Savaş ve işçi sağlığı - İSİG Meclisi

İşçi sağlığının temel belirleyicileri düşünüldüğünde ilk akla gelen çalışma ortamının koşullarıdır: Çalışma süresi, emek yoğunluğu, işin tehlikeleri, işçi sağlığı hizmetleri… Ancak en az bunlar kadar iş süreçleriyle doğrudan ilgili olan ücret, iş güvencesi, ulaşım, barınma, beslenme vb. gibi genel olarak sağlığın sosyal belirleyicisi olan yaşamın temel unsurları da işçi sağlığının doğrudan belirleyicileri konumundadır. Hayatın doğal akışı içerisinde bu etkenlerin dolaylı olarak işçi sağlığı ile ilgili olduğu hatta çok da ilgili olmadığı yanılsaması hâkimdir. Oysaki toplumsal barışın bozulduğu savaş ortamlarında, devletin ve sermayenin alenen uygulamaya koyduğu emek süreçleri ile ilgili politikalar işçi sağlığının neredeyse tüm toplumsal ilişkilerden nasıl doğrudan etkilendiğini çarpıcı şekilde ortaya koyar. Kapitalizmin savaştan en uzak kaldığı dönemler dahi işçi sınıfının sağlığını olabildiğine yok eden uygulamalarla doludur. Ancak savaş dönemlerinin sermaye birikim süreçleri için yarattığı özgül koşullarla beraber, ‘barış’ dönemlerinin bürokratik mekanizmalarının askıya alınarak emek düşmanı politikaların alenen uygulandığı süreçler ortaya çıkmaktadır.

İşçi sağlığı açısından savaşlar iki başlıkta ele alınabilir. Birincisi savaşları çıkaran kök nedenler ve savaşların yarattığı sorunların işçi sınıfına etkisi. İkincisi ise savaşların (özellikle iç savaşın) yarattığı militarist ve şovenist politikaların emek sürecine etkileri ve neoliberal kapitalizmin inşasındaki rolü. Kök nedenler bağlamında düşünüldüğünde savaşlar kapitalizm için kaçınılmazdır. Pazarların güvence altına alınması, enerji ve hammadde kaynaklarının ele geçirilmesi, silah endüstrisinde realizasyon – değerlenme, krizlere çözüm yaratılması vb(1). 1. ve 2.Dünya savaşlarının işçi sağlığını doğrudan belirleyen sonuçlarına bakıldığında, işsizliğin, çalışma saatlerinin, çocuk işçiliğin arttığı, ücretlerin düştüğü, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin ortadan kalktığı görülür(2). İkinci başlık üzerinden bakıldığında zorla yerinden etme, mülkzüleştirme, göçmen işçilik, çocuk işçilik gibi ilkel sermaye birikim süreçleri üzerinden üretimin esnekleştirilmesi, güvencesizleştirme, çalışma ilişkilerinin düzensizleştirilmesi sağlanarak emek gücünün alabildiğine ucuzlatılması ve emeğin örgütsüzlüğü sağlanmaktadır.

Savaşın işçi sağlığı üzerindeki etkilerini Türkiye ölçeğinde değerlendirdiğimizde de bu iki başlığın olumsuz sonuçlarını bariz örnekleriyle görebiliriz. Bugün için Ortadoğu’da yaşanan Suriye ve Irak merkezli savaş ve Kürt sorunu temelinde son kırk yıldır dönem dönem yoğunlaşan çatışma ortamı Türkiye halklarını toplumsal barıştan uzaklaştıran süreçler olarak karşımıza çıkmaktadır. 1990’larda uygulanan politikalarla Kürtlerin proleterleşmesi ve en kötü koşullara razı oldukları merdiven altı işlikler, Tuzla tersaneleri, kot kumlama atölyeleri, inşaatlar, mevsimlik tarım işçiliği, atık kağıt işçiliği ile karşımıza çıkmıştır(1). Bu çalışma alanları aynı zamanda iş cinayetleri ve meslek hastalıkları ile neredeyse birlikte anılacak düzeyde özdeşleşmiştir. Bununla beraber Suriye merkezli savaş nedeniyle son birkaç yılda Türkiye’ye sayıları milyonlarla ifade edilen büyük bir göç yaşanmaktadır. Göçmen işçiler Marx’ın tanımladığı yedek sanayi ordusunun en önemli bileşenini oluşturmakta ve en derin sömürüye maruz kalmaktadır(1). İSİG Meclisi’nin verilerine göre 2015 yılında 67, 2016 yılı ilk 6 ayında 58 göçmen işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti(3). Ölen işçilerin kimliklerine bakıldığında çoğunluğunun Suriyeli işçiler olması, savaşın sermaye için ucuz emek gücü piyasasının genişlemesi anlamı taşırken, göçmen işçiler için ise ölüm ve sakatlık anlamına geldiğinin çarpıcı bir göstergesidir.

1-) Zencir M. Savaş-Şovenizm Kıskacında İşçi Sağlığı (2016) TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi Sayı 58-59, Sf: 45-65.

2-) Hobsbawm E. (2012) Kısa 20. Yüzyıl Tarihi, 1914-1991 Aşırılıklar Aşırılıklar Çağı. Everest Yayınları Altıncı basım, Sf:63

3-) İSİG Meclisi 2015 ve 2016 ilk 6 ay İş Cinayetleri Raporu