Savaş ve İşçi Sağlığı (2) - Engin Demirdöken

Devletin ‘düşük yoğunluklu savaş’ stratejisi sonucu köylerin yakılarak boşaltılması, faili meçhuller, zorla kaybetmeler ve diğer insan hakkı ihlalleri gibi uygulamalar Kürt illerinde yaşamın militarizasyonunu sağlayıp otoriter devlet anlayışını hakim kılarak esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşmasını sağlamış, emeğin örgütlülüğüne, sendikalaşmaya ciddi engeller getirmiştir.

1990’lı yılların başından bu yana uygulanan bu politikaların sonucu özellikle Kürt illerinde oluşan çalışma ortamı sermaye için ‘ucuz ve güvencesiz emek’ havuzu yaratmıştır. Bu durum birçok kez sermaye çevreleri ve siyasi iktidarlar tarafından alenen dile getirilmiştir. 2005 yılında Ekonomi Bakanı Çağlayan “Türkiye’nin en uzak köşesi bile AB pazarlarına, Çin ya da Hindistan’dan daha yakındır. Düşük gelirli illerimizde yerel asgari ücret uygulamasına geçerek, bu bölgelerimizi Türkiye’nin Çin’i yapabilir; özellikle emek yoğun sektör yatırımlarını düşük gelirli bölgelerimize kaydırarak, hem işsizliği azaltıp hem de ihracatta rekabet gücümüzü destekleyebiliriz” ifadelerini kullanıyor. (1) Bölgesel asgari ücret konusunda ifade edilenler sermayenin ve devletin savaş konsepti sonucu emek üzerindeki denetimleri arttırarak, ‘kar oranları’ daha yüksek yatırım alanları yaratmaya çalıştıklarının çok açık göstergeleridir. Yakın zamanda yasalaşan ‘kiralık’, ‘geçici’ işçilik, kısmi zamanlı çalışma, kıdem tazminatının kaldırılması gibi uygulamalarla bu politikalar yaygınlaştırılmaktadır.

Yine Bakan Çağlayan, 2012 yılında katıldığı bir toplantıda “Konfeksiyon sektörü gibi emek yoğun sektörler bayan istihdamının en fazla olduğu sektörlerin başında geliyor. Bu sektörlerde Doğu ve Güneydoğu’da belirlenecek olan illeri biz Çin’le, Pakistan’la, Bangladeş’le ve Vietnam’la rekabet edebilecek bir bölge haline getireceğiz. Bilhassa terör anlamında, istihdamın sağlanması, insanların kahve köşelerinden alınarak ekonomiye katılması önemli…” ifadelerini kullanıyor (2) Tekstil sektörünün özelliklerine baktığımızda güvencesiz çalıştırmanın en yaygın olduğu, emek yoğun şekilde en ucuz işçiliğin, en uzun çalışma sürelerinin olduğu ve çalışma koşullarının en kötü olduğu sektörlerin başında geliyor. “Her sektöre destek vermeyeceğiz yalnız özellikle emek yoğun sektörlere ağırlıklı olarak teşvik vereceğiz.”(2) diyerek 6 bölgeye ayırdıkları yatırım alanları içinde 6. bölge olan Kürt illerine özellikle tekstil sektöründe sermayenin yatırım yapması isteniyor. ‘Ulusal İstihdam Strateji’leri, ‘Teşvik Programları’ bu ve benzeri ifadelerle doludur.

Yıllardır süren iç savaş koşulları 2015 yılı sonu ve 2016 yılında Kürt illerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve ablukalarla çok daha şiddetlenmiş ve neredeyse birçok ilçe, mahalle ve şehirler adeta yok edilmeye çalışılmıştır. Buralardan göçe zorlanan insanlar Batı’da ve büyük Kürt illerinin çeperlerinde ucuz emek gücü havuzuna dahil edilmeye çalışılmıştır. Bu operasyonlar sona erdikten hemen sonra bu bölgelere yönelik devlet destekli yatırım programları hızla gündeme getirilmiştir. Açıkça görülmektedir ki savaş politikaları doğrudan sermayenin ve devletin emek gücü politikaları ile ilişkilidir. Bu politikaların sonucu oluşturulan çalışma koşulları ise işçi sağlığını doğrudan belirlemektedir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak, kalkınmanın merkezine oturtulmuş olan inşaat sektörü verilebilir. Savaş ve şiddet politikalarıyla her türlü çalışma koşullarına razı hale getirilmiş insanlarla bu sektör işçi katliamlarının da merkezi haline getirilmiştir. 2015 yılında hayatını kaybeden 1730 işçinin 426’sı inşaat ve yol işkolunda çalışmaktaydı. (3)

1)<http://www.toplumsalesitlik.org/tr/turkiye/15–avrasya-ekonomi-zirvesi-ve-kurt-illerini-cinlestirme-planlari-uzerine>
2-) <http://www.toplumsol.org/kurt-cografyasinda-kapitalizm-azize-aslan/>
3-) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2015 yılı İş Cinayetleri Raporu