Birinci Dalga, İkinci Zirve, Üçüncü Mevsiminde Covid-19 - Nilgün Güngör

Covid-19 ile girdiğimiz karanlık tünelde üçüncü mevsimdeyiz. Kış aylarıydı; ilk baharı, şimdi de yazı geride bıraktık yaşayamadan. İlk etapta bilgi yoksunluğu ve baskın spekülatif yorumlar koridorundan geçtik. Sağlık bakanlarının her akşam brifing verdiği günleri de arkada kaldı; ölenler, hastalananlar rakamlardı, nasıl yaşıadıklarını, kim olduklarını bilmediğimiz. Giderek bu enformasyon enflasyonuna da kayıtsızlaştırıldık.

Ama yine de bilim, hayat ve sınıf bilgisi ekseninde olguları bütünleştirdik. Özgür akıl ve biat etmeyen bilim konuştukça Covid-19’un kaynağını ve ondan nasıl korunmamız gerektiğini öğrendik. Virüsün bugün itibariyle 820.000’den fazla insanın canına malolması, 24 milyon insanın “vaka” adıyla anılması, yayınlanan sayaçlar, özdeneyimlerimizi oluşturdu -zorunlu hayat bilgisi dersi! Hayata ve toplumların tarihine, işçi sınıfının yaşam koşullarına, kapitalist sistemin doğa yıkımına bu tecrübeyle birlikte baktık. Onları ancak dünya ölçeğindeki sarsıntılarla, devrimlerle değiştirebileceğimizi, kapitalizmin yaşattığı sonuçların arkasından koşmaktan böyle kurtulabileceğimizi tekrarladık. Kapitalistlerle aynı gemide olmadığımızı zaten biliyorduk ama yaşamlarımızı ne kadar kolay hiçe saydıklarını bir kez daha deneyimledik. İnsanlık nüfusunun onbinde biri, Covid-19 kılığındaki kapitalizme kurban edildi. Ölümden kurtulan milyonlarca insan hastalığın temel organlarında bıraktığı yıkıcı izlerle birlikte yaşamaya mahkum. Biz bir parça özgür zamanın hayali ile yaşarken aylarımız, dahası hayatlarımız çalındı!

Temsil gücü yüksek bir örnek: Fransa
Dünyanın 6. büyük ekonomisine sahip Fransa, yukarda söylenenler için temsil gücü yüksek bir örnek olabilir. 1 Eylül’de okullar açılıyor. Ortaokuldan itibaren -11 yaş- öğrenciler maskeleri ile sınıfları dolduracak. Merkezi yerler, kalabalık alan ve caddeler, işyerleri ile tüm kapalı alanlarda maske takmak artık zorunlu hale geliyor.

Buna karşılık her şey Fransa’nın birinci dalganın ikinci zirvesinde bulunduğunu gösteriyor. Günlük vaka sayısı Mart ayındaki gibi 4.900’e dayandı. Bunların çoğu 20-40 yaş arası. Paris’in işçi semtlerinde ve tatil bölgelerinde vakalar durdurulamıyor. Günlük ölümlerde azalma olsa da toplam sayı 30.513. Soğuk istatistiki ifadeyle, nüfusu 66,7 milyon olan bu ülkede her 2.200 kişiden biri koronavirüs sebebiyle öldü. “Sosyal mesafeyi hiçe sayarak” bir araya gelen gençler, piknikçiler, siyahların, işçilerin hayatları değerlidir pankartlarıyla yürüyen göstericiler, futbol taraftarları, tatilciler... akşam haberlerinin vazgeçilmez konuları arasında. Fakat en fazla bulaşma işyerlerinde olmasına karşın henüz bir patronun bu sebeple bırakalım cezalandırılmayı, kınandığına dahi tanık olmadık!

“Yeni normal”: Ölgün ve renksiz

Kolay kolay bitmeyecek bir hesaplaşma için: 2020 başından bu yana virüsle ilgili bilgi sahibi olan Fransa devleti, kapanma önlemlerini ancak 17 Mart’ta ilan etti. O günlerde eczane vitrinlerinde “Maske ve jel kalmamıştır” yazılıydı. Şimdi semt pazarlarında bile Çin’den ithal edilmiş ucuz mavi maskelerden bulabilirsiniz. Terzi ve tuhafiyecilerde yüzünüzün genişliğine, stilinize -hatta vermek istediğiniz sosyal mesaja- uygun maskeler de var.

Fakat Beyrut’taki patlamaya hemen adapte olup kentin yeniden inşasına dünyanın her yerinden koşturan kapitalist cenaze levazımatçıları şu kesitte bize hala ancak maske “çeşitliliği” (ve seyircisiz oynanan futbol maçlarını!) sunabiliyorlar. Açılan sinema ve tiyatro salonları, yaz etkinlikleri, çimenlere oturup izlenen ücretsiz açık hava sinemaları solgun. Louvre müzesi tarihinin en kısa kuyruklarına tanık oluyor. Yıkık hanedanların saraylarını gezmeye en meraklı olanlar bile Versay’ı keşfetmeye gitmiyor. Korka korka da olsa tatile gidenler, gidebilenler, daha az popüler sahilleri ve iç bölgeleri tercih ediyor. “Işık şehri”nin kültür, eğlence, gündelik hayatı ölgün ve donuk. Tek değişmeyen işe gidiş ve dönüş saatlerinde toplu taşıma araçlarını dolduran işçiler. Şehrin doğusu, güneydoğusu ve merkezdeki bazı yerleri Covid 19 haritasında kıpkırmızı görünüyor. Burjuvaların oturduğu batı tarafında ise güven hüküm sürüyor.

Hane başına düşen tüketim harcamaları % 11 azaldı. İnsanların en temel harcamalarının yanında birbirleri için yaptıkları küçük sürprizler ortadan kalktı. Emekçi semtlerinde aşevlerinin gıda dağıtım ağlarına başvurular arttı. Buraların Covid-19 istatistiklerindeki artışla yoksulluk göstergeleri hep paralel gidiyor. Motivasyonu rekabette bulan ve bütün fırsatları kapitalist yaşamın canlı propagandası olarak örgütleyen neoliberalizm, topluma bu renksizliği, bu ölgünlüğü “yeni normal” diye kabul ettirmeye çalışıyor -paha biçilmez gerçek zamanlı pilot uygulamalara başladığı yeni çalışma organizasyonları ile birlikte.

Fransa’daki Çin
İşyerlerini, kapitalist ekonomiyi sağaltmaya dönük kararlar birbirini izliyor. Bunlar, çalışma süreleri, yıllık izin, ücretler, işçi sağlığı ve güvenliği alanlarında kazanılmış hakların rafa kaldırılmasına imkan veriyor. 10 Temmuz’da işyerlerinde işçiler arasında bırakılması gereken mesafe 4 metreden 1 metreye indi. Oysa Covid-19’un en fazla yayılma alanı bulduğu yerler % 24 ile işyerleri. 31 Ağustos’tan itibaren kısmi çalışma ödeneğine son veriliyor. 10’dan fazla kişinin aile ve arkadaş ortamlarında, 5.000’den fazla kişinin de etkinliklerde bir araya gelme yasağı kapitalist çarklara sökmüyor: Tek başına her yıl 2,3 milyon turist ağırlayan dünyanın ikinci en büyük tematik parkının açılışına 9.000 kişi alındı.

Haziran başında finans-ekonomi gazetesi Les Echos, patronların krizi işçilerin sırtına yıkması için “kullanışlı bir imkanı” manşetlerine taşıdı. Bu, 2017 tarihli neoliberal İş Yasası’na dayanan “kolektif performans anlaşması”ydı. Burjuva hukukun alet çantasında kapitalizmin krizlerini karşılamak için ne ararsanız vardır!

Bu ‘işi kurtarma’ anlaşmasıyla çok küçük/ küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) krizi işçilerin sırtına yıkma yolları tanımlanıyor. Tekelci kapitalizm böylelikle, Fransa’da işletmelerin % 99,9’unu oluşturan ve 6,3 milyon işçinin çalıştığı küçük ve orta büyüklükteki işletmelere krizde bir dayanak sağlıyor. 10’dan daha az işçinin çalıştığı, 3 milyon civarındaki çok küçük işletmeler sınıfında ise şirketlerin yarısında işçi çalışmıyor görünüyor -bunun anlamı, kayıtlı işçi çalıştırılmıyor ya da sıkça geçici güvencesiz istihdama başvuruluyor. Kayıtlı ve kayıtsız göçmen işçi istihdamının yaygın olduğu inşaat, temizlik, otel ve lokanta gibi sektörler bu kapsamda yer alıyorlar: Fransa’nın içinde bir Çin gibi.

Ucu belirsiz bir süreye açık olan anlaşmada, işyerinde pozisyon değişikliği, çalışma sürelerinin değiştirilmesi, haftalık çalışma süresinin artırılması ya da izin günlerinin kaldırılması, iş organizasyonunun değiştirilmesi ve ücret dağılımı konuları işletme lehine karara bağlanıyor. Burada toplu pazarlığa dayanan bir güvence de söz konusu değil; çünkü çoğu işyerinde sendika yok ve pazarlık sosyal ve ekonomik komite ile yapılacak. (Sendikaların protesto ettiği sosyal ve ekonomik komite, 2020 Ocak’ında yürürlüğe girdi ve işyeri temsilcilerinin, işyeri komitesinin ve işçi sağlığı ve iş güvenliği komitesinin yerini aldı.) 20’den az işçinin çalıştığı yerlerde fiilen pazarlık da olmayacak çünkü seçilmiş temsilcilerin yerini işçilerin üçte ikisi tarafından onaylanma koşulu alacak -”işin korunması” adına! Tehlike büyüyor; çünkü örneğin ücretinin düşürülmesini kabul etmeyen işçi işten çıkarılabilecek ve burada işyeri yasal açıdan riske girmeyecek.

Caddelerinde gezer işsizlik tırpan ile
Tekelci kapitalizm yasalara dayanan ve yasayı aşan bu uygulamalardaki rahatlığını öncelikle krizin getirdiği zorunluluktan alıyor elbette. En büyük dayanağı ise işsizlik. İşçiler bütün ülkelerde covid 19 ile işsizliği karşılaştırdıklarında işsizliği daha korkunç buldular, buluyorlar. ILO dünya işçileri yarısı işini kaybedebilir tahmini yaptı.

Fransa’da yılbaşından bu yana 617.000 işçi işsiz kaldı. Yıl sonuna dek ise 900.000’i bulacak. 20121’de işsizlik oranının % 11,1’i aşması bekleniyor. Airbus’tan Renault ve PSA gibi otomotiv devlerine, hazır giyim markalarına dek kapanma, küçülme, işçi çıkarma haberleriyle her yer bir tornado bölgesi. Ekonomide yılın 2. çeyreğinde % 14 küçülme öngörülüyor; son 70 yılın zirvesi bu. Ulaşım % 46, otel ve lokanta harcamaları % 57 azaldı. Paris havaalanlarının trafiği % 75 düştü.

Kapitalist üretim ve ticaretteki daralma, yolcu sayılarındaki azalma, otomobil satışlarındaki sert düşüş, turistlerin gelmeyişi, toplu işçi çıkarmaların reel nedeni olarak gösteriliyor. Bu bir yandan devletten vergi kolaylıkları ve sermaye desteği bulma yönünde kullanılırken, işçilere de kendilerine dayatılan koşullara ses çıkarmadan boyun eğmek dayatılıyor. İşsizliğin sebebi olarak tanıtılan Covid-19; ama sebebi gibi sonucu da kullanan kapitalizmden başkası değil. Pankart ve dövizlerde, bütün dünya dillerinde en hızlı kabul gören “Kapitalizm = Virüs” ifadesi.

Neye-kime var, kime yok?
Türk Toraks Derneği’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “Haziran ayı başı itibariyle, ekonomik gerekçelerle başlatılan ‘normalleşme’ süreciyle birlikte, düğün, sınav, toplu taşıma, toplu ibadet, turistik seyahat gibi fiziksel mesafeyi ortadan kaldıran etkinlikler olağan kılınmıştır. Pandemi ile mücadele bireysel sorumluluğa bırakılmıştır,” deniyordu. Benzer açıklamalar birçok ülkedeki bilim kuruluşları tarafından da yapıldı, yapılıyor. Tabii ya onlar tavsiye tonunda konuşuyorlar ya da devlet yetkilileri tarafından sadece tavsiyede bulunuyorlamış gibi karşılanıyorlar.

İşçi sınıfının acil sınıfsal-toplumsal talepleri, ücretsiz maske, ücretsiz test, gereksiz üretimin durdurulması, işten atmaların yasaklanması, çalışma saatlerinin kısaltılması, işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması, Covid 19’un meslek hastalığı sayılması, ücretlerin artırılması, temel harcamaların parasız olması, sağlık ve bakım çalışanlarının sayısının artırılmasıydı. Yaşamak ve yaşatmak için diye savunuldu bu talepler. Ama karşılanmıyorlar.

Bunun yerine daha kolayı kısa çalışma ödeneği ve bir defalık ödemeler uygulandı. Sağlık işçilerine bir defalık ikramiye ödendi ve 180 Euro ücret zammı yapıldı. Zammın yarısı 1 Eylül’de, yarısı da Mart 2021’de geçerli olacak (eylemlerdeki talep 300 euro’ydu). Maske takmanın yaygınlaşması işçi birey ve ailelerine yeni bir yük getirdi. 2 çocuklu bir işçi ailesinin maske kullanımı için 2 haftada 90 euro harcaması gerekiyor. Ekonomi Bakanı maske için devlet yardımının sadece en zor durumdakiler için yapılacağını, maskenin defter-kalem, kalem kutusu gibi aile tarafından karşılanması gereken bir okul malzemesi olduğunu açıkladı! Macron ve hükümet maskenin ücretsiz olmasına baştan beri direniyor.

Salgına karşı alınmayan önlemler dile geldikçe “eski normal”in de fotoğrafı çıkıyor ortaya. Yaşlı huzurevlerinde ölüm ne kadar kolay kol geziyor! Emekçi semtlerinde ebeveynler okul tuvaletlerinde sabun bile yokken çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz diye sordular. Öğretmenler uzaktan eğitimden öğrencilerinin bir bölümünün faydalanamadığını, çünkü bilgisayar ve internet erişiminden yoksun oldukları gerçeğini dile getirdiler. 70.651 kişinin yattığı hapishanelerdeki koşullar da günlük haber oldu. İçindekiler unutulsun diye yapılan hapishanelerde 9 metrekarelik hücrede 3 kişi için 2 yatak vardı...

Emeğin korunması yaşamın savunulmasıdır: Taleplerimiz günceldir
Covid 19 doğadan geldi ama ona dünya seyahati yaptırıp hayatlarımızı çalan tekelci kapitalizm oldu. “Sağlık krizi” diye kökenini lokalize etmeye çalıştıkları krizden yayılan tekelci kapitalizmin ağır çürüme kokusudur. Kapitalist ekonominin, üretimin sürdürülmesi insan sağlığının ve yaşamının önüne koyulmuştur. Bu çürümeyle birlikte krizi aşabilme gücü ve refleksleri zayıflamıştır. Bu krizdeki performansı, neoliberalizmin sadece insanlık ve toplum karşıtlığını değil aynı zamanda dinamizm yoksunluğunu, sıkışmışlığını da gösteriyor. Hızı, zamanı etkin kullanmasıyla övünen neoliberal kapitalizm aslında bu kadar yavaşmış; “çözüm ve sonuç odaklılığı” bu kadar kofmuş işte! Aşısı ve ilacı bulunana kadar yükü sırtımıza yıkmayı, bu kesitin deneyimlerini ve sağladığı imkanları üretim organizasyonlarında, devlet uygulamalarında daha etkin kullanmayı hedefliyorlar. Ve yüzsüzce bizi “normal”in bu olduğuna inandırmayı...

Neoliberal kapitalizmin sorumluluğu sırtından attığı “Herkes kendi önlemini alsın, kendi bacağından asılsın” formülüne karşı bizim yanıtımız yaşamın savunmaktır. Bunun soyut sloganlarla değil, bu alanın içinden yapılması, mücadelenin yeni bir kolektif birlik ve örgüye kavuşturulmasıdır. Sağlık krizi ekonomik krizi de derinleştirerek ilerliyor. Kriz derinleştikçe kapitalizmin onu aşmaktaki zorlanması daha belirgin hale geliyor. İşçi sınıfı bunu kendi yönünden derinleştirebilir. Bugün emeğin korunmasının, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin ana halkası budur. Yaşamlarımızı savunmak yeni bir yaşamı kurmanın yollarıyla iç içedir.

Taleplerimizin kafamızda eskimesi ancak ölüm ve daha fazla sosyal yıkım, yalnızlaşma getirir. Onlar gösterilerin, işyerlerinde, yaşam alanlarımızda, okullarda bir o kadar ısrarlı günlük mücadelelerin konusu olacaklardır.

Taleplerimiz

  • Sağlık, hijyen, gıda ve toplumsal iletişimi sağlayan zorunlu işler dışında üretime son verilsin!
  • Çalışmanın toplumsal açıdan zorunlu olduduğu yerlerde sosyal mesafe, hijyen, dezenfekte çalışmaları, işçi sağlığı güvenceye alınsın! İşçilerin hayatı ile oynanamaz!
  • Herkese ücretsiz test yapılsın!
  • İşyeri ve okullarda maske masrafları patronlar ve devlet tarafından karşılansın!
  • Covid 19 meslek hastalığı olarak kabul edilsin!
  • Tam işsizlik sigortası!
  • Tam ücretli izin!
  • İşten atmalar yasaklansın!
  • Elektrik, su, doğal gaz faturaları, kiralar ertelensin!
  • Gıda ve temel ürünler için mali destek sağlansın!
  • Yaşlıların ihtiyaçları karşılansın!
  • Herkese eşit, parasız, nitelikli sağlık hizmeti!