Covid-19 Yayılıyor Kapitalist Toplum Kutuplaşıyor - Nilgün Güngör

Türk Tabipler Birliği’nin bu ay yayınlanan Covid-19 raporunda, “Bulaşıcılık düşüncesini savunanlar, doğal olarak daha sıkı tedbirler uygulanmasını ve karantinaların bir zorunluluk olduğunu ileri sürüyordu. Karantina uygulaması ise, hızla gelişmekte ve büyümekte olan tüccarlar ve sanayicilerin çıkarlarına ters düşüyor, kârları azaltan, ekonomik genişlemeyi sınırlayan, maddi kayıpları artıran karantinalara karşı çıkmak için bu sınıf, arkasına aldığı siyasi destek ve elindeki basın gücünü kullanarak koleranın bulaşıcılığı fikrine karşı çıkıyor, karantinaların hiçbir işe yaramadığını iddia ediyordu. Siyasi açıdan ise görüşlerini, devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiği düşüncesine yani liberal görüşe göre meşrulaştırıyorlardı,” deniyor.

15 Ekim sabahı saat 06:00’da Fransa’da siyasi ve moral bir kazanım elde edildi. Eski başbakan Edouard Philippe, eski hükümet sözcüsü Sibeth Ndiaye, eski Sağlık Bakanı Agnes Buzyn, şimdiki Sağlık Bakanı Oliver Veran ile Kamu Sağlığı Genel Müdürü Jérôme Salomon’un ev ve işyerlerinde polis tarafından arama yapıldı. Bilgisayar ve cep telefonlarının kopyası alındı.

Aramaların sebebi, bakan ve bürokratlarla ilgili olarak Covid-19 pandemisindeki tutumları için yapılan “taksirle adam öldürme” konulu soruşturmaydı. Bakanların ve yüksek bürokratların yargılanması ile uğraşan ve yılda ancak birkaç suç duyurusu ile ilgilenen Adalet Divanı, bu yıl beklenmedik bir suç duyurusu akınına uğramış ve mahkemeye pandemi konusunda 90 şikayet dilekçesi ulaşmıştı. Huzurevlerindeki yakınlarını Covid-19 salgınında kaybedenler kolektifi ve üç doktorun temsil ettiği Sağlıkçılar C19 kolektifinin Mart ayında başlama vuruşunu yaptıkları ve titizlikle takip ettikleri hesap sorma mücadelesi ilk ürününü verdi. Başvurulardan 9’u kabul edildi. Şimdiki başbakan Jean Castex için Eylül ayında yapılan suç duyurusu da ayrıca işleme konuldu.

Fransa’da başbakan ve bakanlarının şimdilik sadece o kapı ziliyle uyanması işte bu gerçeğin takibinin sonucudur:

“... kapitalist üretim tarzının hüküm sürdüğü tüm coğrafyaların ortak noktası sınıfsal eşitsizliktir. Eşitsizliklerin kendisi COVID-19’un yayılması ve ölümcüllüğünün artması gibi bir işlev görmüş, dezavantajlı sınıflar daha çok hasta olmuş ve daha çok ölmüştür ve bu sermayenin umurunda bile olmamıştır.” (age, abç)

Ortak deneyimler, ortak mücadeleler

Ekim ayının ilk 15 gününde eğitim alanının farklı bölükleri çalışma saatlerinin iyileştirilmesi talebiyle grev çağrısı yaptı. Ders sonrası aktiviteleri ve kantinleri de kapsayan çağrıya katılım sınırlı düzeyde kaldı. 15 Ekim’de bu kez sağlık alanında örgütlü sendikalar (CGT, Sud, CFC-CGC) ile acil servislerde çalışma koşullarının düzeltilmesi için aylardır mücadele eden Aciller ve Bloklar Arası Kolektifler, yerel hastane ve ana çocuk sağlığı çalışanları, mediko sosyal ve sosyal hizmet sektörlerindeki personel greve gitti. Le Parisien gazetesi grev haberini “Sağlık çalışanları kaynıyor” diye verdi. Covid-19’un ikinci dalgasının çok daha ağır bir biçimde üstlerine geldiğini gören sağlık işçileri aynı sesi çıkardılar: “Tükeniyoruz!”, “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz!”.

Sağlık çalışanlarının aylardır devam eden salgın altındaki çalışma koşulları, onları grev ve eylemlere sevk eden geçen yılki durumu bile aratıyor. Hemşireler arasında yapılan bir ankete göre üçte biri işgücünün azaldığını, yüzde 57’si hastalara bakmak için yeterli zaman bulamadığını, üçte ikisi çalışma koşullarının krizin başlamasından bu yana kötüleştiğini, üçte biri kendi alanının dışındaki işlerle uğraşmak zorunda kaldığını söylüyor. Daha çarpıcı olanı, beş hemşireden biri Covid pozitif çıksa bile işe gelmelerinin istendiğini söylerken, bakımevlerinde bu oran yüzde 27’ye çıkıyor.

Sağlık çalışanları birinci dalga sırasında uygulanan bu çırpıştırma kriz yönetiminin ikinci dalgada tekrarlanmasını reddediyorlar.

Salgın sınıfsal kutuplaşmayı derinleştirdi

Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü tarafından sonuçları Ekim ayında açıklanan bir araştırma, covid-19 nedeniyle uygulanan kapanma döneminden en olumsuz etkilenenlerin en yoksul aileler, çocuklu aileler ve genç işçiler olduğunu ortaya koydu. Araştırmanın bulguları şöyle:

Ailelerin dörtte biri kapanma döneminde ekonomik durumlarının geriye gittiğini söylüyor. Çok sayıda ücretli işçi uzaktan çalışma yoluyla işini devam ettirmesine rağmen bu herkes için geçerli olmadı. Güvencesiz işçiler (belirli süreli çalışanlar, geçici çalışanlar) işlerini kaybettiler ve elde ettikleri gelirin eridiğini gördüler.

Çocuklu ailelerin üçte biri de gelir kaybına uğradı. Bu özellikle okulların kapanıp çocuklara bakma zorunluluğunun doğmasından dolayı ebeveynlerin çalışma sürelerinin kısalmasına bağlandı. Kantinlerde uygulanan ucuz tarifelerden yararlanamayınca çocukların normal koşullarda okulda yaptıkları kahvaltı masrafları da aile bütçesindeki gıda hanesini artırdı.

Genç işçiler için ise kapanma süreci yeni imzaladıkları belirli süreli iş sözleşmelerinin sonunu getirdi. Belirsizlik nedeniyle çoğu işletme işe alımları dondurdu ya da geçici sözleşmeleri sürdürmedi. Kapanma döneminden önce bir işi olan gençlerin üçte birinden fazlası anketin yapılmasından önceki hafta işsiz durumdaydı. 25 yaşın altında yoksulluk yardımı alanların oranı da arttı. Kısa süreli işlerde çalışarak okuyan öğrenciler de işsiz. Fransa’da yüzde 25’e varan genç işsiz oranı büyüyen bir kara tablo oluşturuyor. Gençlik, onurlu bir gelecek yerine nadir küçük yardımlarla, aşevlerinden gıda teminiyle yetinmeye ve okullarda yüzde 30’a varan vaka sayılarının arasında umutsuzluğa sürükleniyor.

Bir milyon insan daha sağlık krizi ve onun ekonomik sonuçları nedeniyle yoksulluğa itildi. Aslında yoksulluğun seyrini gerçek zamanlı olarak ölçmeye elveren bir istatistiksel araç bulunmuyor. Devlete ait eldeki son rakamlar 2018 yılına ait. Buna göre 9,3 milyon kişi, yani nüfusun yüzde 14,8’i yoksul. Fakat 2008 krizinden 2012 yılına dek yoksulların sayısının 1 milyon kişi arttığına ilişkin istatistiklerle Covid-19 ile birlikte yaşananlar arasındaki benzerlik, sosyal yardım örgütlerinde çalışanlar için kafalarda soruya yer bırakmıyor.

Yine de daha geçerli veriler alma açısından başka hiçbir geliri olmayan ve yoksulluk yardımı alanların sayıları bir fikir verebilir. 15 departman ölçeğinde yapılan bir araştırma Ağustos 2020’de yoksulluk yardımı alanların harcamalarının geçen yılın Ağustos ayına göre ortalama yüzde 9,2 azaldığını gösteriyor. Bölgelere gidildikçe krizin yarattığı sosyal yıkım daha yakından görülüyor. Paris metropolünün yoksul bölgelerinden Seine-Saint-Denis’de yoksulluk yardımı alanların sayısı birkaç ay içinde artarken, geçici ve belirli süreli çalışma da çoğalıyor. Belirli süreli sözleşmeler ise gitgide daha kısa süreli yapılıyor. Güvencesiz işçilerin, küçük ticaret ya da zanaat işindekilerin, kendi hesabına çalışanların, gösteri sanatları alanında kısa süreli çalışanların, lokanta ve inşaatlarda çalışan kağıtsızların, ama en fazla, en fazla da gençlerin yıkıma uğradığı açık. Üniversite öğrencileri restoran ve barlarda hafta sonları ve akşamları saatlik işlerde çalışıyorlar. Sefiller romanının (ve filminin) geçtiği Montfermeil gibi işçi-göçmen semtlerinde yiyecek dağıtımı yapan sosyal kurumlar talebin % 20 -25 oranında arttığını söylüyorlar.

Sağlık kriziyle iç içe geçen ekonomik krizin toplumsal bir krize dönüşmesi, farklı bir çözüm imkanını da ortaya çıkarıyor.

Bende Covid-19 yoktu ama siz bana öfke bulaştırdınız

Kağıtsız göçmen işçilerin barındığı bir işgal evi