Pandemiyi işçi düşmanlığına döndürdüler - Kemal Parlak

Meclis’te işçi düşmanı yeni bir torba yasa daha komisyondan geçti. Bu yasa ile işçiler yeniden açlığa mahkum edilirken patronlara yeni kaynak aktarımının yolu yapılmaktadır. Sözde halkı temsil eden Meclis son kırk yıldır çıkarttığı emek düşmanı yasalara bir yenisi daha eklemiş bulunuyor. Bu saldıralar AKP döneminde ise nerdeyse otomatiğe bağlandı. AKP her alandaki saldırılarını halkın, toplumun yararına imiş gibi gösterip yanılsama yaratıyor.

Salgın ile birlikte patronlar salgını bahane göstererek işçilere dönük hak gasplarını yoğunlaştırmaya başladılar. Yoğun işten çıkartmalar, ücretsiz izin uygulamalar akla ilk gelen uygulamalar. İlk olarak Sınıf Tavrının ücretsiz izin ve işte çıkartmalar yasaklansın imza kampanyasından sonra, sendikalar ve çeşitli siyasi partilerde aynı talebi gündeme getirince, AKP sözde işten çıkartmaları yasaklayan, ücretsiz izinin önünü açan üç aylık bir yasa çıkarmış, Cumhurbaşkanı bu uygulamayı tekrardan uzatmıştı. Bu uygulamayla ücretsiz izine çıkartılanlara günlük 38 TL gibi rakamla işsizlik fonundan ücret ödemesi gündeme getirilmişti. Milyonlarca işçi açlığa mahkum edilirken, bu uygulama işten çıkartmalar ve işsizliğe yönelik her hangi bir çare değil tam tersine büyük bir göz boyamaydı.

DİSK –AR ‘ın ve TÜİK’in Nisan ayı hane halkı iş gücü anketinin verilerine dayanarak yayınladığı Temmuz ayı raporunda, Covid-19 etkisiyle geniş tanımlı işsizliğin 17,7 milyona ulaştığını, yine Covid-19 döneminde 11 Milyona yakın yeni iş kaybı ve işsizliğin ortaya çıktığını, ümitsiz işsiz sayısının ise 553 binden 1 milyon 310 bine çıktığını açıkladı. İşsizliğin azalmadığı gibi milyonlarca çalışan açlığa ve çaresizliğe mahkum edildiği bu rakamlarla bir kez daha ortaya çıktı. Ücretsiz izin uygulamasında işçinin rızası aranmadığı gibi, uzun süre açlığa mahkum edilen bir işçi, mücbir neden ve yasayla tanımlandığı gerekçesi ile haklı fesih nedeni de olmuyor. Örnek vermek gerekirse; Alo İşçi Dayanışma hattını arayan bir işçi, 17 yıldır çalıştığını, uzun süredir ücretsiz izinde olduğu için çaresiz kaldığını, aç kalmamak için kıdem tazminatını almak istediğini ve alamadığını belirterek sınıf tavrında yardım talep ettiği örneği sanırım durumu anlatmaktadır.

Patronlar ve AKP bu uygulamayı sevdi ve kalıcı hale getirmek istiyorlar. Yeni mini torba yasası adıyla komisyonundan hemen geçti. İşten çıkartılmayı yasaklama yalanı ile işçilere yönelik saldırı patronalarda yeni kıyaklar getirmektedir. Ücretsiz izin bir yıl süre ile uzatılıyor, ücretsiz izine çıkartılan işçiler 1.168 TL lik açlık bile diyemeyeceğimiz bir ücrete mahkum edilirken, bunu da adeta bir yardım ya da lütuf gibi sunuyorlar. Oysa bu zaten işçinin ücretinde kesilen işsizlik fonundan karşılanmaktadır. Yani işçinin kendisine ait olanı verirken onu bile lütuf olarak sunuyor, işten çıkartılmaların önünü açıyor.

Yasa tasarısında açık bir şekilde “belirli süreli iş veya hizmet sözleşmelerinde sürenin sona ermesi, işyerinin herhangi bir sebeple kapanması ve faaliyetin sona ermesi hallerinde” de işçiler işten çıkarılabilecek” ibaresi yer almaktadır. Bununla beraber patronları işçileri belirsiz süreli iş sözleşmesinde, belirli süreli iş sözleşmesine teşvik etmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi işçiler bu uzun ücretsiz izin dönemimi haklı fesih gerekçesi yapıp tazminatlarını alamayacaklar. Ayrıca bu patronlara işsizlik fonunda yeni destekler geliyor, işçilerin paraları ile oluşturulan fonda işçilere 1.168 TL gibi komik rakamlar ödenirken patronlara fondan para aktırılıyor. Diğer yanda ücretsiz izinden yada kısa çalışmadan normale dönüşte patronlar 3 ay ( bu süre Cumhurbaşkanı tarafından 6 aya kadar uzatılabiliyor ) sigorta pirim desteği verilecek. Bu destek sadece patronların işçi ücreti için kesilen % 15,5’lik kısım değil, doğrudan işçinin ücretinden kesilen %14‘lük kısmı da kapsamaktadır. Yani işçinin doğrudan cebinden çıkanı işçiye değil patrona verilecek.

Sermaye sınıfından ve onun siyasi temsilcilerinden, erdem, ahlak, insana ait her hangi güzel, iyi bir şey asla beklenmemelidir. İkiyüzlü burjuva politikacılarında her türlü yalan vardır, pandemi, doğal affet, deprem gibi insanlık için yıkıcı her durumda bile işçi sınıfına saldırmaktan geri durmazlar. Mezarda emeklilik yasasını hatırlayalım, 1999’da bu yasa gündeme geldiğinde işçilerden çok yoğun bir tepki gelmişti, Ankara’da 100 binlerce işçinin katıldığı miting yapılmıştı. Bu tepkiler üzerine dönemin başbakanı Ecevit 2 Temmuz 1999 gazete manşetlerinde de görüleceği gibi emeklilik yaşında dayatma olmayacağını söylemişti. İşçilerin tepkisi ve karşı koyuşundan dolayı çıkaramadıkları yasayı 17 Ağustos depremini fırsat bilerek çıkartmışlardı, deprem nedeni ile insanlar can derdindeyken, 21 Ağustos’ta yeniden Meclis’te görüşmeye başladılar, depremde yurttaşların yanında olmak yerine gece gündüz Meclis’te kalıp yasayı çıkartmışlardı. Şimdi de pandemi nedeni ile insanlar bir yanda can derdinde iken onlar işçi sınıfına saldırmaya devam ediyorlar.

Saldırıları durdurmanın tek yolu işçi sınıfı kapsamlı bir mücadele programı hareket etmesindir. Bunun da yolu işçi sınıfı güçlerini birleştirip sermaye sınıfına karşı mücadelesinden geçer. Bu olmadığı takdirde saldırılar devam edecektir. Sermaye sınıfının ve iktidarlarının ağızlarının suyunu akıtan, önemli bir para kaynağı olarak gördükleri, işçilerin son kalan kazanımı kıdem tazminatını da almak için gündeme getirdikleri Kıdem Tazminatını kaldırma girişimini her seferinde işçilerin tepkilerinden dolayı geri çekiyorlar. Lakin işçi sınıfı kaybettiklerini de geri almak için mücadele başlatmazsa, fırsatını bulduklarında, yeni bir depremde, ya da başka bir afette, bunu da işçilerin elinde alacaklarından şüphe duyulmamalı. İşçi sınıfının top yekun mücadeleden başka çaresi yoktur.

Gazete Manifesto