumlarına değindi.  İşçilerin ve ailelerinin de çoğu zaman olaylara maddi tazminat yönüyle baktığını ve bu anlayışın değiştirilebilmesi için sendikaların İSİG alanındaki çalışmalara daha fazla önem vermesi gerektiğine vurgu yaptı. İSİG Meclisi’nin gerek yayınladığı raporların gerekse de biriktirdiği diğer bilgi ve tecrübelerin örgütlenme çalışmasında kolaylıklar da sağladığını ifade etti. İSİG alanındaki sorunlar ve buna ilişkin çalışmaların sınıfsal mücadelenin önemli  bir yönü olduğunu ve hep birlikte bu çalışmalara güç vermek gerektiğini söyledi.
 
İşçi sağlığı ve iş güvenliği sendikaların birinci gündemi olmalı
Oğlunu iş cinayetinde kaybeden Erdinç Eroğlu, Adalet Arayan İşçi Aileleri olarak senelerdir mücadele ettiklerini belirtti. Ölen işçilerin davalarını takip ettiklerini ve mücadele verdiklerini söyledi. Yeterince destek alamadıklarını ve hukuki takibin çok zorlu bir süreç olduğu iletti. Hukuki davaların ortalama olarak 6-7 sene sürdüğünü, sendikaların İSİG’i birincil gündem maddesi olarak almaları gerektiğini söyledi. Belediyenin bir inşaata usulsüzce verdiği iş yapma ruhsatından dolayı kendi oğlunu kaybettiğini ifade eden Eroğlu, “İnşaatı bakanın oğlu yapıyormuş. Biz aslında devlete karşı mücadele ediyoruz dedi” ve toplantıya katılanlara mahkeme süreçlerini ve nöbetlere destek için çağrıda bulundu.
 
Fabrikalarda ve mahallelerde İSİG çalışması
UİD-Der temsilcisi posta işçisi Erdinç Mehmetoğlu, İSİG konusunda bilincin artırılması ve kurumların bu konuya özel olarak ilgi göstermesi açısından Meclisin yayınladığı raporların çok büyük katkı sağladığını, Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği’nin bu konuda fabrika, işyeri ve mahallelerde 100 bin imza topladığını ve topladıkları imzaların milletvekilleri aracılığı ile TBMM’ye teslim edildiğini belirtti.
 
İş cinayetleri raporlarını paylaşmak işten atılma nedeni sayıldı
DİSK Enerji-Sen İSİG Sekreteri, İSKİ sayaç okuma işçisi Tarık Yüce İSİG Meclisi’nin AKP’li yıllarda ölen işçi sayısı hakkında oluşturduğu veriyi paylaştığı için işten atıldığını, İBB’nin bu hamlesinin kasıtlı olduğunu belirtti. Bu durumun belediye ve hükümetin İSİG konusundaki tutumlarını ifşa ettiğini, mücadelesinin devam edeceğini ve işyerine en kısa zamanda döneceğinden emin olduğunu söyledi.
 
OHAL döneminde İSİG mücadelesini nasıl yürüteceğiz?
İTÜ’den Doç.Dr.Emre Gürcanlı, İSİG konusunda çalışmaya başladığı zaman aslında alanın ne kadar boş ve bilinmedik bir alan olduğunu fark ettiklerini ve bunun sistem ve hukuk sorunu olduğunu vurguladı. OHAL’de bu çalışmaları nasıl devam ettireceğiz? diye salona sordu. Meclisin sesini duyurabildiği iletişim araçlarının giderek azaldığından (örneğin İMC ve Hayat TV kapatıldı) bahsetti. İSİG karşı çıkılamayacak bir konuydu ve bu anlamda meşruiyet söz konusuydu. Peki, bundan sonra ne yapacağız ve nelerle karşılaşacağız diye sordu. Kocaeli Üniversitesi’nde üretim süreci ve havzalarda görülen hastalıkları araştıran Onur Hoca’nın işten çıkarıldığını, Coşkun’un mücadele nedeniyle uzaklaştırıldığını, Cemal’in Çapa’da İSİG takipçisi olduğu için kovulduğunu, Tarık’ın veri paylaştığı için işten atıldığını, Emeğin Tevekkülü kitabını da yazan Yasin Hoca’nın barış için imza verdiği için üniversiteden atıldığını söyledi. Akademinin işçi sınıfıyla bütünleşik hareket etmesinin iktidar odaklarını rahatsız ettiğine dikkat çekip akademik ihraçların da bu yüzden gerçekleştiğini ifade etti. Meclisin meşruiyet alanını genişletmesi gerektiğinden bahsetti. Destek veren emek örgütlerinin sayısını artırmak gerektiğinin önemini vurguladı. Önümüzdeki süreçte rahat çalışılamayacağını ve bu Meclise sahip çıkılması gerektiğini ifade eden Gürcanlı “daha fazla rapor yazılmasının yanısıra daha çok işyerinde emek örgütlenmelerinin oluşturulması gerektiğini” söyledi.
 
15 dakika ara verildi. Arada forum katılımcıları tartışmalara devam ettiler. Sonrasında forumun ikinci bölümüne geçildi...
 
Sokak etkinlikleri artırılmalı
Kimya Mühendisleri Odası’ndan Gürkan Ergin, İSİG konusunda sendikalara önemli görevler düştüğünü, oysa alanda sürekli aynı insanların mücadele ettiğini ve İSİG Meclisi’nin yaptığı çalışmaların kıymetli ancak bununla yetinilmemesi gerektiğini vurguladı. Bu alanda yapılan çalışmalar arttıkça kamuoyu oluştuğundan bahsetti. Adalet arayan işçilerin ailelerinin verdikleri mücadelede yalnız kaldıklarını söyledi. Emek alanındaki mücadelelerde sokak etkinliğinin giderek azaldığına dikkat çekti. Ölen işçi ailelerinin davalarına katılmanın ve takip etmenin önemini vurguladı. 
 
OHAL’de sessiz kalırsak daha ağır koşullara mahkum oluruz
DİSK Cam Keramik-İş Sendikası Genel Başkanı Birol Sarıkaş, Kozlu ve diğer maden ocaklarında ölen işçilerin çocuklarına, işe alımlarda öncelik tanınmasını aslında yine aynı maden ocağında ölme önceliği vermek anlamına geldiğini belirtti. İSİG önlemlerinin alınmasını için finans ayrılmasının devletten beklendiğini, fakat devletin de işçiden aldığı vergiyi yine onu öldüren sermaye sahiplerine teşvik, fon vs. şeklinde peşkeş çekildiği bir kapitalist sistemin varolduğunu, burada en büyük görevin sendikalar ve meslek odalarına düştüğüne vurgu yaptı. Bazı sendikalarda İSİG alanındaki çalışmaların yapılmaya başlandığını ve bunun yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden Sarıkaş, sendika ve meslek odalarının işyeri etüdleri yapması ve bu konudaki adımların hızlandırılarak örgütlü toplumun oluşturulmasının zorunluluğunu dile getirdi. OHAL koşullarında uygulanan baskılara sessiz kalınamayacağını söyleyen Sarıkaş, “Sessiz kaldıkça daha ağır koşullara katlanmak, zorunda kalır,  iş cinayetlerinde daha fazla ölürüz”  diyerek sözlerini tamamladı.
 
O karanlık günlerde ne yaptın? sorusuna verecek net cevaplarınız olmalı
İstanbul Tabip Odası’ndan Dr.Ali Çerkezoğlu ise İSİG Meclisi’nin insanların özverili çalışmalarıyla var olduğunu, çalışmaların katılıma açık, kendini buraya ait özne hisseden bu çalışmaları önemseyen, mütevazi de olsa katkı sunan herkese ait olduğunu ifade ederek “Özellikle OHAL gibi karanlık dönemlerde en mütevazi katkı bile çok önemlidir. Zaman zaman çalışmalarımızda verim düşse de bunu değiştirmek elimizde. Yeter ki, iyi organize olalım,  güç verelim, imkanlarımız ölçüsünde katkı sunalım” dedi. OHAL şartlarında İSİG çalışmalarının yürütülmesinde ise "OHAL, bu hal, denilerek işçinin hayatını kaybettiği iş cinayeti, yok sayılamaz. Her zaman ve her şartta insan  hayatı bir doktor için nasıl en önemli ilke ise İSİG Meclisi'nin çalışmalarının ana ilkesi de işçinin hayatıdır. OHAL şartlarında hukuken ve fiilen bu ilke geçerlidir.  Ve bizlere düşen asıl bu şartlarda İSİG çalışmalarını görünür kılmak, katkı sunmak, tepkimizi bireysel ve kurumsal olarak ortaya koymaktadır. İlkemiz 'O karanlık günlerde ne yaptın?' sorusuna verecek net cevaplarınızın olmasıdır"diyerek sözlerini tamamladı.
 
Bir tornavida istedik, 320 gün direniş yapmak zorunda kaldık
DİSK Enerji-Sen Genel Sekreteri Süleyman Keskin, İSİG çalışmalarını önemsediklerini, bu nedenle yönetimde 5 yerine 7 arkadaşlarının yer aldığını, iş cinayetlerinde üyesini kaybetmeyen bir sendika olmayı hedeflediklerini ifade etti. Son yıllarda yaşadıkları işten atma ve direnişlerin İSİG talepleri doğrultusunda yaşandığını belirterek “İşçi arkadaşlarımıza bir kontrol kalemi verilmesini istedik, 230 günlük direniş süreci yaşadık” diyerek patronların İSİG konusundaki tutumunu özetlemiş oldu. Geçtiğimiz ay sendikanın İSİG Sekreteri olan Tarık Yüce’nin isten atılmasının da başka gerekçeler sıralansa da, bunun bir tesadüf değil,  İSKİ ve İBB’nin siyasi bir tutumu olduğunu, Çapa’da yaşananların da bunu doğrular nitelikte olduğunu söyledi. İSİG Meclisi’nin hazırladığı raporların irtibatlı olmayan yerlere ulaşmalarını sağlayan çok önemli bir etken olduğunu ifade eden Keskin, “Sendikalar olarak biz de iş kazaları ve iş cinayetlerine ilişkin ayrıntıları derlemeli ve paylaşmalıyız, bu çalışmaları görünür kurmalıyız” dedi. Aynı şekilde işçi direnişlerinin de aylık düzeyde raporlanmasını önerdi.
 
Kopan parmak,  çıkan göz,  sakatlanan beden de bilginize dahil olmalı
ODTÜ Mezunlar Cemiyeti’nden Cem Tüzün, İSİG raporları ve işçilerin yaşamlarına ilişkin yazıların önemli olduğunu,  her alanda iş cinayetleri kadar iş kazalarının da,  önemli olduğunu ifade ederek “İş kazası diyoruz ama kopan parmak, çıkan göz, bedende başka bir sakatlık oluşuyor, bunlar konusunda bilgi yok, raporlanması ve paylaşım yapılması gerekir” dedi. Tüzün raporların diğer ülkelerle karşılaştırmalı olarak verilmesinin de durumumuzu anlamak açısından iyi olacağını belirtti. Kamu ve yerel yönetimlerin işçi dostu olup olmadıklarını değerlendirmek için bir puantaj sistemi oluşturulmasını, buna göre bir sıralama yapılmasının uygun olacağını kamuoyu ile bu bilgileri düzenli olarak paylaşmak gerektiğini vurguladı.
 
Mücadelemiz sorumlu olan herkesedir
İSİG Meclisi’nden Murat Çakır ise iş cinayetlerinden ve meslek hastalıklarından hükümet kimse, yönetici,  sorumlu, patron kimse bunun kurumuna partisine bakmaksızın, sorumlu olduğu noktada eleştiriyi yapmak zorunda olunduğunu belirtti. İSİG Meclisi’nin çalışmalarının kadın, çocuk, göçmen işçiler konusuna da yöneldiğini fakat örneğin bir göçmen işçilere ait örgütlenmenin oluşmadığına dikkat çekti. Ayrıca yaşanan grev ve direnişlere ilişkin bir raporlama da yapılmakta olduğunu ve bu konuda bilgi aktarımına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. İş cinayetleri konusunda bilgi alındığını ama iş kazalarında işçinin sonrasında durumunun ne olduğunun takip edilmediğini dikkat çeken Çakır, Mutlu Akü’deki kurşun zehirlenmesi olayını hatırlattı. Yaşanan iş kazaları ve meslek hastalıkları konusundaki takibin ve verilerin aktarılmasının önemine işaret etti.
 
Türkiye’de İSİG yönetim modeli nasıl olmalı
Kimya Mühendisi Serkan Küçük, ilk İSİG çalışmalarının 1974 yılında başladığını, 80 darbesinin ardından 90’larda teknik eğitim olarak ele alındığını, şimdi ise çok farklı alanlardan gönüllü emekçilerin bu konuda çalışmaları olduğunu ve pek çok deneyim ve bilgi birikimi sağlandığını aktardı. İSİG alanında kendisine rol biçmeyen bir sendikanın işçi sınıfı sendikası iddiasında bulunamayacağını vurguladı. İş cinayetlerinin politik olduğunu ve kapitalist sisteme karşı işçi sınıfının öznesi olduğu bir mücadelenin zorunluluğu belirtti. Sermayenin ve devletin gerekli önlemleri almadığına ilişkin şikayetlenmeler yerine işyerlerinde İSİG alanındaki özdenetimin işçiler tarafından yapılmasına yönelik çalışmaların yapılması gerektiğini, aksi takdirde bu siyasal alandaki boşluğun sistem tarafından işçilerin aleyhinde olacak şekilde doldurulacağını ifade etti ve “Türkiye’de İSİG yönetim modeli ne olmalı?” sorusuna yanıt arayan bir çalışma gerektiğini söyledi. Ayrıca ana akım medyada İSİG ve iş cinayeti kavramlarına yer verildiğini fakat bunun siyasal içeriğinin önemini anladıklarında yer verilemeyeceğini ve şimdiden bu konuda ne yapılabileceğini düşünmek gerektiğine dikkat çekti.
 
Çalışan temsilcisi eğitimleri zorunluluğu
Kimya mühendisi Erkan Arslan, İSİG önlemlerinin alınmasının bir yıl daha ertelendiğini hatırlatarak ve çalışanların birlikteliğinin esas mevzu olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. Başından geçen bir vakayı aktardı. Ölümün insanları birleştirdiğinden ve bu birlikteliğin sürekli olması gerektiğinden bahsetti. Kazaları görüyoruz, ölü ve ağır yaralıları duyuyoruz ama sürecin takibini yapmak zor olabiliyor dedi. Bu anlamda, iş cinayetlerinin detaylı takibi için doktorların ve Tabipler Birliği’nin yol gösterici olabileceğinden bahsetti. Bilirkişi raporlarındaki usulsüzlüklere de dikkat çeken Aslan, bilirkişilik konusunda siyasal bir tavrın ortaya konabilmesi için ciddi bir çalışmanın gerekli olduğunu vurguladı. Ayrıca sendikal çalışmaların dibe vurduğunu gerçek anlamda bir İSİG çalışması için çalışan temsilcisi eğitimlerinin zorunluluk olduğunu ve en kısa zamanda pratik adımlar atılması gerektiğini belirtti. İSİG Meclisi’nin çalışmalarının önemine değinen Aslan, ekonomik bağımsızlığın sağlanması için aidat sisteminin daha iyi organize edilmesi gerektiğini söyledi.
 
Tevekkül anlayışını yıkmak  gerek
İşyeri Hekimi Özcan Baripoğlu, siyasal iktidarın da etkisiyle çalışmalarda işçilerin ve ailelerinin feodal,  geleneksel, dini koklayarak kuşatıldığını ve tevekkül etme şeklindeki bu yaşam biçimini değiştirebilmek için çok fazla çabaya ihtiyaç olduğunu ifade etti. İSİG konusundaki çalışmaların yayılmasını sağlamak için bir model belirlenerek bilgi ve birikimlerini paylaşılmasının sağlanması gerektiğini söyleyen Baripoğlu, 6331 sayılı yasaya yönelik çalışmalar belirlenmesi gerektiğini belirtti.
 
Denetleyici, yönetici meslektaşlarımızı bilinçlendirelim
Makina Mühendisi Ertuğrul Bilir, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinden iki şehir örneği vererek, işyeri denetimlerindeki gevşeklikten ve patronla denetçi firmalar arasındaki danışıklı dövüşten bahsetti. Firmaların düzenli sınama yapmadıklarını, patronların da buna izin vermediklerini söyledi. Piyasadaki firmaların denetimleri ne kadar baştan savma yaptıklarını örneklerle anlattı. Pekçok iş sahasında denetimlerin usulsüz şekilde yapıldığını ve odaların meslektaşlarının iş cinayetlerine davetiye çıkaran bu işleyişte suç ortağı olmamaları için denetleyici-yönetici konumundaki çalışanların bilinçlendirilmesi için çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi. İSİG Meclisi’nin yaptığı çalışmaların Enerji-Sen ve Çapa'da pratik adımlarının gerçekleştirildiğini ve bunun yayılmasının önemli olduğunu belirtti. Bilir, son olarak İSİG Meclisi’nin bağımsızlığı için ekonomik dayanışmaya değindi
 
İSİG Kadın Meclisi çalışmalarına devam etmeli
Maden Mühendisi Nedret Diner, kadınların sesini duyurmasının günlüğüne değindi, işçi ve emekçiler için cehennem olan çalışma koşullarının kadın için iki kat cehennem olduğunu, kadınların bilinçlenip değiştikçe toplumunda değişeceğini bilen iktidarın bu konuda kadını geriye iten politikaları özellikle uyguladığını vurgulayarak İSİG Kadın Meclisi çalışmalarının tekrar canlandırılması ve yayılmasına çok ihtiyaç olduğunu belirtti. Bazı çalışma alanlarında asgari İSİG tedbirlerinin alındığını çünkü aksi takdirde o fabrika ya da işyerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığının söylediğini hatırlatan Diner, “Maden sahaları da böyledir, bir hafta girmediğimiz bir maden ocağına ciddi bir ön çalışma yapmadan giderseniz yok olursunuz”  diyerek İSİG tedbirlerinin pekçok alanda var olma meselesi olduğunu belirtti. Mühendislerin hem çalışan hem yönetici hem denetçi hem kurban olduğunu bu alanın da kendine özgü bir çalışma ve pratiğinin olduğunu ve buna uygun bir İSİG çalışması gerektiğini ifade etti.
 
Yıpranma payı hakkını geri kazanma mücadelesi veriyoruz
DİSK Basın-İş Sendikası’ndan Aydın Nadir, işçilerin yıpranma payı hakkının 2008’de geri alındığını hatırlatarak bu hakkın geri kazanılması için çalışmalar, matbaalarda çalışan işçilerle anket ve sağlık kontrolleri yaptıklarını ve işçilerin çoğunluğunda mesleki rahatsızlıklar olduğunu belirtti. Matbaalarda 400 işçi ile yaptıkları anket çalışmasında sonrası hastaneye götürdükleri 100 işçide beyaz parmak, KOAH ve tüberküloz gibi rahatsızlıklarla karşılaşıldığını ifade etti. Basın işçilerinin itibari hizmet hususuna değindikten sonra “İşçiler iş cinayetlerinde ölüyor, bunun haberini yapan gazeteciler de kurşunlanarak ölüyor, tutuklanıyor” diyerek sözlerini tamamladı.
 
Sağlığım  korunuyor mu?
Ankara Tabip Odası’ndan işyeri hekimi Arif Müezzinoğlu, diş teknisyeni Can Kılıç’ın İSİG konusundaki mücadelesini ve direnişini aktardı. Can Kılıç’ın amcasının yüksekten düşerek yaşamını yitirdiğini, bu nedenle gittiği Ürgüp’te tanıştıklarını ve 7 Ekim’de anmasının yapılacağını belirtti. Ankara’da Ulusal Konsey Toplantısı izlenimlerini aktardı. İSİG Meclisi’nin verilerinin kullanıldığını, Konsey Başkanı’nın “Bu nasıl bir dil, sokağın dilini buraya taşıyamazsınız” diyerek öfkelendiğini ve Meclisin egemenleri tedirgin eden bir mücadele dilini de oluşturduğunu ifade etti. İşçilerin işyerlerinde gerekli İSİG önlemlerinin alınıp alınmadığı konusunda farkındalığın yaratılması amacıyla sagligimkorunuyormu.com adlı bir site açtıklarını ve burada bilgileri toparlayıp paylaştıklarını aktardı.  Bu sayede hiçbir tanı almamış, şikayeti de olmayan bir çalışana ulaşılmasının sağlanacağını söyledi. Bu tür çabuk bilgilenme olanaklarının arttırılması gerektiğini söyledi.
 
İşçiler hastalığını gizlemek zorunda kalıyor
DİSK Dev Sağlık-İş Sendikası’ndan Özgür Bozkurt, diş teknisyenleri meslek hastalıklarıyla en fazla mücadele eden meslek grubu olduğundan bahsetti. “Solunum yolu hastalıkları ciddi şekilde yaygındı. Ülkede meslek hastalıkları neredeyse yok düzeyinde, çünkü takibi yapılmıyor” dedi. Sendikanın İzmir’de diş teknisyenleri ile örgütlenme mücadelesini aktardı, yıpranma hakkı ve erken emeklilik talebinin önemli olduğundan, bu konularla ilgili çalışma yapılması ve mücadele verilmesi gerektiğinden bahsetti. Birçok çalışan meslek hastalığı tanısı konulsa bile işyerinden gizlediklerini, aksi takdirde işten atıldıklarını söyledi.
 
Sendikalarla daha koordineli çalışmalıyız
Mimar Sinan Üniversitesi’nden akademisyen Aslı Odman, iş cinayetleri, direnişler vb. bir haritalama sürecinden bahsetti ancak sendikaların e-devlet verilerini aktarması konusunda sıkıntı yaşadıklarını belirterek bu konuda daha organize bir çalışma yapılması gerektiğini vurguladı. Annie Thébaud-Mony öncüllüğünde Fransa’da oluşturulan İSİG konulu derleme bir kitaptan bahsetti. Bu kitap makalelerden oluşuyor ve yazarları işçi, işyeri hekimi, uzman vb. “Türkiye’de de buna benzer bir kitap çıkaralım” diye öneri getirdi. Akademisyenlere yönelik saldırılara değinen Odman, kamusal olanda var olabilmek ve kaynak aktarımı konusunda da sorunlar yaşandığını belirtti. İSİG konusunda çalışmaların artması, verilerin ve bilgilerin toplanabilmesi için  işyeri, mekân, çalışma alanına ilişkin sorunlar ve çözümüne ilişkin yazılar yazılmasına yönelik çalışmalar yaptıklarını, bunun uluslararası ilişkilerle birlikte yürütülmesi çalışıldığını aktardı. Ayrıca İzmir Aliağa’daki gemi söküm tersanelerinin uluslararası düzeyde lisanslı şirket olma çabasında olduklarını bu konuda İSİG kriterlerini belirleyip raporlayarak, ENCİO adlı uluslararası kuruluşa verdiklerini ve tersanelere de bu şartlar sağlanmadıkça gemi söküm işinin yapamayacaklarının bildirilmesini sağladıkları bilgisini verdi. Son olarak İSİG Meclisi’nin bağımsızlığı için maddi kaynakların güçlendirilmesi gerektiğine değindi.
 
Forumun sonunda oluşturulacak bir heyet ile sonuç bildirisinin yazılmasına karar verildi...
 
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi