Varyantların Peşinde Sürüklenmek Yerine Emeğin Korunması Mücadelesi! - Nilgün Güngör

Fransa’da uzun bir aradan sonra günde 100.000 vaka eşiği tekrar aşıldı. 26 Aralık günü istatistikler Covid tarihinde bir rekor kırarak 104.000 vakayı gösterdi, sayı yılbaşında 230.000’i aştı. Medyadaki covid haberleri vaka sayılarına yoğunlaşmış olarak arttı. Ölümler 200’ü geçiyor -Fransa’da pandemide ölenlerin sayısı 122.000’den fazla. Hastanelerin yoğun bakım bölümleri yeniden dolarken sağlık işçilerinin tükenmişliği derinleşmeye başladı. İki yıldır tatil yapamayan sağlık işçileri acil ve diğer bölümlerde çalışanların sayısının da azalması ile yatak ve malzeme eksikliği ile yeniden yüz yüze geliyor. Bazı yerlerde tatile çıkan sağlık işçileri göreve çağrılıyor. Covid pandemisinde birinci hatta çalışanlar (sağlık, temizlik, dağıtım, ulaşım... işçileri) yeni bir fizik ve moral yıkım ile karşı karşıya.

Görülmedik bir biçimde ve hızla yayılan Omicron varyantı nedeniyle Noel ve yılbaşı kutlamalarının bir bölümü iptal edildi. Başta Paris olmak üzere kış turizmi kârları ile şımarmaya alışkın kapitalist metropoller bu yıl da göstermelik ışıklandırmalarla idare ediyor. Sağlık kartı edinmek ve yılbaşı tatilinde ülke içi ve dışına seyahat etmek isteyen binlerce kişi için ilk hedef eczaneler ve aşı merkezleri. Sağlık bakanı Oliver Veran Ocak başına dek vakaların günde 250.000’i bulmasının tahmin edildiğini açıkladı! Haftada en az 3 gün evden çalışmaya geçiş zorunlu hale geliyor.

Oysa birinci ve ikinci doz aşılar yapıldıktan sonra salgın kafalarımızda ve pratikte geriye itilmeye durmuştu. Nasıl olmasın ki? Geçen yılı iş (işyerinde veya evden çalışma biçiminde), çekirdek aile ve en dar çevre sınırlarında geçirenlerin iki aşıyı da vurulduktan sonra halkayı genişletmesinden daha doğal ne olabilir? Sosyalleşmek, kısa da olsa bir tatil yapmak, göçmen işçiler için ülkelerine gitmek artık mümkün hale gelmişken... İşsizlik korkusu, işsizliğin kendisi, evden çalışma ile birlikte ev ve iş yükünün aynı mekanda çekilme hali, kapitalist çarkların yeniden dönmesiyle yerini biraz olsun ferahlamaya bıraktı ironik bir biçimde! Asla yanlışlanmayacak tanımıyla “sadece iş bulabildiği sürece yaşayabilen ve yine sadece iş bulabildiği sürece işgücünü yeniden üretebilen çalışanlar sınıfı” yani proletarya için işsizliğin yanında pandemi, birlikte yaşanabilir bir durumdu!

BU HIZLA GİDİLİRSE...
Tekelci kapitalizm için bir beis yok ama, dünyada Covid’den ölenlerin sayısı 5,5 milyona yaklaşıyor. Hastalığa yakalananların sayısı ise 287 milyona ulaştı -bu her 28 kişiden biri demek. Üstelik aşı zorunluluğu için 2022’den itibaren yeni önlemler alınacak denile dursun, dünya nüfusun yarısı dahi iki doz aşı olmuş değil. Birçok ülkede birinci doz aşıya nüfusun yalnızca % 9’u erişebilmiş durumda. Dünyanın en gelişmiş 20 kapitalist ekonomisi içinde yer alan ülkelerde bile -örneğin Hindistan, Güney Afrika, Türkiye- aşı olma oranları hala gerilerde, dahası kullanılan aşılar varyantları karşılama açısından yetersiz. İlk başvurulan aşıların yetersizliği de ikinci-üçüncü dozlarda diğerlerinin tercih edilmesinden de belli oluyor. Aşılanma oranlarını gösteren haritalarda Afrika kıtası tüm yoksunluğu ile karşımıza çıkıyor -ki buralara ulaşabilen aşılar da etkinliği daha zayıf kalan türden.

Dünya ölçeğinde şimdiki tempoyla gidilirse dünya nüfusunun % 75’inin en azından birinci doz aşısını olması için 5 ay daha gerekeceği belirtiliyor (Bloomberg). Tekelci kapitalizmin bizi attığı bu dipsiz kuyuda aşıların habire miyadının dolmasına, yeni varyantlara yeni aşılarla uyum sağlamaya alışmamız bekleniyor bizden!

ERİŞİM SORUNU “YOK” AMA...
Fransa’da tabii ki aşıya erişim sorunu yok. Nüfusun % 78,2’si bir doz, % 76,5’u ikinci doz aşısını oldu. % 29,8’ine de üçüncü aşısı vuruldu. Ancak iki doz aşı olanların sayısı 52 milyon civarında takılmış durumda ve bu cephede rakamlar deyim yerindeyse gıdım gıdım ilerliyor. Fransa’da aşı olması gerekenlerin oranı % 21,8 ve aşı konusunda bildik çatallanma burada da yaşanıyor. Yetişkin nüfusta hiç aşı olmamış 5,5 milyon kişi bulunuyor: Aşı tereddüdü yaşayan, önemli bir bölümü de gerici önyargılar sebebiyle aşı karşıtı davranışı gösterenler, yani yaşı aşıya uygun olup aşılanmayanlar. (Aşı karşıtı gösteriler eski gücünde olmasa bile -sayıları 225.000’den 25.000’e indi- aynı zamanda 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin burjuva politik saflaşmaları ile de harlanıp iç içe geçiyor.) Paris metropolitan alanında birinci doz aşı oranının en düşük olduğu yer, % 65 ile (Türkiyeli göçmenlerin de yaşadığı) Saint-Seine-Denis gibi banliyöler. Bu ve diğer yerlerde aşı olmayı reddedenler aşı kartı sahteciliğinin de kurbanı oluyorlar. 300 euro’yu bulabilen sahte aşı kartını kullananlardan hastalığa yakalanıp ölenler var.

YAKINDAN BİR BAKIŞ
Yapılan araştırmalara göre Fransızların % 16’sının aşı olmaya niyeti yok. Bu oran içerisinde kadınlar, 35 yaşın altındakiler ve emekçi sınıf ağırlıklı olduğu belirtiliyor.(1) 86.000 kişiyi kapsayan bir araştırmaya göre “Sosyal hiyerarşide aşağı indikçe aşı ve özellikle de Covid-19 aşısı konusunda daha fazla dirençle karşılaşılıyor”. İşçilerin % 17’sine karşılık yönetici kademedekilerin % 8’i kesinlikle aşı olmayacağını söylüyor.(2) Farklı etnisitelerden bireyler de, sarmal etkileşimleri içinde aşıya kararsız hatta karşı duruyorlar. Dikkat çekici olan, aşıyla ilgili düşünce ve tutumlarının Temmuz 2020 ile Şubat 2021 arasında bir değişime uğramaması.

Araştırma, pandeminin işçi sınıfı ve emeğin, toplum sağlığının savunulması yönünden de önem taşıyan alt çizmeleri içeriyor:

“Elde ettiğimiz sonuçlar Fransa’da kullanılan aşılama stratejisinin yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor. Strateji, aşının öncelikle yaşlılara ve birden fazla bulgusu olanlara öncelik verilmesini gerektiren epidemiyolojik kriterlere dayalı. Bazı grupları aşı kampanyasında ikna etmek diğerlerine göre daha zor olacak: Kadınlar, gençlik, işçi sınıfı, etnik ve ırksal azınlıklar. Bu insanlara erişmek için öncelikle spesifik kampanyalar üzerine düşünmek gerekir. Özellikle de etnik-ırksal azınlıklar hem pandemiye daha fazla maruz kalıyorlar hem de aşıya çoğunluk nüfustan daha fazla direnç gösteriyorlar. Dolayısıyla onları bu kampanyaya katmak için büyük bir çaba gerekiyor. Aşıya direnişin toplumsal belirleyenlerini hesaba katmamak, hastalığa yakalanma ve ölüm açısından olduğu gibi özellikle kadınları etkileyen bakım emeği, ruh sağlığı, cinsel sağlık ve üreme sağlığı yönünden de toplumsal eşitsizlikleri pekiştiren bir rol oynayabilir.”(3)

BİR KEZ DAHA: COVİD BİR İŞÇİ SINIFI HASTALIĞIDIR
Türkiye’de işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki ağır tabloyu daha da şiddetlendiren salgın, doğru olarak “Covid bir işçi sınıfı hastalığıdır” şeklinde tanımlandı. Uluslararası Af Örgütü’nün 70’den fazla ülkedeki gelişmelere dayalı raporuna göre, bazı ülkelerde hekimlerin bazılarında hekimler dışındaki sağlık işçilerinin ağırlıkta olduğu, 17.000’den fazla covid’e bağlı ölüm kaydedildi.(4) Bu gerçeklikten “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz!” mücadele ve eylem sloganı doğdu. Fransa açısından da geçerli bir tanım. Pek çok ülke gibi Fransa’da da Covid’in sağlık işçileri için “meslek hastalığı” olarak tanınması talebi yükseltildi ve kabul ettirildi. Ne var ki, devlet, aşıyı reddedenlerin ikna edilmesi, aydınlatılması açısından sorumluluğu boşluğa bırakıyor ve ceza/yaptırım dışında bir yöntem kullanmıyor.

Tekelci kapitalist devletlerin krizi fırsata çevirmesine, neoliberal sağlık politikasının yıkımında sergilenen tarih dışılaşmanın gölgelenmesine izin verilebilir mi? Başlangıçta pandemiyi aylarca gizleyenler, yıllardır sağlık sistemini çökertenler, bugün bile hastane tasfiye edenler, şimdilerde aşı karşıtlığına karşı bilimi temsil ettiğini söyleyor, aynı bilimin gereği açıklık ve hesap vermekten öcü gibi kaçıyorlar. O halde biz onları “sağlık diktatörlüğü” ile değil, işçi ve toplum sağlığını hiçe sayma diktatörlüğü ile suçlamalıyız. Toplumsal, sınıfsal kutuplaşma ve karşıtlık içerisindeki birikimin (bir yanda servet diğer yanda sefalet, bir yanda bilgi diğer yanda cehalet ve boş inanç, bir yanda parasıyla sağlık-bakım diğer yanda güvencesizlik, hastalık, bir yanda toplum sağlık ve güvenliğini hiçe sayan ve neoliberalizmden ayrıştırılamayan bir bireysellik diğer yanda toplumsallaşmış bireylik...): Bir ideolojiler çatışması bu! Tekelci kapitalist barbarlığın azami kar iştihasından, onun en vahşi görüngülerden sözde en içermeci olanlarına dek kurtulmak için daha fazla sebebimiz olamazdı!..

Bir kez daha: Adı üstünde ne bireysel ne yerel bir olgu olan salgın, iki yıldan fazladır devam ediyor ve ne zaman sonuçlanacağı öngörülemiyor. Uzadıkça bu sürecin yönetilemediği, tekelci kapitalizmin dikkatinin zaten başka bir yerde olduğu daha açık hale geliyor. Kapitalist devletlerin doğa-insan ilişkilerinde yarattıkları yıkım ve neoliberal sağlık politikaları işçi ve emekçileri korunaksız ve savunmasız bırakırken, sermaye birikimini merkeze alan ve toplumun gerçeği bilme hakkını hiçe sayan yalanlar üzerine kurulu politikaları derin bir güvensizlik ve tepki yaratıyor. İşçiler yaşamlarını hiçe sayarak her gün işe giderken gerçekte hiçbir tedbirin alınmadığını, şirketlerin kısıtlanmak bir yana önlerinin açıldığını gördükçe kayıtsızlaştılar. Delta varyantına omicron eklenmiş, vaka sayıları 100.000’e gelmişken kapitalizm için ise kolay olan yasak ve cezaları koymaktı!

Salgın hem her bir kişi, hem toplum, hem bütün insanlık ve tüm canlılar için artan bir tehdit, daha yüzbinlerimizi, milyonlarımızı bekleyen ölüm demek. O ancak hem toplumsal hem bireysel düzeyde ve küresel bir mücadele ile yenilebilirdi. Tekelci oligarşik yönetim tarzı ise tam tersini yapacaktı zaten. Bütün bilgiyi kendinde merkezileştirdi, aşı üretimi ve uygulaması emperyalist ülkelerde yoğunlaştı. Gerçek, ancak aşağıdan mücadele, hesap sorma ve basınç ile kendisine yol açabilir. Bunun yerine sendika ve sol partilerin de aşmak bir yana özgürlükçülük adına dahil olduğu aşı karşıtlığı eksenin kaymasına ve devletlerin manipülasyonuna imkan sağladı, ellerini kolaylaştırdı.

Yeni bir dalga daha yayılırken onun peşinden sürüklenmek yerine işçi ve emekçilerin kaygılarını sorunsallaştırmaya, aşıyı bireysel ve toplumsal bir olgu olarak ele almaya şiddetle ihtiyacımız var. Sendikalarda ve solda genel tutum alış, devletin kendine liberal başkalarına otoriter olmasına, covid vesilesiyle özgürlükleri kısıtlamasına, denetimin anındalaştırmasına (sağlık ve aşı kartı, cep telefonu aplikasyonları üzerinden) tepki göstermekle seyrediyor. Büyük ecza tekellerinin elinde tuttuğu ve dünya nüfusunun büyük kısmını yoksun bıraktığı aşı patentlerinin kaldırılmasını talebini toplumsallaştırmak açısından epey silik kalıyor. Testlerin tekrar parasız olmasını ve aşı için zor değil ikna yolunun izlenmesi talebinin doğru çerçevelendiği ise söylenemez! Tam da inisiyatif almamız gerekirken, emeğin korunması, yalnızca tek bir ülkede değil dünya ölçeğinde işçi ve toplum sağlığının savunulmasının temel ve güncel boyutu öne çıkamıyor. Oysa sınıf düşmanının karnının en zayıf yeri burası: Covid bir işçi sınıfı hastalığıdır!

Şimdi sınırlı da olsa sağlık işçilerinin (keza öğretmenlerin, Fransa’da birçok durumda ambulans sürücüsü rolü de gören itfaiye işçilerin) aşıyı reddetmesi ile yüzleşmek bu yüzden de zorunlu. Sağlıkçılar özelinde hekimlik meslek etiğinin “Önce zarar verme!” ilkesi üzerinden bir tartışma yapılmıyor. Hastaların, bakımevlerindeki yaşlıların, birden fazla hastalık nedeniyle dış etkiye daha açık olanların hekimin aşı olmadığını bilme ve hekimi reddetme hakkı anılmıyor. Buna en güvensiz durumda olanları, hapishaneleri de ekleyebiliriz. Fransa’da hapishanelerde covid kaynaklı ölümler kayda geçti. Türkiye hapishanelerinde de Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin raporuna göre hücre, sevk ve ringlerde hijyen önlemlerinin yetersizliği ile test, aşı seçme hakkı, karantinaya ilişkin sorunların altı çiziliyor. Hapishanelerdeki durum, aşıya neden acilen, nitelikli, zorunlu, eşit biçimde erişilmesi gerektiğinin bir diğer kanıtıdır.

***

Nerede olursak olalım, bu mücadeleyi küresel ölçekte bir sınıfsal inisiyatif ile, toplumsal ve bireysel düzeyde, öz savunma, emeğin korunması bilinç ve tutumu ile yürütemediğimiz sürece varyantların peşinden sürüklenmeye devam edeceğiz. Yaşamak ve yaşatmak için: Aşı üzerindeki tekelci kapitalist patentlere son! Herkese ücretsiz test, eşit ve nitelikli aşı hakkı! Krizin faturası kapitalistlere!

DİPNOTLAR:
(1) https://www.lesechos.fr/economie-france/budget-fiscalite/sondage-exclusif-les-francais-satt endent-a-des-hausses-dimpots-1333155

(2) https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2021.06.07.21258461v1.full

(3) Agy.

(4) Kaynak: https://ttb.org.tr/userfiles/files/saglik_emekcileri_olumleri%20rapor_2021.pdf