Bir Tersanede Çalışırken Yüksekten Düşüp Hayatını Kaybeden 19 Yaşındaki Yasin Demirdağ’ın Ardından - Bedri Tekin*

 

Bu hafta Yalova’da bir tersanede çalışmakta olan Yasin DEMİRDAĞ isimli 19 yaşındaki bir işçi yüksekten düştü ve hayatını kaybetti. Yasin DEMİRDAĞ’ın ölümünün diğer ölümlere göre daha fazla gündemde yer alması, olayın “iş güvenliği görevlilerinin Yasin DEMİRDAĞ’ın beline yüksekten düştükten sonra emniyet kemeri bağlamak istediği ve bu yüzden iş güvenliği görevlileri ile Yasin DEMİRDAĞ’ın arkadaşları arasında kavga çıktığı” şeklinde haberleştirilmesi nedeni ile oldu. İşveren bu haberlerin yalan olduğuna, Yasin DEMİRDAĞ’a çalışırken kullanması için emniyet kemeri verildiğine, hatta emniyet kemerini kullanmaması nedeniyle Yasin DEMİRDAĞ’ın uyarıldığına dair açıklamalar yaptı.

İş güvenliği uzmanları da emniyet kemerinin sonradan bağlanmak istendiğine dair açıklamalara tepki verdiler, sosyal medya üzerinden çeşitli kampanyalar yürüttüler, tartışmalar işçinin olması gerektiği yerde olmadığı, emniyet kemerini takmadığı için düştüğü noktasında yoğunlaştı.

Ülkemizde her gün en az 5 emekçi iş cinayetlerinde/kazalarında (1) hayatını kaybediyor, hemen her gün yüksekten düşme sonucu yaralanma ya da ölümler oluyor. İşte son günlerde meydana gelen yüksekten düşme olaylarına ilişkin bazı haberler; Aykut Derici, 31 yaşında, kaynakçı, Adana 15 Temmuz Şehitler Köprüsü inşaatında çalışırken yüksekten düşerek hayatını kaybetti. Sait Turgut, 59 yaşında, Mersin Mezitli'de çalıştığı inşaatın 7.katından düşerek hayatını kaybetti. Hafız Yücel, 39 yaşında, Afganistanlı kalıp ustası, Ankara Beypazarı'nda çalıştığı inşaatın 4.katından düşerek hayatını kaybetti. Yunis Şahin 53 yaşında Sivas'ta 15 metre yükseklikte sıva yaparken düşerek hayatını kaybetti.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yayımladığı raporlara göre, 2021 yılında en az 2.170, 2022 yılının ilk 7 ayında en az 1.014, 2022 yılının ilk 7 ayında, gemi, tersane, deniz, liman işkolunda 26 işçi iş cinayetlerinde/iş kazalarında vefat etti.

SGK istatistiklerine göre de, iş kazası sıkılık hızı ve iş kazası ağırlık hızı azalmıyor. Meslek hastalıklarına ilişkin SGK istatistikleri gerçekleri yansıtmaktan çok uzak.

Konuyu, bir sendikanın, 19 yaşındaki bir gencin yüksekten düşmesi sonucu hayatını kaybetmesinin verdiği acı ve öfke ile iş güvenliği uzmanlarının işçinin beline emniyet kemeri bağlandığı gibi büyük olasılıkla eksik bilgilenmeye dayanan açıklamasına sıkıştırmak ülkemizde günde en az 5 emekçinin işyerlerinde hayatını kaybettiği gerçeğini değiştirmiyor.

Ölümleri, iş kazası sıklık hızı ve ağırlık hızının azalmamasını konuşmak yerine, yalnızca işveren açıklaması çerçevesine sıkışılıp kalınıyorsa , “Kazaların %98’i önlenebilir” denilmesine rağmen ölümler, “ işçi yanlış davranışının bedelini ödedi” şeklinde değerlendiriliyorsa, ölümler azalmadan sürecektir.

Genel ifade ile iş kazası= güvensiz durum x güvensiz davranış şeklinde formüle edilir ve insanların her zaman güvensiz davranış sergileyebilecekleri, güvensiz durum ortadan kaldırılmadığı sürece kazaların meydana geleceği kabul edilir. İş kazalarının asıl nedeninin sistemsel, yönetsel, politik nedenler olduğunu bilmekle birlikte bu ifade çerçevesinde de değerlendirme yaptığımızda; Çalışan yüksekten düşmüş hayatını kaybetmiş ise ve burası ister çalışanın bulunması gereken, isterse bulunması gerekmeyen bir yer olsun bu güvensiz durumun ortadan kaldırılmadığını gösterir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 2015/20352 E. , 2015/22721 K. Sayılı kararında ve birçok Yargıtay kararında da söylendiği gibi; “Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler.”

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile işyerlerinde iş güvenliği uzmanı çalıştırılması zorunluluğu getirilmiştir, ancak bu zorunluluk işyerlerinde işverenlerin önlem alma borcu ve sorumluluğunu ortadan kaldırmamıştır. İş güvenliği uzmanlarının görevi rehberlik ve danışmanlıktır, işverenlere ya da işçilere emir veremezler, işi durduramazlar, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması için herhangi bir harcama yapamazlar.

İşçi sağlığı ve iş güvenliğini düzenleyen yasa yalnızca 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’ndan ibaret sayılmamalıdır. Çalışma yaşamı ve işçi başta 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olmak üzere birçok yasa ile biçimlendirilmektedir. 2003 yılında yürürlüğe konulan 4857 sayılı yasa ile çalışma yaşamı tamamen esnekleştirilmiş, işlerin alt işveren/taşerona yaptırılması olağan çalışma biçimi olmuştur. “İstihdam büroları” ile de iş ilişkileri tamamen “bırakın yapsınlar” “bırakın geçsinler” anlayışı hakim kılınmıştır. İş cinayetlerinin artmasında 4857 sayılı yasa ile getirilen esnek çalışma biçimlerinin önemli bir payı olmuştur.

6331 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası 10 yıldır yürürlükte. Yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanı taşeronlaştırılmış, işçi sağlığı ve güvenliği alanı, Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB)’lere bırakılmıştır. İşçi sağlığı ve güvenliği alanından kamu tamamen çekilmiş, denetleme görevini bile yürütememiş, caydırıcı cezalar uygulanmamıştır.

Emekçiler iş cinayetlerinde hayatını kaybederken ölümlerden sorumlu tutulmayan sermaye kesimi işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaktan, korumaktan ve bu alana harcama yapmaktan tamamen vazgeçmiştir. Yasa ve ikincil düzenlemeler, kolluk kuvvetleri, yargı makamları bilirkişiler, nezdinde “taşeronlaştırma yasası” adlandırmasına uygun olarak yorumlanmış, işverenler koruma altına alınmış, iş güvenliği uzmanları hukuk önünde “olağan şüpheli” olarak değerlendirilmiştir. İşyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları iş kazalarının asli sorumluları olarak yargılanmakta ve cezalandırılmaktadır.

6331 sayılı yasa ile işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının meslek örgütleriyle bağlarını keserek sermayenin karşısında yalnız bırakılmış, bağımsız mesleki faaliyetlerini yürütecek zemin ortadan kaldırılmıştır. İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları taşeron işçisinden öteye kiralık işçi tanımlamasını yapacağımız bir çalışma ilişkisi içerisinde birkaç patronlu bir çalışma yürütmektedirler. İş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri ve sağlık personelinin özlük hakları, çalışma koşulları, aşırı iş yükü, ücretlerinin yetersizliği, iş güvencelerinin olmayışı, tam ve zamanında ödenmeyen maaşları ve SGK primlerinin eksik bildirimi gibi önemli sorunları bulunmaktadır.

4857 sayılı kanun, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ve çalışma yaşamını düzenleyen diğer yasalarla örgütsüzlük dayatılmış, sendikalar etkisiz hale getirilmiştir. Birçok ülkede sendikalar örgütlü olmadığı işyerlerinde de işçi sağlığı güvenliği denetimi yapabilirken, ülkemizde sendikalaşan işçilerin işten çıkarılması olağan bir durum halindedir.

İşçi sağlığı güvenliği alanındaki sorunların çözümü de örgütlenme, örgütlü mücadeleden geçmektedir. İşçiler de, iş güvenli uzmanları da, sağlık personeli de bilmelidir ki, ölümlerin nedenleri kendileri değil, alınmayan önlemlerdir, önlemleri alması gerekenlerde işverenlerdir. Birbirlerini suçlayarak değil, birlikte mücadele ederek kazanabilirler. 6331 sayılı yasa çerçevesinde kalınarak sorunlar çözülemez.

11- 12 Kasım 2022 tarihlerinde DİSK, KESK, TDB, TMMOB, TTB, tarafından Ankara’da İnşaat Mühendisleri Odası Teoman ÖZTÜRK Toplantı Salonunda “ 6331 sayılı Yasanın 10. Yılında Türkiye’de İşçi Sağlığı Güvenliği Sempozyumu ” düzenlenecektir. Sempozyum öncesi yerellerde de çalıştaylar düzenlenecektir. İşçiler, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimlerinin hem yerellerde, hem de sempozyumda alana ilişkin sözlerini söylemeleri yaşanan problemlerin çözümünde önemli bir adım olacaktır.

İşçilerin işyerlerinde ölmediği, anaların, babaların, evlatların, kardeşlerin ağlamadığı bir işçi sağlığı ve güvenliği sistemine olan inancımla yazımı Şair Hasan Hüseyin KORKMAZGİL’in ağlamalar isimli şiirinden bir bölümle bitiriyorum.

Dağ, taş, toprak, ağaç, su, yıldız
yeşeren buğday ağlar, savrulan saman ağlar
ağlaşırken analar
bütün bir evren ağlar
ağlaşırken analar

(1) Yazıda zaman, zaman iş cinayeti, zaman, zaman iş kazası kavramını kullanmam eklektiklik olarak algılanmasın. Yıllardır, aynı şekillerde meydana gelen, önlenebilir olduğuna inandığım olayları kaza olarak nitelemek doğru değildir. İş güvenliği uzmanlarının önemli bölümünün cinayet kavramı yerine kaza kavramını kullanılmasını benimsemiyor. Bu nedenle 2 kavramı birden kullandım. Ama, her kesim, bir gün bu yaşananların kaza değil, cinayet olduğunu anlayacak.

*Makine Mühendisi
İş Güvenliği Uzmanı