Büyük Coşkunlar, büyük suçlar, büyük cezasızlıklar - Aslı Odman ve Veli Deniz ile söyleşi

Bir yanda derme çatma çadırlarda eşlerinin, annelerinin, babalarının akıbetini öğrenmek için kaygıyla bekleyenler, diğer yanda MÜSİAD’ın şaşaalı “moral yemeği”… Sakarya-Hendek’te, Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında, 3 Temmuz’da meydana gelen patlama sonucunda yedi işçi hayatını kaybetti, 114 işçi yaralandı. Aynı fabrikadaki dokuzuncu patlama bu. Ve bu patlama da bütün büyük iş cinayetlerinde tekrar tekrar gördüklerimizi bir kez daha gözler önüne serdi: Yaşamları hiçe sayılarak güvencesiz çalıştırılan örgütsüz işçiler, hiçbir yükümlülüklerini yerine getirmeyen, ama sırtları sıvazlanan ve cezadan muaf tutulan patronlar. Son iki yılda giderek artan sanayi yangınları ve patlamalarının ardındaki ölümcül çarkları, “geliyorum” diyen “kaza”ları İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) gönüllüleri, sosyolog Aslı Odman ve Kimya Mühendisleri Odası üyesi Veli Deniz’den dinliyoruz.

Sakarya-Hendek’te, Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında 3 Temmuz’da meydana gelen patlamada, şu ana kadar yedi kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Aynı fabrikada, 2007’den 2018’e, sekiz patlamanın daha olduğu ortaya çıktı. Kimdir bu Büyük Coşkunlar?

Aslı Odman: Şu anda adı Büyük Coşkunlar olan şirket Ticaret Sicil Gazetesi'ne göre 1998'de, SGK işyeri kayıtlarına göre ise 2007'de Sakarya'da kurulmuş. Öncesinde, Coşkun ailesine ait, adı Coşkunlar olan 1995'te kurulmuş bir şirket daha var. Fakat şirketin kendi web sitesinden “baba şirket”in ta 1966'da E-5 üstünde mantar tabancaları üretmeye başladığını, 2007'de iki kardeşten birinin Hendek'te, diğerinin de Geyve'de iki ayrı fabrikada havai fişek, maytap, ramazan topu, kızkaçıran, volkan gibi tamamen gereksiz ve zararlı piroteknik oyuncaklar ürettiğini görüyoruz. Havai fişek üretiminde bu aile fiilen bir tekel. Ailenin Konya'dan geldiğini ve Sakarya'da sermaye biriktirdiğini öğreniyoruz. Basına yansıyan ilk patlama Eylül 2007'de meydana geliyor. Son patlamanın haricinde, yerel ve ulusal basına düşmüş ölüm ve yaralanmaların yaşandığı sekiz vaka daha var. Son kayıt, 2014'deki patlamadan sonra, Geyve fabrikasının Yertaş Patlayıcı Maddeler diye adlandırılarak taşındığı Niğde Bor'da, 2018'de. Muharrem Alkan ve İlyas Ünlü adlı işçiler hayatlarını kaybetmiş. Bir işçinin, üç işçinin öldüğü 30’u aşkın yaralanmaların yaşandığı patlamalar var. Fabrikada çalışan işçilerle yapılan mülakatlardan rutin olarak kazaların meydana geldiğini ve üstlerinin örtüldüğünü öğreniyoruz. Şirket merkezi hep Sakarya'da. Bor'a taşınma nedeni büyük ihtimalle patlamalara olan tepki ve devlet teşviki. Şirketin 2007 öncesindeki ismini, ölçeğini ve iş cinayetleri sicilini bilmediğimiz için ancak o tarihten sonra “patlaya patlaya” nasıl isim ve yer değiştirdiğini bilebiliyoruz.

Fabrika’da kaç işçi çalışıyor?

Odman: Bu seneki resmi verilere göre, Hendek fabrikasında 172, Bor fabrikasında 60 işçi çalışıyor görünüyor.

Koronavirüs salgını süresince firmaların çoğunun devletten “kısa çalışma ödeneği” aldığını biliyoruz. Salgın devam ederken fabrikada bu kadar çok işçinin çalışması bir soru işareti değil mi?

Veli Deniz: Kısa çalışma ödeneği alan firmaların salgın koşullarına uygun şekilde üretim hızlarını yavaşlatmaları gerekiyor. Daha az işçinin fabrikaya gelmesi ve vardiyaların ona göre düzenlenmesi gerekiyor. Coşkunlar da kesinlikle kısa çalışma ödeneği almıştır. Devletle bu kadar güçlü ilişkileri olan bir firmanın kısa çalışma ödeneği almaması mümkün değil. Birçok formel işçiyi “çalışmıyor” gibi göstererek, düğün sezonunda ortaya çıkan eksik işgücünü kaçak çalıştırarak veya ödenmeyen fazla mesailerle sağlamış olabilir. İşverenler salgını bu şekilde “tanrının lütfu”na çevirdiler.

Bu iş cinayetinde ölen yedi işçiden üçünün yaşadığı Akyazı, 1999 depreminden sonra özel sosyal yardım programlarına ihtiyaç duymuş bir ilçe. Ölen işçi Havva Topal Çelik'in, bu fabrikada çalışıp işten çıkarılan eşi Salih Çelik'in sözüne kulak vermek yeterli: “Mecbur kalmayan kimse orada çalışmaz!”

Fabrikanın içindeki durum nasıl? Özellikle kadın işçi sayısının yoğunluğu dikkat çekici. Büyük Coşkunlar’ın kadın işçileri tercih etmesinin nedeni ne?

Odman: Tekstil ve tütün işçiliğinde kadınların neden tercih edildiğini işveren ifadelerinden okuyabildiğimiz akademik araştırmalar var. Bazı üretim aşamalarının daha özene ihtiyaç duyulan, daha “hassas" olduğu ve “kadınların ince parmaklarına emanet edildiği”ne dair cinsiyetlendirilmiş emek anlatıları bunlar. Tabii ki o “ince parmaklar” her zaman daha az ücretlendiriliyor, daha uysal olmaları bekleniyor, daha az temsil ediliyorlar, daha uzun saatler çalıştırılıp vasıfsız kısımlara mahkûm ediliyorlar. Havai fişek üretiminde neden kadın işçilerin tercih edildiğini tam olarak bilemiyoruz. Ama burada da farklı bir tablo olmadığını düşünüyorum. Hendek'in güneyinde olan ve bu iş cinayetinde ölen yedi işçiden üçünün yaşadığı Akyazı, 1999 depreminden sonra özel sosyal yardım programlarına ihtiyaç duymuş bir ilçe. Ölen işçi Havva Topal Çelik'in, kendisi de bu fabrikada çalışmış olan, iş güvenliği talep ettiği, sigara içilmesini protesto ettiği için işten çıkarılan eşi Salih Çelik'in sözüne kulak vermek yeterli: “Mecbur kalmayan kimse orada çalışmaz!” Fabrikadaki tehlikeli ortama rağmen çalışmaya en muhtaç olan kesimin içinde kadınlar var. Şirketin işçi çalıştırma stratejisinin her türlü işe “evet” diyecek bir iş gücü olduğunu görebiliyoruz. İş vasıfsızlaştıkça emeğin kadınlaştığına ne yazık ki pek çok başka yerde de rastlıyoruz. Aynı fabrikada işçi olan başka bir genç “90’larda babam da çalışmıştı bu fabrikada” diyor. Anlaşılan, maden işçiliğindeki gibi “aile işçiliği” bu bölge için bir gerçeklik. Maden işçiliğinde de ağabey ölür, onun yerine kardeşe iş verilir ya. Tüm bu soruların cevaplarına bu iş cinayetlerinin ceza davalarının peşinden koşacak, bu katliam fabrikasının bir daha orada açılmaması için çaba gösterecek arkadaşlar çok daha sağlıklı ulaşacaklardır.

Bazı işçiler fabrikada bir “ısınma” ve bir makineden çıkan kıvılcımdan bahsediyor. Sizce bu patlamanın nedeni ne olabilir?

Deniz: Yangın nedeniyle olan bir patlama mı, yoksa patlama nedeniyle başlayan bir yangın mı, bilmiyoruz. Kazadan kurtulan işçiler “patlamanın ana depoya sıçramaması büyük şanstı. Yangın ana depoya ulaşsa hiç kimse kurtulamazdı” diyor. Bir işçi üretimde kullanılan bir makinenin kıvılcım çıkardığını söylüyor. Başka bir işçiye göre, kazanın nedeni havanın aşırı sıcak olması. Kazadan bir-iki gün önce Sakarya’da hava sıcaklığı 35 dereceydi. Fazla stok nedeniyle açık alanda depolama yapılmışsa, güneşin altında bu tür malzemeler ciddi risk oluşturur. Aşırı sıcaklığa bağlı olarak üretim hattındaki pompalar ve sürtünmeye bağlı olarak ısınan parçalar risk oluşturabilir. Üretimde soğutma suyu kullanılıyorsa, hava sıcaklığından dolayı verimli bir soğutma işlemi gerçekleşmemiş olabilir. Bütün bunlar yanıcı ve patlayıcı maddelerin olduğu yerlerde yanmayı başlatacak bir ısı kaynağını harekete geçirebilir. Patlayıcı ve yanıcı ortamlarda patlamaya dayanıklı (Ex-proof) malzeme çok önemli. Bunlar yok demek ki! ATEX (Patlamadan Korunma Dokümanı) yönetmeliklerine de uyulmadığı anlaşılıyor. Fabrikanın tamamı yandı. Yangın uzmanlarına göre, yangının çıkış nedenini bulmak “şans”. Muhtemelen, yangına “insan hatası” deyip operatöre, ustabaşına, iş güvenliği uzmanına ve işçiye suçu yıkacaklar.

Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında dört fabrika çalışanı tutuklandı. Fabrika sahibi ve MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Yaşar Coşkun “taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma” suçundan tutuklandı, babası Ali Rıza Coşkun ise gözaltına alınmıştı serbest bırakıldı. Sizce davanın seyri nasıl ilerleyecek?

Deniz: Olayın vahameti anlaşılıp, Soma’daki maden kazası sonrası olduğu gibi kamuoyu baskısı ortaya çıkmasaydı işverenler tutuklanmaz, gözaltına dahi alınmazdı. Savcılığın soruşturma başlatması doğrudur. Ama İş Güvenliği mevzuatı gereğince, iki kurumun daha harekete geçmesi gerekiyordu. İşverenin önlemler konusunda kusuru olup olmadığını soruşturmak için Çalışma Bakanlığı’nın soruşturma başlatması gerekirdi. Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu müfettişlerinin de, her ölümlü iş kazasında olduğu gibi, soruşturma başlatması gerekirdi. SGK sakatlanma ve ölümlerin meydana geldiği kazalarda işverenin sorumluluğunu araştırmak zorunda. Ölüm veya yaralanmalar için işçilere ödenecek tazminatlar ve diğer masrafların işverene rücu edilmesi için tespit gerekiyor. Muhtemelen işveren “benim mühendislerim var, benden talep etseler yapardım. Eksik varsa, onların kusuru” diyecek ve bir süre sonra olay sönümlenecek. Kamuoyu ilgisi azaldıkça unutturulmaya çalışılacak.

Patlayıcı ve yanıcı ortamlarda patlamaya dayanıklı malzeme çok önemli. Bunlar yok demek ki! Patlamadan Korunma Dokümanı yönetmeliklerine de uyulmadığı anlaşılıyor. Fabrikanın tamamı yandı. Yangın uzmanlarına göre, yangının çıkış nedenini bulmak “şans”. Muhtemelen yangına “insan hatası” deyip operatöre, ustabaşına, iş güvenliği uzmanına ve işçiye suçu yıkacaklar.

Büyük Coşkunlar şirketinin her patlamayla isminin değiştiğini söylediniz. İsim değiştirerek ne elde ediyor şirket sahipleri?

Odman: İş cinayetleriyle marka imajı kana bulanan şirketlerin isim değiştirmesini dünyanın her yerinde görüyoruz. Dünyada bir anda en fazla can kaybına neden olan sanayi felaketi 1984’te, Hindistan’da, en az dört bin kişinin fabrikadan çıkan gaz sızıntısıyla öldüğü Bhopal felaketi. Bu olayın ardından, Union Carbide şirketi adını Dow Chemical Company olarak değiştirdi. Bu firmanın Türkiye'deki merkezi Ataşehir'de. Hiçbir bedel ödemeden Hindistan'dan çıktı, yatırımlarına devam etti. Eternit firması asbest içeriğinin ölümcül olduğu ve bile bile yüzbinlerce insanın hayatına kastettiği ortaya çıkınca Etex olarak yoluna devam ediyor. Tipik bir strateji.

Büyük Coşkunlar’ın nasıl ilişkileri var, başka sektörlerde yatırımları var mı?

Odman: Coşkunlar şirketinin tespit edebildiğimiz kadarıyla aynı isim altında İstanbul’un üç farklı yerinde, ayrıca Yozgat, Balıkesir, Ordu ve İzmir’de toplam dokuz benzinliği var. Akaryakıt istasyonu bayii olmak yalnızca alternatif bir yatırım alanı değil. Sosyolojik olarak hiç çalışıldığını görmedim, ama özellikle taşrada bunun yerel siyasi ağlara daha hızlı erişim anlamına geldiğini sık sık gözlemledim. Fiyatı sürekli artan akaryakıta ucuza ulaşım, intifa hakkı almak, imar planı değişikliği için belediyeden izin almak, gerekli ruhsatları almak, iskân izni almak için siyasi ilişkilerin olması şart. 1966’dan beri faaliyet gösteren, ortaklarının MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) Sakarya Bölge Temsilcisi olduğu bir şirketin başka isimlerle farklı sektörlerde faaliyet gösterdiğini de düşünebiliriz.

Patlamadan hemen sonra, bir tarafta derme çatma çadırlarda işçi yakınları haber beklerken MÜSİAD Sakarya şubesi şirketin patron ve yöneticilerine “geçmiş olsun” yemeği verdi. Bu tablo bize ne söylüyor?

Odman: 1966’dan beri piyasadan silinmeyen, sermaye yapısında ve yatırım ürünlerinde muhtemelen çeşitli değişiklere giden, Refah Partisi çizgisinden gelen, yani erken siyasal İslâmcı kanattan bu şirketin siyasi ilişkileri de sermayesine katmış olmasını düşünmek abes değil. Sakarya bu açıdan sadece E-5 ve TEM otoyolu ile büyük pazar İstanbul'a değil, Ankara'ya, tam anlamıyla siyasi merkeze de yakın, yükselen bir yatırım mahali. Tam bir transit alan. Nokia, Good Year, Toyota, GıdaSa, Ethem Sancak'ın BMC'si, savunma sanayiinin oluşturduğu yan sanayiyi, yani ciddi bir AR-GE'siz doğal kaynak ve ucuz emek sömüren KOBİ'yi (Küçük ve orta boyutlu işletmeler), OSB'yi (Organize sanayi bölgesi) barındıran bir sosyal coğrafya. Yaşar Coşkun'un bölge temsilcisi olduğu Sakarya MÜSİAD'ın, Sakarya'nın “muhafazakâr” sermayesinin maddi temellerini burada aramak lâzım. Belli ki Coşkunlar fabrikasına da bir dokunulmaz ceberut emek rejimi kurma serbestisi sağlayan bu epey sağlam ekonomi-politik ittifakın görünürdeki siyasi şiddetle de ilişkili olduğunu düşünebiliriz. 1993-96 arasında Sapanca-Hendek-Düzce arasında binden fazla faili meçhul Kürt cinayeti olduğunu, bir kısmının iyi bilinen Kürt işadamları olduğunu ve bunlardan 12'si hakkında 2012'de soruşturma başlatıldığını raporlardan biliyoruz. Buraya “ölüm üçgeni” denmiş. Hendek Belediyesi mecliste sadece bir milletvekili olan Büyük Birlik Partisi’nde. Sakarya yenilerde “yer değiştiren” Sedat Peker’in de sosyal coğrafyası. Tüm bunların sınıf mücadelesi dengeleri hakkındaki açılımlarını da düşünün. MÜSİAD’ın verdiği yemek, yürüttükleri “eli tam serbest, el âlem ne der kaygısı olmayan” sınıf siyasetinin bir parçası. MÜSİAD birkaç ay önce salgının etkisiyle iyice ivmelenen izole üretim tesisi fikrinin sahibi. Modern bir çalışma kampı, işçi ayağını hiç dışarı çıkarmadan burada doğup ölebilecek, ama üretim ilelebet sekteye uğramayacak. İzole üretim tesislerinin ilkinin Tekirdağ’da kurulacağı, devamının Hadımköy, Hatay ve Karadeniz'de geleceği söyleniyor.

Sapanca-Hendek-Düzce arasında binden fazla faili meçhul Kürt cinayeti olduğunu biliyoruz. Buraya “ölüm üçgeni” denmiş. Sakarya Sedat Peker’in de sosyal coğrafyası. Tüm bunların sınıf mücadelesi dengeleri hakkındaki açılımlarını da düşünün. MÜSİAD’ın verdiği yemek yürüttükleri “eli tam serbest, el âlem ne der kaygısı olmayan” sınıf siyasetinin bir parçası.

Havai fişek üretimi için fabrikada hangi kimyasal maddeler depolanıyor?

Deniz: Patlayıcı madde üreten fabrikaların temel hammaddelerinden biri amonyum nitrattır. Yanıcı kömür de kullanılabilir. Bir ihtimal MKE’den (Makine Kimya Endüstri Kurumu) barut temin edilmiş olabilir. Yüksek miktarda kükürt ve parlayıcı antimon bileşikleri bulunuyordur. Bir havai fişekte yüzde 10 kükürt kullanıldığını düşünürsek, 100 ton havai fişeğin yanması 10 ton kükürtün yandığını gösterir. Bu müthiş bir kükürtdioksit salınımı demek. Fabrikada bunun dışında, ambalaj malzemelerinden PVC maddelere, çok çeşitli maddeler yandı. Bunların dışında havai fişek üretiminde kullanılan hangi yardımcı malzemeden ne miktarda yandığını bilmiyoruz.

Bu patlamanın Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Azaltılması Yönetmeliği çerçevesinde ele alınması gerekmiyor mu?

Deniz: Tabii, kesinlikle. Fabrikanın patlayıcı ürettiğini düşünürsek uluslararası SEVESO III direktiflerine tabi olması konusunda şüphe yok. SEVESO Yönetmeliği 1981’de Avrupa Birliği’nde yasalaşıyor. 2010’da, 39 yıl gecikmeyle, Türkiye’de uygulanmaya başlıyor. Seveso, İtalya’nın kuzeybatısında, Milano yakınlarında küçük bir kasaba. Kentin yanı başındaki bir kimya fabrikasında 1976’da meydana gelen kazada bilinen en zehirli gazlardan biri olan dioksin sızıntısı meydana geliyor. Bu büyük kaza sonrasında, endüstriyel kazaların oluşmasının engellenmesi ve gerekli önlemlerin alınması için hazırlanan direktif kasabanın adıyla anılıyor. Yerelden ulusala, oradan uluslararası düzeye aktarılan bir tecrübe, ama belli ki Hendek yerelinde hiç dikkate alınmamış.

SEVESO Yönetmeliği’nin AB’de yasalaşmasıyla Türkiye’de uygulanması arasındaki gecikmenin nedeni ne?

Deniz: Devlet sanayiciye kıyamıyor. 1960’lı yıllardan beri tarım arazilerine fabrika yapılmasıyla başlayan “yeter ki sanayileş” anlayışının, işçi güvenliği ve sağlığını düşünmeyen anlayışın sonucu bu.

Odman: “Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi Yönetmeliği”nin ruhunda şu var: Eğer işveren “bireysel olarak işyeri özel mülkiyet zırhındadır; istediğimi yaparım” derse, bir şehri ortadan kaldırabilirsin. Bireysel kârlar ile toplumsal ve çevresel bedellerin, sistemin uzun vadede devamı için dengelenmesi gerekiyor. Mesela, 2001’de Fransa’da, Toulouse’daki Total AZF azotlu gübre fabrikası patlamasını ele alalım. Taşeron işçiler için iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemleri alınmadığı için patlama oldu. 31 işçi öldü. Fabrika meskun yere çok yakın. Müthiş bir kimyasal bulut yayılıyor, pek çok binanın camları patlıyor. En başta, Türkiye'deki başka örneklere benzer şekilde, sabotaj denerek asıl nedenler karartılmaya çalışılıyor. Kazadan 10 gün önce gerçekleşen İkiz Kuleler saldırısına ve ırkçı bir söylemle Cezayir kökenli işçilere referansla “radikal İslâmcı şiddet olabilir” deniyor. Zarar gören kent sakinleri Penceresizler Hareketi’ni ortaya çıkardı, davanın takipçisi oldu. Pek çok çevre örgütü, sendika da davanın peşini bırakmadı. Kısa süre önce, nihai gerekçeli karar çıktı, bunca sene sonra. Mahkeme Total Şirketi'ni, sadece 31 canın kaybından değil, anlık muhasebeleştirilmesi mümkün olmayan bir çevresel felaketten de sorumlu tuttu. Endüstriyel kazalar bireysel kayıpların ötesinde, sırf kapitalist mantıkla hesaplanması imkânsız yıkımlardır. Potansiyel büyük endüstriyel felaket alanları dört bir yanımızda: Ambarlı Limanı Dolum tesisleri patlarsa, o nüfus yoğunluğuyla Avcılar nice olur? Tuzla'da beş OSB var. Sürekli fabrikalar patlayıp duruyor. TÜPRAŞ, Mersin Ataş, Batman gibi rafineri tesisleri, müthiş yoğun iç içe sanayi alanları, Aliağa, Dilovası'nda bir fabrikada gerçekleşebilecek felaketin yanındakilere sıçrama hızını düşünün. Bir de temel çatlağı haberlerini aldığımız Akkuyu Nükleer Santrali’ni düşünün. İstanbul, Kocaeli, Bursa, Sakarya, Tekirdağ gibi sanayi havzaları ve etraflarına çektikleri nüfusa bakın: 83 milyonun 23 milyonu burada yaşıyor. Üst üste, alt alta, sanayi risklerinin dibinde yaşıyoruz. Bunu Covid-19 salgınının yayılma coğrafyasında da gördük. Hem yoğunluk, hem hava kirliliği... 39 sene gecikmeyle yasa geliyor, ama uygulatacak sınıf dengelerine sahip olmayınca sanayi felaketleri hayatımızı tehdit etmeye devam ediyor.

SEVESO III’e göre tehlikeli madde kullanan şirketler hangi yükümlülüklere tabi?

Deniz: SEVESO III yönetmeliği tehlikeli madde depolayan kuruluşları kullandıkları maddelere göre iki kategoriye ayırıyor. Envanterinde limit değerlerinin üzerinde tehlikeli madde bulunan kuruluşlara “üst seviyeli”, limit değerinin altında madde olanlara ise “alt seviyeli” kuruluş diyor. Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasının depolarında 110 ton havai fişek olduğu söyleniyor. Bu verilere göre, şirketin “üst seviyeli” kategorisinde olduğunu söyleyebiliriz. “Üst seviyeli” kuruluşların çok ciddi önlemler alması ve aldıkları önlemleri Çalışma Bakanlığı’na raporlamaları gerekiyor. Bakanlıktaki uzmanların firmaların aldıkları tedbirleri, olası kaza senaryoları için alınan güvenlik önlemlerini teorik hesaplamalarla belirlemeleri gerekiyor. Yönetmelik risk değerlendirmelerinin hesaplanıp muhtemel kaza senaryolarının ortaya konmasını şart koşuyor. Bu yükümlülüklerin temel amacı herhangi bir kazada çalışanların ve fabrikanın etrafındaki insanların etkilenmemesi için koruyucu önlemler alınması. Son yönetmelik 2019’da çıktı. Çalışma Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın ortak yayınladıkları yönetmeliğin takibi ve denetiminden esas sorumlu Çalışma Bakanlığı. Şimdi bu çerçevede lütfen şu firmanın kaza frekansına bakın! Sadece 2007'den bu yana bildiğimiz sekiz patlama, yüzlerce yaralı, 13 ölü. Büyük Coşkunlar büyük ihtimalle siyasi bağlantılarından dolayı bu denetimleri ya yaptırmadı ya da bu denetimlerden kolayca geçtiler.

Potansiyel büyük endüstriyel felaket alanları dört yanımızda: Ambarlı Limanı Dolum tesisleri patlarsa, o nüfus yoğunluğuyla Avcılar nice olur? Tuzla'da beş OSB var. Sürekli fabrikalar patlayıp duruyor. TÜPRAŞ, Mersin Ataş, Batman gibi rafineri tesisleri, müthiş yoğun, iç içe sanayi alanları.

Haziran 2019’da, Kocaeli Akpınar Tekstil’de çıkan ve dört mülteci işçinin hayatını kaybettiği yangın akla geliyor. Kocaeli-Sakarya sanayi havzasındaki kazaların sıklığını nasıl yorumluyorsunuz?

Deniz: Bu sıklık çok dikkat çekici. Sigortadan para almak için yakılan fabrikalar var, güvenlik yatırımlarının kısılmasından kaynaklı yangınlar var… Yangınlara karşı bilim ve teknoloji gelişirken garip bir şekilde bu havzada kaza ve yangınlar artıyor. Bu bir çelişki. TMMOB her sene fabrika yangınları raporları yayınlıyor. 2017’de en az 182 endüstriyel yangın, 2018’de en az 385 endüstriyel yangın oldu. Son iki yıl içinde 541’e yükseldi. Kârı arttırmak amacıyla en kolay gözden çıkarabilecek şey güvenlikle ilgili yatırımlar. Bir sigorta sistemi varsa güvenlik önlemlerinden vazgeçilebiliyor. Bu denklem içinde önemsenmeyen tek şey işçilerin hayatı.

Odman: 2008’deki Davutpaşa patlamasını hatırlayalım. Kentin ortasında, kamu kurumları görevlerini yerine getirmediği için var olabilen bir kaçak maytap atölyesindeki patlamanın davası 2019’da sonuçlandı. Hayatını kaybedenlerin aileleri ve gönüllü avukatları 2008'den bu yana bu dava için çok çaba sarf etti. Zeytinburnu Belediye Başkanı bu kazadaki sorumluluğuna dair sanık sandalyesine çağrıldı. Soruşturma, kamunun pozitif eylem yükümlülüğüne dayanarak, sadece yerel belediye, zabıta, İSKİ, BEDAŞ, Sosyal Güvenlik Bölge Müdürlüğü değil, dönemin İBB Başkanına kadar genişletilmeye çalışıldı. Fakat davanın açılmasının bile iki yılı bulduğu hukuki süreç 2019'da tamamlandığında, üst düzey görevli memurlar hakkında beraat verildi, alt düzey görevli memurların suçları içinse ya zamanaşımı dendi veya indirime gidilerek ertelendi. Aileler defalarca taraflı bilirkişi raporlarına itiraz etti. Oradaki kokuşmuş yapı aşikâr hale geldi. İş cinayetleri davaları cezasızlık alanları. Bırakın örgütlülüğü, insanların canını savunmasının bile zor olduğu Coşkunlar fabrikasında 2014’te Yılmaz Şapoğlu isimli bir işçi öldü. Yılmaz Şapoğlu hayatını kaybettikten sonra, şirket ailesine ceza davasının takipçisi olmaması karşılığında ev ve çocukların eğitim masrafları kisvesi altında “kan parası” teklif ediyor. Aile kan parasını kabul etmiyor ve şirkete dava açıyor. Ardından, Büyük Coşkunlar şirketi tam bir intikam davası açıyor aileye, “fabrikayı zarara uğratmak”tan tam 1 milyon 200 bin liralık bir karşı dava. Şapoğlu’nun eşi Nevin ve büyük kızı Ceyda Şapoğlu'nun hukuk mücadelesi devam ediyor. Umuyorum başta Sakarya'dan olmak üzere, bu dirayetli aileye destek bu olaydan sonra artacaktır.

Bu kadar olan bitenden sonra Büyük Coşkunlar bugüne kadar hiç ceza almadı mı?

Deniz: Bu tür sanayi yangınlarında, patlamalarında iktidara yakınsanız cezaların alt sınırdan verildiğini veya kesilen cezaların silindiğini biliyoruz. İş kazalarına karşı şirketlere verilen idari cezalar Türk Lirası üzerinden. Ülkedeki enflasyon oranını düşündüğümüzde, bu cezaların bir caydırıcılığı yok. 6331 numaralı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası'ndaki idari para cezaları komik. Bu cezaları işverenlerin seve seve ödemeye razı olduğunu biliyoruz. Çalışma Bakanlığı’nda müfettişlik yapmış bir tanıdığım bu şirket için “Nasıl hallediyor bilmiyorum. Hiç kimse diş geçiremiyor” diye hayret ediyor. Sağcı iktidarların hiçbiri işyeri kapatmaya sıcak bakmamıştır. Mevzuatta “kurallara uyulmadığı takdirde işyeri kapatılır” deniyor. 1985’ten beri sanayiyle iç içeyim. Kamu baskısı olmadığı takdirde idarenin iş yeri kapattığını görmedim. Kapatmalar da kamuoyunu yatıştırmak için geçici olarak yapılır. Bir süre sonra “alınan önlemlerin yeterli olduğu” söylenerek işyeri yeniden açılır.

Bu şirketin üretime devam edeceğini düşünüyor musunuz?

Odman: Niğde Bor’da 2016’da kurulan, resmen 60 işçinin çalıştığı fabrikasında üretime devam edebilir. Taşındığına göre, belli ki Bor teşvik, lojistik, hammadde, emek masrafları açısından uygun bir yer. 170 işçi çalıştırdığı yer patlayınca 60 işçi çalıştırdığı fabrikanın kapasitesini arttırabilir. Bor'da 2008'de meydana gelen patlamada iki işçi hayatını kaybetti. Son patlamada yedi işçi ölünce bir tepki oluştu. Eğer takip olmazsa, zamanla bunun da üstünü örterler. Hiçbir şey itibarlarının zedelenmesini sağlamıyor. Bu yüzden “çarklar dönmeye devam ediyor”, her sektörde.

Yangınlara karşı bilim ve teknoloji gelişirken garip bir şekilde bu havzada kaza ve yangınlar artıyor. 2017’de en az 182 endüstriyel yangın, 2018’de en az 385 endüstriyel yangın oldu. Son iki yıl içinde 541’e yükseldi.

Deniz: Bu patlamanın sigorta boyutunun da araştırılması gerekir. Kocaeli’ndeki bazı fabrikalardan itfaiye müdürlüğünün illallah ettiğini ben biliyorum. Bazı fabrikalarda her yıl yangın çıkar. İşveren fabrikayı yüksek bir sigorta bedeliyle sigortaladığı ve suçu da başka birine atabileceğini bildiği için böyle yollara başvuruyor. Hatta fabrika yeniden kuruluncaya kadar uğrayacakları zararı bile sigortadan alabilirler.

Bu fabrikalarda kullanılan tehlikeli maddelerin temini, nakliyesi nasıl sağlanıyor?

Deniz: Osmangazi köprüsünün iki yakasında da “tehlikeli madde taşıyan araçların girişi yasaktır” tabelası var. Olası bir kazaya karşı köprü korunuyor, ancak üretim yerlerinin yakınında yaşayan halkın, üretimi yapan işçilerin hayatı düşünülmüyor. Yönetimin kimden yana olduğunun, neyi koruduğunun tipik örneğidir bu.

Odman: Tam da bu yüzden mesele sadece Sakarya’da üretilen havai fişek meselesi değil. Mesele dibimizde, Tuzla’da, Avcılar’da… Büyük sanayi felaketleri sadece başka yerlerde gördüğümüz, seyrettiğimiz film senaryoları değil. Tıpkı salgınlar gibi, dün filmlerde, bugün dibimizdeler. Tam dibimizde!

Belediyelerin havai fişeğe giderek artan talebini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Odman: Yerel yönetimlerin en basitinden Büyük Endüstriyel Felaketlerin Önlenmesi Yönetmeliği kapsamında bir kaza olduğunda tesis dışına taşacak etkilerin değerlendirilmesi, hazırlıkların yapılması, harici acil durum planı hazırlanması ve süreçten etkilenmesi muhtemel kentlilerin bilgilendirilmesi konusunda yükümlülükleri var. Son dönemde havai fişek talebi konusunda hiç çekingen davranmayan İBB'yi ele alalım. İstanbul için bu tür tehlike oluşturabilecek pek çok sanayi alanı var, meskûn alanlarla dip dibe. Bu sanayi alanlarına ait bilgilerin çok şeffaf bir şekilde İstanbullularla paylaşılması gerekiyor. Bir felaket yaşandıktan sonra medyadan öğrenilebilecek bilgiden bahsetmiyorum. Felaket yaşanmadan, insanların oturdukları alanlardaki sanayi faaliyetlerine, kullanılan malzemelere, olası yayılım senaryolarında neler yapılacağına dair düzenli olarak bilgi paylaşılmalı. Örneğin, Avcılar’da oturan bir kişi Ambarlı Dolum Tesisi’nde bir patlama olursa nasıl bir maddenin yayılacağını, ne yapmaması gerektiğini bugünden bilmeli. Şimdi bakalım Hendek'teki sanayi felaketine yol açan meta üretimine. Başka bir dünyada yaşasak, neleri üretmeyi bırakalım diye düşünsek, herhalde ihtiyaç çemberinin dışına atacağımız ilk ürünlerden biri havai fişek olurdu. Piroteknoloji askeri teknoloji içinde gelişti. Günümüzde yol, mendirek yapmak, madencilikte galeri açmak, ne yazık ki avcılık ve balıkçılık dışında, yoğun olarak oyuncak sanayii ve gösterilerde kullanılıyor. Meşhur Çin İmparatoru'nun patenti hikâyesi. Bugünkü kimyasal bileşime en yakın şekliyle 9. yüzyılda Çin'de bulunuyor, 13. yüzyılda Marco Polo’yla Venedik veya İpek Yolu üzerinden Avrupa'ya yayılıyor. Kullanım amacı hep aynı. Mutlakiyetçi rejimlerin, imparatorların tebaalarına, rakiplerine ve düşmanlarına zenginlik ve güç göstermek için kullandıkları bir simge. Vehbi’nin, Levni’nin surnâmelerinde, yani şenlik anlatılarında, Osmanlı padişahlarının da tahta çıktıklarında, şehzadelerin sünnet törenlerinde, Haliç ve Okmeydanı'nda havai fişek patlattıklarını biliyoruz. Ne zaman irice bir savaş yenilgisi olsa saray şenliklerinin daha da debdebeli kutlandığını yazıyor bu konular üzerine çalışan tarihçi Zeynep Yelçe[1]. Yüzlerce yıl boyunca bu amaçlarla kullanılmış bu simgeyi, katılımdan ve “kent demokrasisi”nden bahseden İBB olarak yerel iktidarınızın şenliklerinde bu yoğunlukta patlatmaya başlarsanız, bu gerçekten trajikomik bir durumdur. Havai fişek, muktedirlerin veya kendini ayrıştırmak isteyen sınıfsal taklitçilerin nikâh, sünnet, mezuniyet, açılışlarda kullandıkları gösterişçi bir tüketim unsuru. Başka bir şey değil. Kuşa, hayvana, çocuğa, havaya, suya verdiği zarara bakıp da havai fişeğin üretimine, tüketimine karşı olmamak, öfkeyle dolmamak mümkün değil.

Deniz: Önümüzde 30 Ağustos kutlamaları var. Bu facia Ekrem İmamoğlu’nun havai fişek patlatma fikrini gözden geçirmesine vesile olabilir. Bu ölümlerin anısına, havai fişek ile kutlama yapılması kararını gözden geçireceğini ve İBB etkinliklerinde havai fişek kullanılmasının yasaklamasını umuyorum.

[1] Yelçe, Zeynep. “Evaluating Three Imperial Festivals 1524, 1530 and 1539,” In Celebration, Entertainmentand Theatre in the Ottoman World, edited by Suraiya Faroqhi & Arzu Öztürkmen, 71-109. Calcutta: Seagull Books, 2014

1+1 Forum