(4) Prof. Dr. Veli Deniz: Bu işyerleri bağımsız denetime açık olmadıkça bu ölümler sürer

Sakarya Hendek’te bulunan Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında meydana gelen ve 6 işçinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce işçinin yaralandığı patlama ve sonrasındaki gelişmeler işyerlerinden alınmayan önlemlerden yapılmayan denetimlere kadar birçok sorunu tekrar gündeme getirdi. Kocaeli İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi yürütmesinde yer alan ve aynı zamanda Barış Akademisyenlerinden olan Prof. Dr. Veli Deniz fabrikanın tamamının yanmasının gerekli standartlara uyulmadığını, işçilerin can havliyle çevredeki köylere kaçmasının ise eğitim ve tatbikat eksikliğini gösterdiğini söylüyor. Soma ve Davutpaşa’daki iş cinayetlerinde olduğu gibi burada da siyasilerin patron yanlısı açıklamalarını hatırlatan Deniz, bu yönüyle tüm gelişmeleriyle birlikte olayın Susurluk kazasını hatırlattığını söylüyor. Deniz bu işyerlerinin odalar ve barolar gibi bağımsız denetçilerin denetimine açılması gerektiğinin elzem olduğunu söylüyor.

Coşkunlar havai fişek fabrikasında gerçekleşen patlamanın saatlerce sürmesi nedeniyle yetkililer hemen müdahale edilemediğini söyledi. Burası nasıl bir işyeri ve bu tür işyerlerine dair mevzuat ne söylüyor?

Patlamanın yaşandığı işyeri sadece havai fişek üretmiyor, ramazan toplarından, çocukların oynadığı çata patlara kadar pek çok patlayıcı madde üretiliyor. İşletme çeşitli tehlikeli malzemeleri elleçliyor, işliyor ve depoluyor. Yani barut, amonyum nitrat gibi tehlikeli kimyasalların kullanıldığı bir işyeri var karşımızda ve bu tür malzemelerin üretildiği işyerlerine dair yürürlükte bir yönetmelik var. Üç bakanlığın müşterek hazırladığı, ama uygulanmasında asıl sorumluluğun Aile Çalışma ve Sosyal Hizmet Bakanlığında ‘Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik’ bu tür işletmelerin sorumluluklarını ve yükümlülüklerini düzenliyor.

HER TÜRLÜ KAZA SENARYOSU BELİRTİLMEK ZORUNDA
Peki bu yönetmelik ne gibi sorumluluklar getiriyor bu tür işyerlerine?

İlk olarak böyle bir işyerinin kurulmadan önce, eski tesislerde ise verilen süreler içinde işyerinin tehlikeli madde envanterine göre bakanlığa aldığı/alacağı önlemlerle ilgili raporlar göndermesi gerekiyor. Yönetmelikte kaza frekansı diye bir kavram var ve şunu söylüyor: ‘İşletmeci, büyük kazaya sebep olabilecek tehlikeli ekipmanlar için senaryo edilen her bir büyük endüstriyel kazanın meydana gelme frekans değerini 1x10(-4)/yıl veya bundan daha küçük bir değere indirmesi gerekir. Bunun için önlemler alır. Yani her türlü olası kaza senaryosunu, alacağınız önlemleri, kazanın gerçekleşme frekansını en aza indirmek üzere almak ve bunu raporlarda belirtmek zorundasınız. Bu raporu bakanlığa gönderdikten sonra da bakanlık raporu inceleyip, işletmeye müfettiş göndererek önlemleri yeterli görürse raporu onaylamaktadır. Bu tür üretim yapan ve bu önlemleri almak üzere çok ciddi para harcayan şirketler de var. Yine yönetmelik gereğince olası bir kaza ve yangın senaryoları için de acil durum planı hazırlanacak ve tatbikatlar yapacak. Üçüncüsü ise bu tür tehlikeli tesislerin riskler ve kaza gerçekleşmesi durumunda kamunun bildirilmesi, yani tesiste çalışanlara, hem de tesisin çevresinde yaşayanlara kaza olma durumunda yapılacaklarla ilgili bilgi vermesi gerekiyor.

GEREKLİ TATBİKATLARIN YAPILMADIĞI ANLAŞILIYOR

Çalışma Bakanı bu işyerinde rutin denetimlerin yapıldığı şeklinde bir açıklama yaptı. Sizce bütün bu denetimler yapılmış olsaydı, bu kaza olmayabilirdi diyebilir miyiz?

Burada gerçekten denetim yapılmış olabilir, doğru bir denetimde denetimler yapıldığı andaki tedbirler rapor edilir. İşveren müfettişlerin geleceği zaman önlemleri alıp sonra gevşetebilir. O yüzden de işverenin niyeti önemli, alınan tedbirlerin sürdürülebilirliği önemli. Eğer kaza olduysa işverenin kusuru vardır. Çalışanların beyanlarına baktığımızda da bunu görüyoruz. Patlamadan bir gün önce ben de Sakarya’daydım ve hava sıcaklığı 33 dereceydi. Kadın işçilerden biri ‘Çok ısınıyordu durmadan çalışın çalışın dediler ve göz göre göre kaza geldi’ diyor. Proseste sıcaklığın yükselmesi veya bu tür patlayıcıların aşırı sıcaklık altında beklemesi, soğutmanın iyi yapılmaması da patlamaya neden olabilir. 1 Haziran’dan sonra düğün salonları açılacağı için stok yapma ihtiyacından dolayı üretim hızlandırılmış ve ihmaller artmış olabilir. Başka bir işçinin beyanı ise “kullanılan makinelerden birinin kıvılcım yaydığı ve bu yüzden yaşanmış olabileceği” yönünde. Bunların ne derece doğru olduğunu şu an bilemiyoruz. Yönetmelik gereği burada kullanılacak makinelerin, techizatların patlayıcı ortamlara uygun (Ex Proof) yani dışarıya kıvılcım çıkarmayacak türden olması gerekir. Eğer kaza böyle bir makineden kaynaklıysa durum vahim çünkü bu işyerindeki ekipmanların patlayıcı ortamlara uygun olmadığını gösteriyor. Bu tür tehlikeli tesislerde patlamaların yerinde bastırılabilmesi gerekir. Üniteler arasında yangının atlamayacak şekilde, gerekli boşluğun bırakılması ya da yangın bariyerlerinin olması gerekir. Fabrikanın tamamı yandığına göre bu standartlarında sağlanmadığını söyleyebiliriz.

Daha önce de 8 patlama yaşanmış aynı firmada. Bu, sorumlulukların yerine getirildiği söylenebilir mi?

Patlama olduktan günler sonra bile ulaşılamayan ve çevre köylere kaçan işçiler olduğunu görüyoruz. Anlaşılıyor ki çalışanlar için bu konuda gerekli bilgilendirme, eğitim, tatbikat yapılmamış. Çalışanlar panik halinde kaçarak canlarını kurtarmaya çalışmışlar.

DEVLET TARAFSIZ BİR İNCELEME YAPMAYACAK GÖZÜKÜYOR
Kazanın üzerinden daha birkaç saat geçmeden MÜSİAD Genel Başkanı Twitter hesabı üzerinden bu işyerinin Avrupa standartlarına uygun olduğuna dair bir açıklama yaptı. Aynı şekilde fabrika sahibinin de daha önce bu şekilde açıklamaları olmuş. Böyle midir gerçekten?

11 yılda 8 patlamanın gerçekleştiği bir işyeri Avrupa standartlarına uygun olamaz. Bu açıklamalar klasik işveren açıklamaları, başta da söyledim bizim yönetmeliğimizdeki kazanın meydana gelme frekans değerini 1x10(-4) /yıl, AB mevzuatında bu 1x10(-5)/yıl yani daha güvenli, Avrupa için de böyle diyebiliriz. Dünyada bu tür tesisler var, kazalar oluyor ama sadece bu firmanın toplam kaza sayısıyla Avrupa’daki bütün firmaların kaza sayısını kıyaslasak eminim bu fabrikanın kaza sayısı daha çok çıkacaktır.

Peki bundan sonraki süreç nasıl işletilmeli?

İnceleme sürecinin şeffaf olarak yürütülmesi ve kamuoyuna doğru bilgilerin aktarılması gerektiğini düşünüyorum. Benim de üyesi olduğum İstanbul Kimya Mühendisleri Odası patlamanın ardından yaptığı açıklamada, sürecin uzman mühendis ve sivil toplum kuruluşları ile yürütülmesi yönünde bir çağrı da bulundu. Devlet maalesef tarafsız bir inceleme yapmayacak gözüküyor. Bu süreçler doğru yönetilmiyor ve bu da bu tür kazaların tekrarlanmasına neden oluyor. Bu tür işyerleri içinde meslek odaları, İSİG Meclisleri, barolar vb gibi uzman, bağımsız denetçilerin denetimine daima açık olmalı diye düşünüyorum. Aksi takdirde kazalar da ölümler de devam edecektir.

MİSAFİR DE OLSA TAŞERON DA OLSA SORUMLULUK İŞVERENİN
Çalışma Bakanı, kayıtlara göre bu işyerinde 186 kişinin çalıştığını duyurdu. İçişleri Bakanı ise içerde misafir işçilerin olabileceğini söyledi. Bir aile yakınlarının burada çalıştığını ama listelerde adının yer almadığını duyurdu. Tabi böyle olunca akıllara hemen sigortasız işçi çalıştırılıyor olabilir mi diye bir soru da geliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ben bu işyerinde kaçak işçi, hatta göçmen işçiler çalıştırıldığını düşünüyorum. Davutpaşa’da da benzere olaylar yaşanmıştı, iş kazasının olduğu gün ölen kaçak işçilerin sigorta girişini yapıp sonra da ‘Gariban işçi bugün iş başı yapmıştı’ şeklinde açıklamalar olmuştu. Pandemi sürecinde de işçilerin 1 ay geriye doğru sigorta girişine izin veriliyor. Yani burada kaçak olarak çalıştırılan işçilerin geriye dönük sigorta girişlerini yapmaya çalışabilirler, sahte eğitim tutanakları ile ölen işçilerin üzerine yıkabilirler bu kazayı, çünkü dediğim gibi işverenin sicili temiz değil. Yani misafir de olsa, stajyer de olsa, bakım için gelmiş taşeron işçi de olsa o işyerinden içeriye giren herkesin sorumluluğu işverene aittir. Bu kişilerin yanında bir acil durum tedbirlerinin tarif edildiği raporda olması gerekir. Eğer böyle kayıtsız işçiler çıkarsa bu rezalettir, bu işyerinde hiçbir önlemin alınmadığının da göstergesi olur. Vefat edenlerin yakınları üzerine baskılar yapılarak ikna edilmeye çalışabilirler. Takipçi olunmalıdır.

PATLAMA SEMAYE İLE YÖNETENLER ARASINDAKİ İLİŞKİYİ ÇOK AÇIK GÖSTERDİ
Patlamanın ardından fabrikanın müdürü iki ustabaşı ve bir iş güvenliği danışmanının gözaltına alındığı ve soruşturma başlatıldığı açıklandı? Sizce gerçek sorumluları bunlar mı?

Bu durum bende günah keçisi arandığına dair bir izlenim yarattı. Sanki işverenin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi, işverenin sorumluluklarını yerine getirip getirmediği üzerine bir tartışma yok ve Cumhurbaşkanı da doğrudan aklamaya dönük açıklamalar yapıyor. Daha cenazeler kaldırılmadan MÜSİAD üyeleri yemek veriyor. Bu fotoğraf önemlidir sermaye ve siyaset ilişkisini göstermesi bakımından; bu patlama da bu ilişkiyi açığa çıkartmıştır. Ben bu yüzden bu olayı Susurluk kazasına benzediğini düşünüyorum. Orada da kazanın arkasındaki ilişkiler ortaya saçılmıştı. Bu patlamanın ardından sermaye ile yönetenler arasındaki ilişkiyi ve bunun sonuçlarını çok net görüyoruz. İşletme her patlamadan sonra isim değiştirilmiş ama işveren aynı, işverenin iyi niyetli olmadığı ortada, işyerinin ruhsatlandırılmasının ve denetimlerin siyasi ilişkiler üzerinden gerçekleştiği de ortada. Oysa kamu otoritesini işverenin yanında değil, saatlerce çalışan yakınlarından haber almayı bekleyen emekçilerin yanında görmek gerekirdi. Soma’da olduğu gibi işvereni aklayıcı demeçler vermekte sakınca görmemişlerdir.

Gözde Tekin / Evrensel