Sakarya'daki patlamalar: Acılar ve sebepler aynı - Selçuk Karstarlı

Sakarya’nın Hendek ilçesi 3 Temmuz günü büyük bir patlamayla sarsıldı. İlçe halkı yaşanan patlamanın nereden ve nasıl olduğunu tahmin etmekte zorlanmadı. Zorlanmadı çünkü bu kadar büyüğü ilk kez olsa da Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında patlamalar daha önce de yaşanmış, ölen ve yaralanan işçiler olmuştu. Bu yazı yazılırken resmi mercilerin açıkladığı verilere göre 7 işçi hayatını kaybetmiş ve 107 işçi de yaralanmıştı.

Yaşananları geriye doğru inceleyince bu cinayetin daha önce de işlendiği ve adım adım geldiği anlaşılıyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre;

17 Ağustos 2009: Çoşkunlar Havai Fişek fabrikasında Ramazan topları için patlayıcı üretilen laboratuvar bölümünde patlama meydana geldi. Üretim tesisindeki binaları yerle bir eden patlamada 1 işçi hayatını kaybetti, 33 işçi yaralandı.

29 Eylül 2009: Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında meydana gelen patlamada 1 işçi öldü, 1 işçi yaralandı. Yangına maytap fitillerinin kurumadan kesilmesi sebep oldu.

11 Şubat 2011: Patlamada bir çocuk annesi 33 yaşındaki işçi Hediye Hallaç hayatını kaybetti ve 10 işçi yaralandı.

27 Ocak 2018: Niğde'deki fabrikada gerçekleşen patlamada işçiler Muharrem Alkan ve İlyas Ünlü hayatını kaybetti.

Hendek halkının çeşitli basın kuruluşlarına verdikleri röportajlara göre bu tarihlerin dışında da çeşitli patlamalar yaşanmış ancak basında yer bulmamış. Aslında senaryo tanıdık, işçiler yaşamını yitiriyor ve işveren aynı işi yapmaya devam edebiliyor.

TAVUK ÇİFTLİĞİ GİBİ…
2011 yılında Makina Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi’nde Teknik Görevli olarak görev yapmaktaydım ve Hediye Hallaç’ın yaşamını yitirdiği 11 Şubat 2011 tarihli patlamayı haber alınca bilgi almak için iş cinayetinin yaşandığı yere şube müdürümüz ve başka bir teknik görevli arkadaşımızla gitmiş, Sakarya Cumhuriyet Savcısının talebi doğrultusunda sahayı incelemiştik. Karşılaştığımız tablo bizi hayrete düşürmüştü.

İşletme binaları patlayıcı bir maddenin üretildiği bir fabrikadan çok tavuk çiftliğini andıran binalardan oluşmaktaydı. Patlamanın meydana geldiği atölye üzeri küçük plastik tüplerle dolu plastik masa ve sandalyelerin ve bir presin bulunduğu üzeri atermit ile kapatılmış yığma tuğladan bir yapıydı. Oysa ilgili tüzükte dayanıklı bir yapıda olması gerektiği, bina yüksekliğini aşan bir sütre ile çevrili olması, uygun yangın söndürme teçhizatı gibi birçok husus yer almaktaydı.

Atölyede ilk dikkatimizi çeken şey statik elektrik ile ilgili önlemlerdeki eksikliklerdi. Her biri statik elektriklenme kaynağı olan PVC masa sandalyelere ilave olarak çalışanlar günlük kıyafetleri ile çalışıyorlardı. İş kıyafeti ve ayakkabılar ile koruyucu donanımları istediğimizde ise sadece boş bir ayakkabı kutusu gösterebilmişlerdi. Oysa kıyafetler statik yük üretebilir ve bu da ateşleyici unsur olabilirdi. İçine çeşitli patlayıcı kimyasalların doldurulduğu tüplerin de anti-statik bir yanı yoktu. Kolaylıkla tutuşabilen ve statik elektrik üreten ürünlerdi. Elektrik tesisatı da patlayıcı ortamlara uygun tesis edilmemişti. Ayrıca çalışanların üzerinde biriken statik yükleri atabilecekleri bir bakır plaka bulunmasına rağmen kimin ne zaman deşarj plakasını kullandığını tespit edecek bir sistem de yoktu, tamamen işçinin bilgi ve inisiyatifine bırakılmıştı.

ELEKTRİK TESİSATI TÜZÜĞE UYGUN DEĞİLDİ

Bu işletmeler için geçerli olan “Tekel dışı bırakılan patlayıcı maddelerle av malzemesi ve benzerlerinin üretimi, ithali, taşınması, saklanması, depolanması, satışı, kullanılması, yok edilmesi, denetlenmesi usul ve esaslarına ilişkin tüzük” elektrik tesisatları için aşağıdaki hususlara yer vermektedir ve 2011 yılında yaptığımız incelemede fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere bu hususlardan neredeyse hiçbirine uyulmamıştı:

“Elektrik tesisatı

Madde 12 – Motorlar, armatürler ve bütün elektrik tesisatı, kıvılcım, alev ve toz geçirmez, patlamaya dirençli, kapalı tipte olacaktır. Cihaz ve malzemelerin kullanılmasından önce, üretici ve satıcı kuruluşlardan bu cihaz ve malzemelerin gereken özelliklere sahip olduklarına ilişkin belgeler alınır, dosyalarında saklanır. Kapalı tipte olmayan motor ve şalterler binaların dışına konur.

Mekanik bir etkinin bulunabileceği yerlerde zırhlı kablolar kullanılır veya kabloyu mekanik etkilere karşı korumak için gerekli önlemler alınır. Telekomünikasyon kabloları dahil, bütün yeraltı kabloları en az elli santimetre derinliğe yerleştirilir.

Sigortalar daima tehlike bölgesi dışına konur, bu sağlanamazsa, kapalı tip kutular içerisine yerleştirilir.

Bütün elektrik tesisatı, konuya ilişkin mevzuata uygun olarak yapılır.”

AZ LAF ÇOK İŞ
O tarihte iş güvenliği uzmanı çalıştırmadığı tespitlerimizden biriydi, şimdi ise uzman istihdamı yerine bir ortak sağlık ve güvenlik şirketinden yarı zamanlı hizmet alındığını öğrendik. Her türlü tedbiri aldıklarını iddia eden işveren Yaşar Coşkun tam zamanlı bir uzman çalıştıracak maliyete bile katlanmamış. 2011 yılında yaptığımız incelemede çalışanların eğitimlerinin yetersiz olduğu da tespitlerden biriydi.

Açıkçası 2011 yılındaki izlenimim iş güvenliği duvarlara asılan tabelalardan ibaretti. Fakat o tabelalara bile meydan okuyan bir işveren tavrı da yine başka bir tabela ile kendini gösteriyordu. Patlamanın olduğu atölye kapısında diğerlerine oranla daha dikkat çekici şekilde ve büyük harfler ile yazılmış olan bir tabela vardı. “Az laf çok iş.” Her defasında iş kollarının çok dikkatli olmayı gerektiğini söyleyen işverenin çalışanlara mesajı netti: Çok iş üretin ama sesinizi çıkarmayın. Zira işyerinde çalışanların haklarını ve sağlığını korumak için ses çıkaracak bir sendika da yoktu.

Bugüne gelindiğinde değişen ne oldu sorusu işçilerin yakınlarıyla yapılan haberlerde kendini ortaya koyuyor. “Patlamada eşi Havva Çelik'i kaybeden, fabrikanın eski işçilerinden Salih Çelik, fabrikada sigara içildiğini ve bunu şikayet ettiği için işinin dördüncü ayında işten çıkarıldığını söyledi: Burada genç çalışmıyor çünkü tedbir yok. Oraya ancak muhtaç olan biri gider. Ben de muhtaçtım. Kirada oturuyorum ne yapayım. Eşim orada çalışıyordu, ben inşaatlarda yevmiyeli çalışıyorum.”

ÜSTÜNLERİN HUKUKU İŞ BAŞINDA
Birçok kişinin yaşamına mal olan patlamalarda kanuna göre her türlü önlemi almak ile yükümlü işveren tek bir gün bile hapis cezası almamış. Son yaşanan iş cinayetinden sonra ise bir sorumlu müdür, 2 ustabaşı ve bir iş güvenliği uzmanının gözaltına alınıp tutuklanması da yine işverenlerin korunduğu Türkiye gerçeğini bize hatırlattı. Çalışanın sorumlu tutulup gözaltına alındığı saatlerde İşveren Yaşar Coşkun iki şeyle meşguldü: Birincisi MÜSİAD Genel Başkanı ve şube başkanları ile moral yemeği, diğeri de Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile hasar tespiti.

Birçok iş cinayetinde sorumluluğun iş güvenliği uzmanı, ustabaşı, mühendis vb kişilere yıkıldığı gerçek anlamda yaptırım kararlarını ve idari kararları veren yani önlemin alınıp alınmayacağına karar verenlerin ise normal yaşamlarına devam ettiklerini görüyoruz. Bu cezasızlık ve denetimsizlik ölümleri üreten sistemin temelini oluşturuyor. Davutpaşa’da OSTİM’de, Soma’da, Ermenek’te, Torunlar ve Marmara Park inşaatında gerçek sorumlular cezalandırılmadığı için bugünleri yaşadık ve bugünün hesabı sorulmazsa yarınlarda yeni iş cinayetlerine hatta katliamlara gebe olur.

NEDEN SERBEST BIRAKILDILAR?
NTV’de yayınlanan bir haberde Yaşar Coşkun’un yakınları olduğu iddia edilen kişilerin bir bilgisayarı işyerinden kaçırmaya çalışırken işçi ailelerinin durumu jandarmaya ihbar etmesi ile yakalandıkları ve bilgisayara el konularak bu kişilerin serbest bırakıldığı görülüyordu. Bu eylem açıkça bir delil karartma girişimi iken ve delil karartma şüphesinin tutuklama sebebi sayılmasına rağmen işveren yerine ustabaşıların gözaltına alınması nasıl açıklanabilir? Üstelik de bu olaydan sonra da işyeri sahibi bakanla birlikte olay mahallinde nasıl dolaşabilir? Bunları açıklayan tek olgu var o da hukukun üstünlüğünün olmadığı yerde üstünlerin hukukunun işleyeceğidir. Zira Yaşar Coşkun iktidar ile ilişkileri bilinen MÜSİAD Sakarya Şube Başkanlığı yapmaktadır ve gerek sosyal medya hesaplarında gerekse basında çıkan haberlere bakıldığında 24 Haziran seçimlerindeki gayretli tutumu göze çarpmaktadır.

YIĞMA TUĞLA VE ATERMİT
Patlamada basına yansıyan iki husus ayrıca dikkat çekici. Birincisi patlamanın bu kadar büyük olmasına sebep olan 110 ton patlayıcı maddenin depolandığı iddiası, ikincisi ise kimyasalların ısındığı için dışarı taşınması ve üzerlerinin örtülmesidir. Patlayıcı maddeler ile yapılan çalışmalarda bilinen en temel önlemlerden birisi küçük miktarlarda, çalışanlardan ve birbirinden uzak, dayanıklı bölmeler içinde depolamaktır. Peki işyeri 110 tonu aynı alanda neden depolamaktadır? Depolama alanında ısınmaya karşı neden bir tedbir bulunmamaktadır? Enkaz görüntülerinden anlaşılan binaların 2011’de olduğu gibi yığma tuğladan ve üzeri asbest de içeren atermit diye anılan çatı kaplaması ile örtülü basit yapılar olduğudur. Bu hususlarda tedbir alabilecek kişi ustabaşı mıdır yoksa işyerinde yatırım kararları vermeye yetkili olan işveren midir?

YASALARA UYULDU MU?
Patlayıcı maddelerin üretimi ile ilgili doğrudan çıkarılmış mevzuat 1987 tarihli “Tekel dışı bırakılan patlayıcı maddelerle av malzemesi ve benzerlerinin üretimi, ithali, taşınması, saklanması, depolanması, satışı, kullanılması, yok edilmesi, denetlenmesi usul ve esaslarına ilişkin tüzük” ile birlikte daha geniş kapsamı olan 2 Mart 2019 tarihli “Büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve etkilerinin azaltılması hakkında yönetmelik”tir. Ayrıca kullanılacak ekipmanların da ATEX direktifi olarak bilinen “Muhtemel patlayıcı ortamda kullanılan teçhizat ve koruyucu sistemler ile ilgili yönetmeliktir (2014/34/AB)”. Bilirkişi incelemesinde bu yönetmeliklere uygunluğun değerlendirileceğini düşünüyorum. Ancak bu yönetmeliklere uyum çeşitli maliyetler getirmektedir ve işyerinin mevzuatın istediği şartlara kavuşturulması ancak işverenin karar ve isteği ile olabilir.

DENETİMLER NASIL YAPILDI?
Yazıda adı geçen tüzük depoların denetimi için şunları ifade etmektedir. Şimdi beklenen bu denetimlerin yapılıp yapılmadığı ve yapıldıysa ne tür bulgulara yer verildiği konusunda kamuoyunun aydınlatılmasıdır. Bu denetlemeler mevzuatta şöyle yer alıyor:

“Depo denetlemeleri

Ek Madde 3 – (Ek: 14/5/2001 - 2001/2443 K.)

Yılda en az üç defadan az olmamak üzere, patlayıcı madde depolarının Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı valilikçe oluşturulacak komisyon tarafından denetlenir. Her denetlemede, güvenlik uzaklıklarına etki eden unsurların bulunup bulunmadığı da belirtilerek, hazırlanan depo denetim formlarının bir örneği valilikçe İçişleri Bakanlığına gönderilir. Gerek görüldüğünde İçişleri Bakanlığınca oluşturulacak komisyonca da depo denetlemeleri yapılabilir.”

İŞÇİLERİN ÖLMEMESİ İÇİN…
Genel olarak ülkemizde iş güvenliği tedbirleri işverenin inisiyatifine bırakılmış halde. Sendikalaşma oranının çok düşük işsizliğin çok yüksek olması da işçinin canı pahasına çalışmasını zorunluluk haline getiriyor. Ancak ölümlerin engellenmesi için öncelikle iyi bir kamu denetim sistemi kurulmalı, işletmelerin ölümcül riskler ile çalışmasına kesinlikle izin verilmemeli. Ayrıca sendikal örgütlenme önündeki her türlü engel kaldırılmalı ve sendikalı olanların işten atılması durumunda tazminat ödeyerek kurtulma dönemi bitmelidir. Sendikalara da önemli görevler düşmektedir. Sendikalar sadece örgütlü oldukları işyerinde ücret pazarlığı ile sınırlı bir tutumu aşmalı ve sınıfın ortak çıkarları için birlikte mücadele etmelidirler. Aksi halde işçiler her yıl binlerle ifade edilen kayıplar vermeye devam edecektir.

* Kocaeli İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi

Evrensel