Kapitalist “normalleşme” ve işçi sınıfının birleşen yolları - Nilgün Güngör

11 Mayıs’ta covid-19 salgını dünyadaki -en az- altıncı ayını geride bırakırken, Fransa’da kapanma dönemine son verildi. 28 Mayıs’ta ise Paris bölgesinin de risk açısından kırmızıdan kavuniçiye düştüğü, önlemlerin daha da gevşetileceği açıklandı. Ölümlerin 29.000’e yaklaşmasıyla ABD, Büyük Britanya, İtalya ve İspanya’nın ardından beşinci sırada yer alan Fransa, 100.000 kişiye düşen 43,6 ölüm oranıyla da Belçika, İngiltere, İspanya ve İtalya’yı takip ediyor.

Kapanma dönemine son verilmesi, 28 Nisan günü parlamentoda oylamaya sunuldu ve 368 evet, 100 hayır ve 103 çekimser oyla kabul edildi. Başbakan Edouard Philippe hükümetin teklifini savunurken dili sürçüp “İki kötü karar arasında seçim yaptım,” dedi. Sonra da düzeltti: “Diğerlerinden daha az kötü olan iki karar arasında...”

11 Mayıs’ta kayıtlara hala günde 263 ölüm geçiyordu. 700.000 kişinin barındığı yaşlı bakımevlerinde 10.000’i aşkın insan öldü -hastaneye bile götürülmeyen, bir kısmının ölümleri özel bakımevi şirketince gizlenen, covid-19 için tedbir alınsaydı bu süre içinde ölmeyecek olan insanlardan bahsediyoruz. Her gün dipdibe yolculuk yapan, sağlıksız koşullarda çalışan, uygun miktarda maske, sosyal mesafe ve testten yoksun bırakılan işçiler de virüsü kapıyor, yayıyor ve ölüyordu. Pandemi riskinin yeşil, kavuniçi ve kırmızı renklerle gösterildiği haritada Fransa’nın doğu sınırından başlayıp Paris’i de kapsayan bölüm kıpkırmızıydı. Paris yakınlarında bulunan dünyanın en büyük toptancı hali morga dönüştürülmüştü. Fransa her akşam, sağlık emekçilerinin eylem pankartlarında yazıldığı gibi, ölüleri sayıyordu.

“Hiçbir şey olmamış gibi...” (1)

11 Mayıs’tan bu yana kapitalist çalışmanın zembereği tümden serbest bırakıldı. Metro, otobüs, şehir içi ve şehirler arası tren seferleri arttı. Kütüphanelerden kuaförlere, restoranlardan kafelere işyerleri, semt pazarları açılmaya başladı. Yerel seçimlerin ikinci turu 28 Haziran’da yapılacak. Kilise ve camiler ibadete açıldı. Kısa çalışma ödeneğinin alınan ücrete oranı Haziran başında düşürülecek (turizm sektörü hariç). Baştan beri işleyen sektörlerin haricinde 12 milyondan fazla işçi kısa çalışma ödeneği alıyor, 5 milyondan fazla kişi evden çalışıyordu. Salgına çözüm bulunduğu için değil işçi ebeveynlerin işe gitmesini sağlamak amacıyla anaokulları, ilk ve ortaokullar açıldı. Ortaya çıkan tablonun adını “Kapitalist artıdeğerin gerçekleşmesi hiçbir yere sığmaz” koyabiliriz!

Buna karşılık alışveriş merkezleri, plajlar, yüzme havuzları, pek çok park, müzelerin büyük bölümü, gösteri merkezleri, moda haftaları, podyumlar, yeni sezona kadar futbol ligleri, Haziran başına kadar liseler, Eylül’e kadar da üniversiteler kapalı. Nikah törenleri ve düğünler erteleniyor. Turizm sektörü cazibesini artırarak müşteri arıyor. Yaşadığınız şehrin dışına, kuş uçuşu 100 km’den fazla çıkabilirsiniz -önceden bu sadece çalışmak içindi, ama yine işyerinizden bir belge alıp taşımakla yükümlüsünüz. Toplu taşımanın sabah 06:30-09:30 ve 16:00-19:00 saatlerinde gidenler dışında kullanılmama uygulaması devam edecek. Toplu taşıma sosyal mesafe kurallarına uygun tanımlanıyor -metrolar için bunlara uymak neredeyse imkansız, yurtiçi uçaklarda ara koltuğun boş kalmadığı da medyaya çoktan yansıdı. Maske ve test konusunda rezil olan hükümet toplu taşımada maske takma zorunluluğunu koydu. Banliyölere yıkanabilir maskeler ve ücretsiz testler ancak Mayıs ayının 2. haftasında ulaştı. Birkaç eşantiyon dışında maskeler parayla satılıyor, kullan-at maskelerin 50’lik paketinin fiyatı 33 euroyu buluyor.

Hayatın bu farklı akışı özellikle ağır bedensel işlerde çalışanlara başlangıçta bir dinlenme, olumlu anlamda kendini dinleme, kültürel ihtiyaçlarına daha rahat yönelme, farklı sosyalleşme biçimleriyle buluşma imkanı sağladı.(2) Ancak işyeri ve sektörlerdeki durumun belirsizliği, iflaslar ve iflas beklentileri, % 84 işsizlik ödeneğinin kiralara ilaveten artan fiyatlar karşısında daha da çaresizleşmesi, evden çalışmanın da bir kapan olduğunun deneyimlenmesi, kadın işçilerin ikili yükünün daha da ağırlaşması, evde kalmanın özellikle küçük ve ilkokul çağındaki çocuk psikolojisi ve gelişiminde yarattığı sorunlar, ölümlerin iniş trendine girmesi (ve ilkbahardan yaza geçilmesi) iki yönlü bir çözülme yaratıyor. Bir yandan tekelci kapitalizm Fransa özelinde daha belirgin sınıfta kaldı. Zamanı sürü bağışıklığı sistemini -İsveç, ABD gibi adını açıkça koymadan- uygulayarak, insan hayatlarını hoyratça harcayarak kullandı. Yaşananların emekçi sınıfın belleğine hiç de “fıtrat” şeklinde yazılmadığını, ağır bir siyasi moral fatura ödeyeceklerini de biliyorlar. Ama kapitalistlere göre çalışabilen ve tüketebilen nüfusun evde kaldığı her gün artıdeğerin dört bir yanda yaratımı ve gerçekleşmesini rölantiye alıyor ve bir an önce sonlandırılması gerekiyor. Öte yandan merkezinde çalışmanın bulunduğu, geçimini kazanmanın yanında çalışıyor olma üzerinden sosyalleşilen toplum psikolojisi yazın gelmesi ile birlikte yönünü anlaşılır biçimde salgın sonrasına doğru dönüyor.

Sadece kapitalist çalışma ve yaşam değil, mücadele de içinde olmak üzere işçi sınıfının toplumsal canlılığı da artıyor.

“Yaşamak ve yaşatmak” işçilerin omuzlarında

“Yaşamak ve yaşatmak için”: Bulunduğumuz kesitte bu sözlerin mücadele bayrağına yazılması işçi sınıfının kendisi için sınıf durumunun ve hegemonyasının somutlanışını ifade eder. Ne aşısı ne ilacı bulunan virüsün kapitalizm marifetiyle yayılan öldürücülüğüne karşı işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi, emeğin fizik ve moral yıkımına karşı koyma/giderme sınırlarını aşar. Böylece küresel toplumun hızla ivmelenen proleterleşmesi kendinde bir nesnel veri olarak kalmaz. Salgın, dibe doğru yarışa sokulan işçi sınıfının birbirine yaklaşan koşullarını tüm dünyada daha da benzeştiriyor. Proletaryanın toplumsallaşması, yaşamak ve yaşatmak için mücadelesi ile dokunmuş bağlarla gelişebilir, hegemonyası şimdi bu surette şekil alabilir. Azami karlarından başkasını düşünmeyen tekelci kapitalizmi tümden maskesiz bırakır.

Dünyanın pek çok yeri gibi Fransa’da da salgın döneminde burjuvazinin, işyeri ve mülk sahiplerinin sesi işçilerden fazla çıktı, çıkıyor. Her sektör ve büyüklükteki işletme, tekelci kapitalist devletinden kendi koşullarını iyileştirmesini istiyor. Bir kez daha gördük ki, toplum gözünü ölüm ve hastalık bilançolarına dikmişken dahi kapitalistleri durdurmak, temel nitelikte olsun olmasın üretimi sürdürme, artıdeğer üretme ve gerçekleştirme motifinin önüne geçmek mümkün değil. Bunun için hastanelerde, posta ve dağıtım alanında, fabrikalarda, okullarda, otomotiv ve diğer işyerlerinde işçiler güvenli çalışma koşullarının sağlanması için mücadele etmek, eylem yapmak zorunda kaldılar.

Sağlık emekçilerinin covid-19’a karşı çabası, yalnızca gönülden alkışlanmalarını sağlamakla -hükümet bunu ikiyüzlülükle istismar etti- kalmadı; çalışma koşullarının değiştirilmesi talebiyle aylardır verdikleri mücadelenin gücünü de pekiştirdi. Sağlık alanında faaliyet gösteren sendikalar en az 12.000 sağlık işçisine virüs bulaştığını açıkladılar. Bilinen ancak net olmayan can kaybı ise 27. Hastane, klinik, yaşlı bakımevleri gibi kurumlarda çalışan 550.000 sağlık emekçisinden kaçının bu mücadelede yaşamını yitirdiği konusunun üstü hep örtüldü. Baştan beri bakanlıktan toplantı talep eden sağlık işkolundaki sendikalar bu taleplerine yanıt alamadıklarını söylüyor. 11 Mayıs’ta CGT sendikasından Philippe Crepel “Bize bir hafta içinde okullarda, işletmelerde maske olacak dediler ama birçok hastane servisinde bile hala maske yok,” diyordu.

İşte bu birikimle, 3 ve 14 Şubat ile 14 ve 21 Mayıs, hastanelerde eylem günleri oldu. Sağlık işçileri uzun zamandır mücadele odağı olan üniversite hastanesi Pitié-Salpêtrière’e gelen Macron’a “Sizden umudumuz yok,” dediler ve bir seferlik prim değil, 300 euro ücret zammı, çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve çalışanların sayısının artırılmasını istediler. 60 yaşında tam emekli olabilmek, asgari ücretin altında çalıştırılmamak, eşit işe eşit ücret gibi talepleriyle birlikte 16 Haziran’da bir başka “öfkeli Salı” eylemine hazırlanıyorlar.

Renault işçileri çalışmaktan kaçınma haklarını kullanıp Mart’tan Nisan’a dek fabrikada üretime ara verilmesini sağladılar. CGT sendikası Renault Flins fabrikası şube başkanı Ali Kaya, koşulları “Aynı arabaya sırayla dokunuyoruz! Her temastan sonra temizlik yapılmayacağını söylediler. Bunlar metal levha, plastik ve cam gibi virüsün iyice yerleştiği yerler,” dedi. “Bu arabalar hayati falan değil! Hastanede değiliz, maske veya solunum cihazı üretmiyoruz! Olmazsa olmaz değil, bekleyebilir!”

Amazon firması da Fransa’da işçilerin zorlaması sonucu mahkeme kararıyla 16 Nisan’da faaliyetine ara vermek zorunda kaldı, depoları beş hafta sonra depoları kademeli olarak açıldı. PSA ve Airbus işçilerin zorlamasıyla üretime ara verdi. Sendikalı öğretmenler, yüksek riskli olan Paris bölgesinde okulların salgın kontrol altına alınmadan açılmasına karşı mücadele ettiler. Bazı banliyölerde belediyeler okulların kapalı kalması kararını aldı. Elbette ki bu eylemler ve alınan sonuçlar işçi sınıfının uluslararası ölçekte birleşen taleplerini ve mücadele yollarını temsil ediyor. Her ülkede salgın “kökü dışarda” ve çözümü “milli” olarak gösterilmeye çalışılır, bir diğerine gönderilen milyonlarca maskeye el koyulurken, işçi sınıfının öncü davranışı elbette ki birbiriyle küresel ölçekte eşgüdüm ve eylemlerini yaygınlaştırma olacaktır.

Sadece işyerleri değil banliyöler, 6 kişiden birinin yaşadığı çoğu sağlıksız toplu konutlar, kent içindeki 5-15 metrekarelik izbeler de virüsün bağışıklık seviyesi düşük işçi bedenlerine bulaşması için bulunmaz bir ortam oluşturdu. Nüfusun çoğunun güvencesiz işlerde çalıştığı, kalabalık, eski ve yeni göçmen oranı yüksek banliyölerden Seine Saint-Denis’de covid-19’dan 943 kişi yaşamını yitirdi. Nisan ayı içinde ölüm oranındaki artış bir hafta içinde % 63 ile Paris bölgesinin en yükseğiydi. Devlet, gelir düzeyi asgari ücreti bile bulamayan güvencesiz işçilere maskeyi ücretsiz dağıtmıyor; sendika ve kitle örgütlerinin, muhalefet partilerinin talep listelerinde bugün dahi ücretsiz maske ve test talebi en başa yazılıyor.

Buna karşılık 17 Mart’tan bu yana 5’i polis merkezinde, 3’ü gerçek mermiyle, 2’si trafik kovalamacasında olmak üzere 12 kişi polis tarafından öldürüldü. Maske takmama dahil çeşitli gerekçelerle dövüldü, taciz edildi. 1,1 milyon kişiye para cezası (ilkinde 135 ve tekrarında 200 euro) kesildi. Polis cinayetleri geceler boyu protesto edildi.
.
Özümleme zamanı

Başbakan Edouard Philippe, 28 Mayıs’ta yeni duruma geçilirken özgürlüğün esas, kısıtlamanın istisna olacağını açıkladı. “Özgürlük”, yaşamı hala tehdit eden risklerin önündeki bariyerlerin bir bir kaldırılmasında. “İstisna” ise bir araya gelmenin 10 kişi ile sınırlandırılmaya devam etmesi gibi konularda...

Ancak işçilerin hükümetin salgın konusunda dün geç, bugün ise erken davranmasını sorgulaması başladı bile. 19 Mart’ta 600 doktor, Başbakan Edouard Philippe, Şubat ayında istifa eden Sağlık Bakanı, mevcut Sağlık Bakanı, Adalet Bakanı, Çalışma Bakanı ve İçişleri Bakanı ile ilgili kitlesel olarak suç duyurusunda bulundu. Suç duyurularının nedeni “insan sağlığını tehlikeye atmak, taksirle ölüme sebebiyet vermek ve tehlike altındaki insana yardım etmemek.” Suç duyurularının sayısı şimdiden 243.000’e ulaştı.

Virüse karşı en savunmasız durumda bulunan yaşlıların öldüğü yaşlı bakımevlerini eklemek gerekiyor. Bunlardan, altı Avrupa ülkesinde faaliyet gösteren Fransa merkezli yaşlı bakımevi şirketi Korian, ölümleri gizlediği için suçlanıyor. Birçok yerde ölenlerin yakınları bakımevleri aleyhinde şikayette bulunuyor. Toplum sağlığını değil azami karlarını önde tutan kapitalistlerle ilk hesaplaşma defterleri açılıyor. Aileler de şirketlere benzer -“insan hayatını tehlikeye atma”, “taksirle adam öldürme” ve “tehlikede bulunan kişiye yardım etmeme”- suçlamaları getiriyorlar.

İşçi sınıfının “ölüm, hastalanma ya da işsizlik” ikilemine düştüğü süreçte işsizlik 1996’dan bu yana en yüksek orana çıktı -Nisan ayında % 22. 843.000 kişi, ne koşulda olursa iş arayan durumunda iş kurumlarına başvurdu. 14 Mayıs itibariyle 12 milyondan fazla kişi son kısa çalışma ödeneğini alıyordu. Kapitalizm dışında alternatife inanmayan medyada sistemin eteklerindeki tutuşma görülebiliyor. İşsizlik oranı covid-19 öncesi % 8,1 olan Fransa’da saat ücretinin 2020’de 10,15 euro (2019’dakinden 0,12 euro fazla) olduğunu, 2.320.000 işçinin asgari ücret aldığını, asgari ücret alanların oranı % 13,4 olup işçilerin % 82’sinin ise eline asgari ücretin biraz üstünde geçtiğini -bu oranın 11 yıldır en üst seviyeye çıkmış olması sebebiyle Fransa’ya “asgari ücretliler ülkesi” dendiğini- aklımızdan çıkarmayalım. Bu süreçte uygulanan kısa çalışma ödeneği, sağlık çalışanlarına bir defalığına tanınan 1.500 euro prim vb., bu zamana kadarki sermaye birikiminin azmanlığından kaynaklanıyor. Aynı zamanda ise tıpkı Almanya’nın Lufthansa’ya 9 milyar euro ile arka çıkması gibi, Fransa da Renault’nun önüne 8 milyar euro’luk bir halı serdi. Tekelci kapitalist devlet bunun gerçekleşme koşulunu ise Renault’nun PSA ve Toyota ile birlikte elektrikli otomobil üretimine geçmesi olarak tanımladı. Elektrikli otomobil satın alanlara 7.000 euro, hibrid otomobil alanlara ise 2.000 euro indirim uygulanarak satışların önü açılacak.

Salgın hem bir merkezileşme ve yoğunlaşma hem de yıkıma ortam oluşturdu. Nitekim Renault 4.500’ü Fransa’da olmak üzere 15.000 işçiyi işten çıkarıyor. Pek çok işletme bu yıkıma uğrayacak. Yaşamlar daha da altüst olacak. İşin yeniden tanımlanması (örneğin zaten varolan uzaktan çalışmanın artması), daha az işçi-daha çok robotla daha çok üretim, kitlesel işsizliğin kölece çalışmayı kolaylaştırması, işçi sınıfına toksik ideolojilerin taşınması: Bütün bunlar daha fazla gelecek perspektifi ve birleşik mücadele gerektiriyor.

İşçi sınıfı neoliberal kapitalizmin çıplakken ne kadar berbat göründüğünü daha da iyi biliyor. Bu yeni koşullardaki mücadelenin en önemli manivelalardan biri olacak.

DİPNOTLAR:

1- Türk Tabipleri Birliği Başkanı Sinan Adıyaman: “Bu kararların alınmasını beklemiyordum. Verilerin çoğu açıklanmıyor ama açıklandığı kadarı bile bu kararların alınmamasını gerektirir. Günlük açıklanan vakalar binin üzerinde. Antep Tabip Odası başkanı son açıklamasında mayıs ayı başına göre beş misli hasta var dedi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) daha birinci dalga bitmediğini söylüyor ve sonbaharda ikinci dalga bekliyor. DSÖ, ‘Bu gevşemeler hızlı yapılırsa, bilimsel verilere göre yapılmazsa birinci dalga içerisinde yeni pikler olabilir’ açıklaması yapıyor. Türk Tabipleri Birliği olarak her şeyin serbest bırakılması kararlarının ekonomik kaygılarla alındığını düşünüyoruz. Kararların halk sağlığı temelinde olmadığını ve doğru olmadığını düşünüyoruz.”

Benzer bir söylem de Fransa’dan (Robert-Debré hastanesi): “Bugün reanimasyon servisleri yavaş yavaş boşalıyor ama hastalığa yakalanmış çocukların bakıma ihtiyacı var, rehabilitasyon servisleri dolup taşıyor ve eve dönüşler bütün personeli tekrardan seferber ediyor... Hastane bunu bir daha yaşayamaz. Bu haftalar olağanüstüydü ama ikinci dalga gelse de gelmese de aylarca dayanmak mümkün değil...”

2- Bursa’dan bir Bosch işçisinin 23 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde yayınlanan mektubu bunu bizim anlayacağımız gibi anlatıyor.

İşletmeciler, teknokratlar, hastaneden defolun!

Morga dönüştürülmüş hal