DİSK tarafından iki gün sürecek 1. Uluslararası İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Konferansı Taksim'de bulunan Elite World Hotel'de başladı. Konferansın açılış konuşmasını yapan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, insanca bir yaşam, insana onuruna yakışır bir iş isteniyorsa artık bu alanda da örgütlenme ve mücadelenin yükseltmesi gerektiğini söyledi.
DİSK tarafından iki gün sürecek 1. Uluslararası İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Konferansı Taksim'de bulunan Elite World Hotel'de başladı.
Konferansın ilk gününde "Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliğinin ekonomi-politiği", "İşçi sağlığı ve iş güvenliğinde sendikaların ve meslek örgütlerinin görevleri, deneyimleri", ikinci gün ise "İşçi sağlığı ve iş güvenliğinde uluslararası sendikal deneyimer" ile "İşçi sağlığı ve iş güvenliği; ne yapmalı-nasıl yapmalı" başlıklarında sunumlar yapılacak.
15 TEMMUZ SONRASI EKONOMİK TRAVMA YAŞANIYOR
İş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçiler anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan konferansın açılış konuşmasını yapan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, bugün yaşamını yitiren Küba'nın efsanevi lideri Fidel Castro'yu anarak konuşmasına başladı. Beko, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ülkede siyasal, toplumsal ve ekonomik travma yaşandığını söyledi. AKP-Saray iktidarının çözümü OHAL kararnameleri ile darbe girişiminde bulunanların tasfiyesinin ötesinde baskıcı uygulamaların demokratik muhalefete ve dahası bütün bir topluma yönelmesinin kabul edilemez olduğunu kaydeden Beko, "KHK'lar ile ülkeyi yönetmek cebir ve cendere siyasetini kalıcı hale getirmekle eş anlamlıdır. Derhal bu tarz bir yönetim anlayışı terk edilmelidir" dedi.
KİRALIK İŞÇİLİK İLE GÜVENCESİZLİK ARTTI
Çalışanlar açısından taşeron ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygın hale getirilmesi, özellikle de 6715 sayılı özel istihdam bürolarının geçici iş ilişkisi kurabilmesinin yasal düzenlemesinin Meclis'te kabul edilmesi ile işçi sınıfının örgütlü yapısına son dönemde yapılan en büyük saldırı olduğunu vurgulayan Beko, "Kayıtlı Çalışan nüfusun nerdeyse yarıya yakını bu kapsam içine alınmış durumdadır" diye konuştu.
OHAL ile birlikte, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Türkiye Varlık Fonu'nun yasalaştığını söyleyen Beko, kıdem tazminatının fona devredilmesi tartışmalarının ise yeniden gündeme geldiğini hatırlattı.
İç tasarrufları artırmak gayesiyle zorunlu olarak kesilecek kesintiler, çalışanların zaten yetersiz olan ücretlerini daha da aşağıya çekerek yoksulluğu derinleştirerek, asgari ücretin fiili olarak aşağıya çekilmesine neden olacağının altını çizen Beko, "Varlık Fonunun ise işsizlik fonuna göz dikme ihtimali büyük bir olasılıktır ve böyle bir durum gerçekleşirse bunu asla kabul edemeyiz" diye belirtti.
Türkiye'nin işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyleyen Beko, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Zonguldak'tan Balıkesir'e, Maraş'tan Soma'ya; İstanbul'dan Ermenek'e ve son olarak da Siirt/Şirvan bakır madeninde kitlesel iş cinayetlerine tanık olduk. Bu tablo asla kabul edilemez. Madenlerde, inşaatlarda, barajlarda, hastanelerde, nakliye işlerinde canlarımızı kaybediyoruz. Yüzyılın faciası ne yazık ki, Manisa-Soma'da yaşandı. 301 madenci bu faciada hayatını kaybetti. 2005 ve 2011 yılında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ve Devlet Denetleme Kurulunun yapmış olduğu çalışmalar ve yayınladığı raporlar hiç dikkate alınmamış ve katliam göz göre göre gelmiştir."
DAYIBAŞILıK KABUL EDİLEMEZ
Madenlerde uygulanan dayıbaşılık sisteminin kabul edilemez olduğunu ifade eden Beko, "Evrensel düzeyde 2001 yılında kabul edilip 2003 yılında yürürlüğe giren Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) '184 Nolu Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Sözleşmesi' tarım çalışanlarına ilişkin önemli düzenlemeler getirmiştir. Türkiye tarafından henüz onaylanmayan bu sözleşmenin 21. maddesine göre tarım işçileri iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı koruma kapsamı alınmalı, mesleki risk ve kazalara karşı sigorta veya sosyal güvenlik rejimine dahil edilmelidir. Yani, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım, sosyal güvenlik, ücret ve çalışma koşulları hızla iyileştirilmelidir. Özel İstihdam Bürolarının insafına terk edilmesi yerine İŞKUR kamusal niteliği kapsamında kayıtlı hale getirilmelidir" dedi.
TÜRKİYE'DE İSİG ÇÖKMÜŞ DURUMDA
Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliği alanının çökmüş durumda olduğunu söyleyen Beko, "Çökmüş sistem üzerine yeni bir yasa çıkarmak, mevzuat düzenlemeleri yapmak hiçbir işe yaramamaktadır" diye kaydetti. Beko, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı: "Bakınız, 2012'de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu çıkarıldı. Kanun tamamen piyasa aktörlerinin beklentilerine uygun halde düzenlendi. Bu alan piyasaya açılarak yaşanan devasa olumsuzlukların giderileceği sanıldı. İşçi sağlığı iş güvenliği alanının ekonomi-politiği, mevcut sermaye birikim rejiminin önünde engel teşkil etmeyen, aksine kendisi de birikim sağlanacak bir yapı olarak düzenlenmiştir. Çünkü bu üretim biçimlerinin kendisi zaten bu uygulamaların reddi üzerinde yükselmektedir. Zaten rakamlara bakıldığında da bu durum açıkça görünmektedir."
İŞ CİNAYETLERİNDE ARTIŞ YAŞANIYOR
2004-2012 dönemine, yani iki temel ILO sözleşmesinin kabulünden sonra, her yıl ortalama 1316 çalışan yaşamını yitirdiğini kaydeden Beko, 2004-2014 yılları arasında ise yani 6331 sayılı yasanın kabulünden 2 yıl sonra, bu ortalama yıllık 1377 sayısına ulaştığını belirtti. 2015 yılında 1730 çalışan iş cinayetlerinde yaşamını kaybederken, 2016 yılının 11 ayında ölümler 1750 sayısına yaklaştığını ifade eden Beko, "Yani, 1970'lerden günümüze kalkınma modelinin yapısı değişirken, o dönem yıllık ortalama 1000 olan iş cinayeti sayısı, 2000'li yıllara yaklaşırken 1200'e çıkmış; günümüzde ise bu ortalama 1400'e ulaşmıştır. Bütün bu kabul edilemez tablo karşısında biz DİSK olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanının, bir örgütlenme ve mücadele alanı haline geldiği tespitini yaptık, yapıyoruz" dedi.
İnsanca bir yaşam, insana onuruna yakışır bir iş isteniyorsa artık bu alanda da örgütlenme ve mücadelenin yükseltmesi gerektiğini vurgulayan Beko, "Bu nedenle, bu yıl ve bundan sonraki yıllar açısından çalışanlarımız için bir bilinç yaratılması, etkin bir kültürün oluşturulması çabasındayız. Sendikalarımızın işyerlerinde, fabrikalarda, işletmelerde etkin hale gelmesi, toplumsal bir denetim mekanizması işlevi kazanmasını sağlayacaktır" diye belirtti.
Beko, "Kader diyen, fıtrat diyen, işçilerin güvensiz davranışlarından dem vuran yetkililere, bütün bu iş cinayetlerinden onların bu çökmüş sistemlerinin sorumlu olduğunu her yerde en etkin bir şekilde vurgulayacağız ve kamusal bir sistemin yaratılması için her türlü çabayı göstereceğiz" diye konuştu.
Yaşanan süreci, çalışanlar için mutlak olarak yaşanması gereken bir süreç olarak ele almak, tamamen kaderci, boğun eğen ve teslim olan bir anlayışla malul olma anlamını taşıdığını ifade eden Beko, bu sürecin tersine çevrilmesinin de mümkün olduğunu söyledi. Bunun gerçekleştirebilmesi için belirli görevlerin ele alınması gerektiğini kaydeden Beko, şöyle dedi:
"Birincisi, sendikal hareketin kendi örgütlenmesinin önündeki engelleri kaldırmak ve işletme düzeyinde etkin bir rol oynayabilmek için samimi bir mücadele vermesinin zorunluluğunun yanı sıra İSG alanını temel örgütlenme alanı olarak ele almalarını sağlayacak bilincin geliştirilmesi çabası içine girmelidir.
İkincisi, taşeron ve güvencesiz üretim sisteminin tamamen yasaklanması ve/veya ciddi denetim ve sınırlama getirilmesi için yine samimi, etkin bir mücadele çabasının ortaya konulmasıdır.
Üçüncüsü, sağlık, güvenlik ve çevreyle ilgili özerk-demokratik bir kurumsal yapının sendikalar, meslek oda ve birlikleri ve üniversiteler ile oluşturulmasının politikasının yaratılması ve ısrarcı bir çabanın gösterilmesi gerekmektedir."
Taleplerinin tek bir amacı olduğunun altını çizen Beko, bunun da işçilerin hayatlarını kazanmaya çalışırken kaybetmesini önlemek olduğunu söyledi.
DİSK tarafından iki gün sürecek 1. Uluslararası İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Konferansının ilk günkü oturumu sona erdi.
DİSK Eğitim ve İşçi Sağlığı İş Güvenliği Daire Başkanı Tevfik Güneş'in moderatörlüğünde "Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliğinin ekonomi-politiği" başlıklı oturum gerçekleitirildi. Oturumda konuşan Doç. Dr. Hakan Koçak, Siirt'in Şirvan ilçesinde bulunan bakır madeninde meydana gelen göçüğün medyaya yansımasına değindi. Koçak, ana akım medyanın madende meydana gelen göçüğü iş makinelerinin toprak altında kaldığı şeklinde vermesini eleştirerek, kapitalistler gözünde işçilerin yaşamını yitirmesinin önemli olmadığını belirtti. Yaşananların sınıfsal arka planı olduğunu vurgulayan Koçak, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin hukuk ve teknik olmak üzere iki alana sıkıştığını söyledi. İş cinayetlerinin sistemin fıtratında olduğunu ifade eden Koçak, iş cinayetleri meselesine bilimsel, ekonomi-politik olarak bakmak gerektiğini belirtti.
12 Eylül 1980 askeri darbenin çok daha keskin bir ayrım yaptığını kaydeden Koçak, "Bugün de bir darbe ikliminde konuşuyoruz. '80 darbesi ardından kapısına ilk gidilen DİSK olması hiç tesadüf değildir. Çünkü sembolik olarak söylersek 1960-70'li yıllarda işçi sınıfı haklarını savunan bir odak haline gelmişti. Sistem bakımında kurtulunması gerek bir kurum haline gelmişti" dedi.
Koçak, "6371 sayılı yasada İSİG ile ilgili bir sorun varsa işçiler iş bırakabilir deniyor. İşçi nasıl iş bırakabilir. Dışarıda yüksek bir işsizlik varken, sendikalaşma oranı çok düşük iken hak arama çok zor" diye konuştu. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinden konuşulurken işçiden bağımsız konuşulmaması gerektiğini vurgulayan Koçak, güvencesizlik denilirken taşeronlaştırma akla geldiğini söyledi.
Güvencesizliği "Emek gücünün metalaşması ve derinleşmesidir" olarak teknik olarak tanımlayan Koçak, "Her kesimde metalaşma sözkonusu. Doğada metalaşma söz konusu. Doğa üzerinde yükselen binalar buna örnektir. Vahşi kapitalizme geri dönüldü. Karl Marx, kapitalizmi 'insanı insal olmaktan çıkaran, onu ölüme götüren bir sistem' olarak eleştirir" dedi.
ESNEK ÇALIŞMA ARTTIRILDI
"2000'li yıllara damga vurak AKP'nin en önemli başarısı kalkınmadır" diyen Koçak, AKP'nin kalkınma öyküsüne bakıldığında işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili çıkardığı mevzuatların sınırlı olduğunu, "iyileştirme yapacağız diyerek esnek çalışmayı arttırdılar" dedi.
Koçak'ın ardından söz alan Doç. Dr. Emre Gürcanlı, Temel kavramlardan bahsetti. İşçi sağlığı ve iş güvenliği kavramının bir çok ülkede farklı farklı kullanıldığını söyledi. Gürcanlı, iş canayeti kavramının ülkelerde farklı farklı kullanıldığını, işçilerin bu kavramı nasıl kullanıyorsa saygı göstermek gerektiğini vurguladı. Kaza kavramı kullanmanın doğru olmadığını söyleyen Gürcanlı, "İş kazasını tartışıyorsak kaza kavramını kabul edemeyiz. İş yerinde gerekli önlemler alınması durumunda kaza meydana gelmez" dedi.
SİLİKOZİS TEDAVİSİ OLMAYAN ANCAK ÖNLENEBİLİR
İşçiler için her zaman işçi sağlığı ve iş güvenliğinin ekonomik taleplerinin gerisinde geldiğini ifade eden Gürcanlı, "Sadece kaza kavramı değil meslek hastalıkları da kabul edilmiyor. Silikozis tedavisi olmayan ancak önlenebilir bir hastalıktır" diye konuştu.
Konferansın öğleden sonraki bölümünde "İşçi sağlığı ve iş güvenliğinde sendikaların ve meslek örgütlerinin görevleri, deneyimleri" başlıkta sunumlar yapıldı. Moderatörlüğünü DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kanber Saygılı'nın yaptığı oturumda "Kamuda işçi sağlığı ve iş güvenliği değerlendirmesi" konusunu KESK Hukuk, TİS, Uluslararası İlişkiler Sekreteri Fatma Çetintaş anlattı.
Çetintaş, Siirt Şirvan'da ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçiler ile Küba'nı efsanevi lideri Fidel Casto'yu anarak konuşmasına başladı. Kapitalist sistemin işçileri, ötekileri öldürmeye devam ettiğini kaydeden Çetintaş, "İşçiler ekmek için işyerlerinde yaşamını yitiriyor" dedi.
Kamuda işçi sağlığı ve iş güvenliği tartışılırken AKP döneminden başlamanın yanlış olduğunu söyleyen Çetintaş, AKP döneminde zirve yaptığını vurguladı. Güvencesiz çalışma biçiminin kamu da da yaşandığını kaydeden Çetintaş, güvencesiz çalışma karşı ortak eylemler yaptıklarını, grevler örgütlediklerini ve ortak çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
SAVAŞIN İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİNE ETKİLERİ
Türkiye'de özellikle Kürdistan'da yürütülen savaşın kamuda işçi sağlığı ve iş güvenliğine etkilerine dikkat çeken Çetintaş, "7 Haziran seçimlerinden sonra kamu alanına yönelik saldırılar arttı. Kamu alanında 'terör' denilerek sendikal faaliyetler suç sayıldı. Sokağa çıkma yasağı uygulanan kentlerde bizim hastanelerimiz, okullarımız savaşın karargahı oldu. Yaşamını yitiren arkadaşlarımızın cenazelerine katılamadık. Çatışmalı süreçlerde sağlık çalışanlar darp edildi, yaşamını yitirdi. OHAL ile birlikte yayımlanan KHK'lar ile birlikte kamu emekçilerine yönelik cadı avına başladı. Devletleşen AKP'de devlete biat eden memur yaratılmaya çalışılıyor" diye konuştu.
SOMA'DA İNCELEME YAPILMASI ENGELLENDİ
"Madencinin kömür, kapitalizmin yüz karası Soma ve işçi sağlığı ve iş güvenliği politikaları" başlıklı konuyu TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Besleme anlattı. Soma'da meydana gelen katliamın ardından hemen bir heyet göndermek istediklerini ancak devletin buna izin vemediğini belirten Besleme, "Oradaki delilleri karartmak istedi devlet. Mahkemeye başvuru yaptık 1,5 yıl sonra Soma'ya gidip inceleme yapmak için gittik. Ancak incelememiz engelendi. Bakanlık bilgi ve belgelere el koydu ve bizimle paylaşılmadı" dedi.
SOMA'DA YAŞANAN İŞ KAZASI DEĞİLDİR
Soma katliamı davasında yaşananın doğal afet denildiğini söyleyen Besleme, "Doğal afetler anlıktır, veri yoktur. Soma'daki doğal afet değil sosyal felakettir. Soma'da yaşananın iş kazası olarak düşünmüyoruz" diye konuştu. Soma katliamının tek bir olay olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Besleme, "Tek olay olarak ele alınması nedeniyle Şirvan'da meydana gelen olay meydana geldi" dedi.
Soma'da ölümlerin nedeninin artan karbonmonoksik gazı ve azalan oksijenden kaynaklandığını raporlara dayanarak aktaran Besleme, "Ocaktaki gaz miktarı günlerce yüksek seviyede seyretti. İş Teftiş Kurulu müfettişlerinin yaptığı denetimler rezalet. Tamamen yasak savmadır" diye belirtti.
Her koşulda facia önlenebileceğinin altını çizen Besleme, Soma katliamının temel nedeninin neoliberal politikalar, esnek çalışma, taşeronlaştırma olduğunu vurguladı.
"İşçi sağlığı ve iş güvenliğine TTB gözüyle bakış" başlığını TTB İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Nazmi Algan, "Türkiye'de verilere göre meslek hastalığında ölüm yok. Çünkü meslek hastalığının tespiti yok. Bu mesele hastalık hekim işi, sosyal güvenlik kurumu bu durumu inceliyor" dedi. Algan, Türkiye Almanya ile karşılaştırıldığında Türkiye iş cinayetlerinde Almanya'dan çok fazla iken, meslek hastalığında durum tam tersi olduğunu ifade etti.