'Nİ MARİNE LE PEN, Nİ MACRON!'(1) - Nilgün Güngör

İşçi sınıfının enternasyonal birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs, Fransa’da da sınıfsal-siyasal elektrik yükünün gitgide arttığı bir döneme denk geliyor. 24 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu yapıldı ve siyasi barometrenin gösterdiği gibi Macron kazandı. 1 Mayıs’a bu sonucun da atmosferinde girilecek. Ardından ise parlamento seçimleri geliyor (12 ve 19 Haziran).

SEÇİMİN “EN...”LERİ

Fransa’da birinci tur seçim sonuçları (bakınız İçişleri Bakanlığı’na ait grafik) son on yılların “en...”lerine işaret etti. Bunlar:

- En düşük katılım oranı: 48,7 milyon seçmenin 12,8 milyonu, yani seçmenlerin yüzde 26,31’i sandık başına gitmedi.

- Faşist partilere verilen bugüne kadarki en yüksek oy oranı: Marine Le Pen yüzde 23,15 oranında oy aldı (2017 seçimlerinin birinci turunda yüzde 21,30’du.) Ona yüzde 7,07 oranındaki faşist demagog Zemmour (Yeniden Fetih) oylarını ve De Gaulle’cü Dupont Agnan’ın 2,1 oyunu eklediğimizde yüzde 30’u aşıyor. (İkinci turda sağ muhafazakar partilerdeki faşizan oylarla Mélenchon’a verilenlerin bir kısmının Marine Le Pen’e yönelmesi bekleniyor.)

- Merkez partilerin çökmesi: Macron’a Fransız burjuva siyasetine dahil eden Sosyalist Parti’nin adayı (halen Paris Belediye Başkanı olan) Anne Hidalgo yüzde 1,75 oy alarak yere çakıldı. Bir diğer kadın aday, (halen Paris’in de içinde bulunduğu Ile-de-France bölgesel meclis başkanı olan) Cumhuriyetçi Parti’den Valerie Pecresse ise yüzde 4,7 oranında kaldı. Bu adayların oyları Macron, Le Pen/Zemmour ve Mélenchon arasında parçalandı.

- Boyun Eğmeyen Fransa hareketi lideri Mélenchon nezdinde sistem içi reformist oyların oranı: Yüzde 21,95 (7,7 milyon). Mélenchon, 2017’dekinin üzerinde sonuçlar elde etti. Sandık beklentisi ve oy verme alışkanlığı düşük Paris bölgesi işçi-göçmen banliyölerinde ve 18-24 yaş gençler arasında beklenmedik oranlara ulaştı. Paris bölgesinin sekiz departmanından beşinde açık ara öndeydi. Krizden en fazla yıkıma uğrayan bazı mahallelerde yüzde 65’e ulaşırken, muhafazakar sağ partilerin her zaman önde çıktığı mahallelerde bile yüzde 30’u aşkın oylarla birinci oldu. Korsika hariç denizaşırı sömürgelerde de birinci çıktı.(2)

- Dönemi boyunca neoliberal mali oligarşinin programını uygulayan, emeklilik başta olmak üzere sınıfsal sosyal kazanımlara el uzatan Emmanuel Macron’a verilen oy: 2017’de yüzde 24,01’den bu seçimlerde yüzde 27,84’a yükseldi. Ancak aşağıdaki haritada Paris bölgesinin kenar mahallelerindeki kırmızı görünüşünün göz almaması için, detaya inildiğinde Macron’un kentin burjuva kesimlerinde yerini koruduğunu belirtelim.

Seçim sonuçları. Haritanın ortasında kırmızı görünen yer Paris bölgesi.

YABANCISI OLMADIĞIMIZ “EHVENİŞER” MANTIĞI!

Seçimlerin sorusu işçi ve emekçilere, neoliberal tekelci kapitalist Macron yönetimiyle devam etmek mi, yoksa hayatında görmediği kitle desteği ile yükünü almış faşist Marine le Pen’e işbaşı yaptırmak mı olarak dayatıldı. Seçimlerin hemen ardından Türkiye’de de yabancısı olmadığımız “ehvenişer” çağrıları yetişmekte gecikmedi zaten. Çökmüş merkez sağ muhafazakar ve merkez sol politikacılar hemen ikinci tur için Macron’a desteklerini açıkladılar. Mélenchon, CGT ve sol parti ve çevreler ise Marine Le Pen’e tek bir oy verilmemesi çağrısında bulundular. 16 Nisan günü Fransa’nın pek çok şehrinde yapılan gösterilerde onların deyimiyle “aşırı sağa karşı” ve özellikle gençlikten yükselen “Ne Macron ne Marine Le Pen” sloganları bir aradaydı. Paris’te 10 bin kişinin yeraldığı yürüyüşte sendikalar sembolik, gençlik nispeten daha kitlesel ve canlı bir katılım sergiledi. Miting öncesinde Siyasal Bilimler Fakültesi ve Sorbonne’da, ayrıca beş lisede yapılan blokajlarda gençlik her iki adayın da sosyal sorunlara ve iklim krizine yanıt vermediğini söyleyerek “Ne Macron ne Marine Le Pen” sloganını attı.

İkinci tura doğru Macron ve Marine Le Pen birbirlerinin güçlü olduğu yerlerde boy gösterdiler. Tayin edici faktörlerden biri denilen televizyon tartışması da yapıldı; tartışmada Macron rakibine karşı inisiyatifli bulundu ve onun boşluklarına vurdu. Marine Le Pen ise Macron’un en yumuşak karnına, emeklilik ve hayat pahalılığı konularına doğru dürüst yüklenemedi. Bu arada Macron, hükümet olma olanaklarına başvurdu; asgari ücrete 2021 Mayıs-2022 Mayıs arasında toplam 72 euro (yüzde 5,9 oranında) zam yaptı. Asgari ücret net 1.299 euro’ya yükseldi. Seçim sonrasında 8 milyon haneye gıda karnesinin verileceği açıklandı. Anketlerde önde çıkmanın güveniyle Macron emeklilik için 65 yaş kararından vazgeçmeyeceğini, 65 yaşın bir dogma olmadığını söylüyor. Bunun yanında emekli maaşının 1.100 euro’nun altında olmayacağı sözünü verdi. Yoksulluk ve aile ödenekleri zam oranları geçen yıldan yüksek tutuldu (2021’de binde 1’e karşılık bu yıl yüzde 1,8). (Gençlerde kişi başına 550 euro’luk yoksulluk ödeneğinin alınması ise haftada 15-20 saatlik çalışma koşuluna bağlandı.) Bu son tayin edici günlerde sendikalar harıl harıl Macron’la görüşme halinde ellerini yükseltmeye çalıştılar. Zaten CGT sendikasının kurumsal açıklamasında da “Irkçı, anti semitist ve yabancı düşmanı aşırı sağ, işçilerin, grevlerin ve sendikaların her zaman baş düşmanıdır,” deniyor. Sol partilerin tabanlarında ise karmaşık bir durum yaşandı. Her şeye rağmen bu yılları Macron’un şahsında neoliberal saldırılara karşı mücadele ile geçiren kitlelerin daha ileri kesimleri içinde “Ne Macron, ne Marine Le Pen” tutumu kabul görüyor. Sandık başına gitmeme ve boş oy verme eğiliminde olanların oranı Mélenchon’a oy verenler içerisinde yüzde 60’a yakındı -ancak bu dahi Macron üzerinde bir basınç ve pazarlık unsuruydu aynı zamanda.

AB üyeliği konusunda Frexit savunusunu geri çeken, olduğundan daha merkeze yakın görünen Marine Le Pen kurdu ise, Brezilya’dan Portekiz’e, ABD’den Finlandiya’ya, İspanya’dan Belçika’ya her ülkede bulunan suç ortakları gibi ırkçılık, homofobi ve komploculukta çok yol almış durumda. Le Pen, Fransız ve Katolik kitlelerin İslam konusundaki korkularını ve bir dizi terörist saldırının toplumda yarattığı birikimi sürekli harlıyor. Marine Le Pen’in kadın cinayetleri, homofobi gibi toplumun tepkilerinin gelişkin olduğu konuların üzerini kapatması, aile nosyonunu öne çıkarması bu kesimlerle bağlarında güçlü bir etmen. Göç, göçmen sorunu ve göçmen hakları konusunda ise Türkiye’de de çok tanıdık ifadelere ve politikalara yer veriyor. “Ülkenin gerçek sahibi”, ama “mağdur edilmiş” Fransızlara iş, sosyal konut ve haklar; göçmen ve mültecilere de hızlandırılmış sınırdışı ve hak gaspları. Liberation gazetesi, Marine Le Pen’in 35 sayfalık programında “özgürlük” kelimesinin sadece 3 kere geçtiğini saymış! 16 Nisan yürüyüşünde bazı göstericilerin ellerindeki “Le Pen bir detay değildir” dövizi bunu anlatıyordu.

2002’DEN 2022’YE FAŞİST TIRMANIŞ

İkinci turda seçimlere katılmama oranı, birinci turdaki rekoru da kırarak yüzde 28,01 oldu. Bir başka ifadeyle ne kadar yüklenilirse yüklenilsin, işçi ve emekçilerin bir bölümü Macron’un Marine Le Pen’e alternatif olduğu propagandasına inanmadı, yanılsamaya kapılmadı. Paris bölgesinin Macron’un şov yapmaya gittiği banliyölerinde bile sandık başına gitme oranı düşük kaldı. Yine bir rekor olarak 3 milyondan fazla seçmen boş ya da geçersiz oy kullandı.

Buna karşılık Macron 18,8 milyon, yani kullanılan oyların yüzde 58,54’ini aldı. Paris başta olmak üzere kentlerde, banliyölerde oy topladı. Solun etkili olduğu yerlerden de, 70 yaş üzeri emeklilerden de (emekli maaşlarındaki artış vaadinin etkisi) oy aldı.

Marine Le Pen ise 13,3 milyon yani yüzde 41,46 oranında oy elde etti ve seçim sonuçlarının kendileri için parlak bir zafer olduğunu söyledi. Gerçekten de 2002’den 2022’ye yirmi yıl içerisinde faşist oylar baba kurt Jean Marie Le Pen’in yüzde 17,8’inden tam 2,3 kat arttı! Marine Le Pen Fransa’nın bütün bölgelerinde net bir ilerleme kaydetti. Oyların birinci turda Melenchon’a gittiği sömürgelerde yüzde 60-69 arası oy aldı. Tarihi olarak solla birlikte anılan güneybatı ve batıda hamle yaptı. Kalesi sayılan kuzey ve doğuda ise daha da güçlendi. Genelde hazzedilmediği Paris’te bile oylarını artırdı. Kırsaldaki durumuda pekiştirdi. Orta düzey yöneticiler içerisindeki oranı da arttı. Le Monde gazetesine göre, işçi olmakla Marine Le Pen’in partisine oy vermek arasında bir nedensellik bağı kurulamayacak olsa da, büyük sayıda işçi nüfusun bulunduiğu yerleşim yerlerinde özellikle 2022’deki oylarının arttığını görmek mümkün. Daha derinlemesine analizlerde sanayisizleşme, kırsal alanda yaşamak ve “kahverengi oy”(3) ilişkisi ortaya çıkacaktır.

GENEL OY HAKKINDAN GERİYE KALAN...

İşçilerin, gençlerin faşist Marine Le Pen’in işbaşına gelme ihtimalinden tedirgin olmaları çok anlaşılır bir şeydir. Özellikle de göçmen işçilerin iğreti koşullarında! Avrupa ülkelerindeki seçim ve iç politikaya ilişkin haber-yorumlarda bu konular başat bir yer tutagelir. Algıda seçicilikle yapılan gözlem ve yorumlar, hep aynı şeyi okuduğumuz hissini bile verir. Oy kullanma hakkına sahip olan (ve olmayan) göçmen işçilerin kendi ülkelerinden farklı siyasi tercihlerde bulunmaları çokça sözkonusu edilir.

Sınıfın dünyanın farklı yerlerinde bütününü kesen “ehveni şer” arayışı ise tek boyutlu ele alınan sorun ve çözümler yoluyla sınıf bilinçli işçinin bakışını bile etkileyebilir. Muhafazakar, gerici tutumlarla iç içe geçebilir. Oysa yaşanan tedirginlik ne kadar anlaşılır ise, Marine Le Pen tehlikesini Macron gibi bir mali oligarşi figürünün yolunu düzleyerek, ekmeğine yağ sürerek, ona oy ve rıza tazeleyerek karşılayacağını zannetmek de o kadar akıl ve sınıf dışıdır. Sendikalar ve bu yolu sol adına tutanlar, işçilerin zihnini karartma suçu işliyorlar. Mélenchon, Marine Le Pen kazandığı takdirde ertesi gün Fransa’nın gözünü bir diktatörlüğe gözünü açacağını söyledi -bunun anlamı kitleleri Macron’a oy vermeye sevketmekti. Bu çarpıklık bir başka yönden de işledi ve sol partilere oy verenlerin bir kısmı da emeklilik yaşını 61’de tutacağı, temel ihtiyaç maddelerinin KDV’sini sıfıra indireceği, işsizlik sorununu çözeceği gibi vaadleri üzerinden Marine Le Pen’e yöneldi.

Emekçi sınıfların satın alma gücündeki düşüş, ağırlaşan çalışma ve yaşam koşullarına karşın, sınıf hareketinin kendisini yatay ve dikey olarak büyütemeyen rutin seyri, solun burjuva muhalefet alanına sıkışmışlığı, kitleleri taşra Fransa’sının mağduriyeti üzerinden politika yapan faşist bir adayla çevre, toplumsal cinsiyet, din gibi konularda liberal bir kapsayıcılık gösteren mali oligarşinin temsilcisi Macron arasında tercihe zorladı.

Sebebiyle sonucuyla sorumlusu neoliberal kapitalizm olan covid pandemisi, dünya çapında resmi sayılara göre 6,2 milyon ölüm; kapitalist ekonomilerin daralması, büyüyen işsizlik ve yıkım; krizden doğan fırsatlarla yeni üretim, dağıtım, istihdam organizasyonları; en temel ürünleri erişilemez kılan hayat pahalılığı ve Ukrayna-Rusya savaşıyla daha da kızışan tedarik krizi; kapitalist neoliberal küreselleşmeye ve onun yıkımına alternatif pozundaki önümüze dikilen faşist gerici partiler; neoliberal burjuva demokrasilerindeki daralma ve artık çuvala sığmayan faşist konspirasyonlar; kapitalist ülkelerin her birinde, her iki emperyalist kampta dişine kadar silahlanma ve domino taşı gibi savaşa dahil olma dalgası...

Bu koşullar altında, işçi ve emekçiler ikisi de kendilerine yabancı safkan burjuva bayrakları, bu tamamen kirli değneği tutmayı reddetmekle karşı karşıyalar. Sınıf bilinçli, devrimci işçiler, öğrenciler, nicedir bu doğrultuda harekete geçmiş durumda. Aslında seçim sonuçları bunun ne ölçüde yapılabilip yapılamadığının da göstergesi. Genel oy hakkından “işçi sınıfının siyasal olgunluğunu ölçmeyi” sağlayan bir göstergeden başka ne kaldı? Artık Avrupa da içinde olmak üzere dünyanın birçok yeri savaş karargahına benzemeye başlar, hayatlarımız yokluk içinde kavrulurken kendi geleceğimizi tayin etmemizin yolu sınıf çıkarlarımızın izinde yürümekten geçiyor. Gitgide ağırlaşan ücretli kölelik koşullarını, hayat pahalılığını, emeklilik yaşının 65’e çıkarılmasını, özelleştirmeleri püskürtmek, daha önemlisi burjuva demokrasisine karşı kendi sınıf birlik ve mücadele örgütlülüklerimizle, özgürlüklerimizle çıkmak için saflarımızı derlemeliyiz. 1 Mayıs’ta bu gücü ortaya koymalıyız.

Sarı: Macron Koyu mavi: Marine Le Pen

https://www.liberation.fr/apps/2022/04/carte-interactive-presidentielle-2022-T2/

Dipnotlar

1- Türkçe karşılığı, “Ne Marine Le Pen, Ne Macron!”.
2- 2 Mart’ta Korsika bağımsızlıkçı militanı Yvan Colonna bulunduğu hapishanede bir İŞİD’cinin saldırısına uğradı. Bunun üzerine Korsika’da olaydan Fransız devletini sorumlu tutan gösteriler ve Colonna’nın ölümünün ardından da güçlü bir cenaze töreni yapıldı. Seçimde sandık başına gitmeme oranı yüzde 37,8 oldu. Marine Le Pen ve Zemmour’a toplam yüzde 42, Macron’a yüzde 18,11 oy çıktı. Korsika’nın göçmen karşıtı dar milliyetçiliği Le Pen’le buluştu.
3- Fransa’da faşist partilere verilen oy için kullanılan ifade.