Tuzla'da göstermelik söylemler ve tedbirler patladı - Aslı Odman

Yazmak, kızmak, anlatmak ve klavyeye vurmak dışında elimizde ne kalıyor ki?.. Limter-İş Sendikası’ndan arkadaşlarla, Ethem ve Petra Özgüven’in hazırladığı ‘Tuzla’ belgeselini III. İşçi Filmleri Festivali’nin Kartal gösteriminde seyretmek üzere hazırlanırken, sohbet ederken, sendikanın işini kaza ekseninden çıkarıp bir okul haline nasıl getirebileceğimizi konuşurken, konu hakkındaki son açıklamaları tartışırken, patlama haberi geldi. Selah Tersanesi’nde patlama... Bir işçi ölmüş... Belki daha fazla işçi ölmüş; bilmiyoruz. Analizler, tahliller, eleştiriler gerçekliğin sillesiyle darmadağın oldu gitti... Patladı gitti...

Selah Tersanesi; Tuzla Raporu(1) için Nevra Akdemir ile beraber 2007 senesinin Ağustos ayında elektrik çarpması sonucu gene bu Tersane’de hayatını bırakan Günay Akarsu’nun ablası ve kayınbiraderi ile uzun bir mülakat yapmıştık. Ailesi, elektrik teknisyeni olan 27 yaşındaki Günay’ın kalp krizinden değil de elektrik çarpmasından öldüğüne, bunun elektrik donanımındaki yapısal bir sorundan kaynaklandığına, Günay’a elekrik çarptığı durumda bile hayatını kurtaracak yalıtımlı ayakkabı ve eldiven sağlanmadığına inanıyor, hukuki mücadeleye hazırlanıyordu. Aklıma şimşek hızıyla o uzun mülakat gecesi geldi.

Kaza haberi gelmeden yarım saat önce bugünkü Radikal’de(2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Kasım Özer’in Meclis Tuzla Komisyonu’na yaptığı açıklamalarını okumuştum. Özer, “Tersanelerde sanki facialar varmış gibi gösteriliyor... Bu iş başka nedenlerle gündeme getiriliyor, tersanelerdeki kazaların artması, işin kötü olduğundan değil, işçi sayısının son 2 yılda artmasından kaynaklanıyor... Eğitimsiz işçiler yüksekten düşüp ölüyorlar” diyordu. Kasım Özer’in “fikrine” göre, köylüler tarlayı bırakıp, yirmi metreye çıktıklarında düşüveriyor, ölüveriyorlardı(3). Kasım Özer Bey’in, halihazırda Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki 39’u Gemi İnşa Sanayicileri Birliği’ne (GİSBİR) üye olan 48 tersane içerisinde 1000 ila 1500 farklı, irili ufaklı taşeron şirkette çalışan 30-35 bin işçi hakkında nasıl bir bilgisi var? Nasıl ve ne zaman bir çalışma yapmış? Nereden biliyormuş, hâlihazırda Tuzla’da çalışan işçilerin çoğunun daha önce köylü olduğunu? İşçi sağlığı ve iş güvenliğinden sorumlu bir devlet kurumu müdüründen, kimin ‘köylü’ olup kimin olmadığına dair fikir beyanı değil, temelli bilgiler beklememiz gerekmiyor mu?

Tuzla Komisyonu(4) olarak Desan Tersanesi’nde Mart ayında gerçekleştirdiğimiz bağımsız inceleme çerçevesinde ve bu Tersane’de çalışan taşeron işçilerin yaklaşık yüzde 17’sini kapsayan anketlerin sonucunda, Tersane’de çalışmadan önce tarım ile uğraşan; yani meslekten köylü olan bir adet bile işçiye rastlamamıştık.(5) Buna karşın daha önce başka sanayilerde çalışana da (Otosan, Metalurji, Türk Henkel), 2001 kriziyle iflas edip Doğu’nun şehirlerinden göç eden eski esnafa da eskiden hizmetler sektöründe çalışana da rastlamıştık. Bu “eğitimsiz”, “köylü”, daha doğrusu “eğitimsiz=köylü işçiler” kavramı “doğruyu yamultma” anlamında “ideolojik” değildir de nedir? Günay Akarsu elektrikçi ustasıydı, Ruhiye’nin eşi İbrahim Levent 16 yıllık kaynak ustasıydı, o da patlamada öldü(6). En son Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin en güçlüsü olan Sedef Tersanesi’nde ölen Ali İhsan Çam da deneyimli bir işçiydi. Nereden çıkıyor bu “eğitimsiz işçiler” lafzı? Nereden kaynaklanıyor bu çarpıtma?

Türkiye’de bir gemi inşa sanayisinin oluşmaya başladığı 1980’lerden sonra ve nitelik değiştirerek kendini tahkim ettiği 1990’lerden sonra, ticari sermayelerini sanayi sermayesine kaydıran eski armatör, yeni tersaneciler; İstanbul’a çok yakın ve fazla uzak Tuzla’da kârlılık ve rekabet edebilirligi önceleyen istihdam rejimini oturtmak konusunda nispeten rahattılar. Ekonomi’nin darbe sonrası yeni döneminde doğan bu sektör, beşikten “esnek” kurgulandı. “Normalde” teknik uzmanlaşma ile temellendirilen ve yasaca ancak durumda cevaz verilen taşeronluk (alt işverenlik) sistemi, bir istihdam rejimi olarak köklü armatör-yeni tersaneciler tarafından Tuzla’da kurumsallaştırıldı. Esas işi yapan; esnek, krizde bırakılıp, sektör büyüdüğünde tekrar içerilecek; gemiyi yapan, işçiyi bin bir parçaya bölen istihdam rejimi, “taşeronlar diyarı” Tuzla oluştu(7). Bir seneden az bir zamanda 25’e yakın işçinin üst üste ölmesi, kamuoyu ilgisinin Tuzla’ya çekilmesi ile bu önceliklerin (kârlılık ve rekabet edebilirlik) insan hayatına olan sonuçları tek mekânda, tek havzada, tek bölgede, tek sektörde görünür ve sorgulanır hale geldi. Kârlılık ve rekabet edebilirlik önceliğinin yanında, bu iş temposu yoğunlaştırılmış ağır ve tehlikeli iş kolunda; işçi sağlığı ve iş güvenliğine yatırım yapmak, çalışma sürelerini insani sınırlara çekmek, çalışma yoğunluğunu azaltmak, bütün bunları yapabilmek için de kârların bir kısmından vazgeçmek gibi önceliklerin konuşulabilir bile olunmasına tahammül yok! Ne bu esnek istihdam rejimine “kazanılmış hak” diye bakan işverenlerin genelinin, ne de işçi sınıfı deyince ya sadakaya ya da gaza sarılan yeni tüccar devlet rejiminin aktörlerinin.

Bazen safiyane, bazen hesaplı kitaplıca kızıyorlar gemi inşa sanayisinin karar vericileri: “Bir tek Tuzla’da mı kaza oluyor? Neden bir tek Tuzla öne çıkarılıyor? Neden Tuzla günah keçisi oldu?”. Haklılar. Makina Mühendisleri Odası’nın açıkladığı ve SSK verilerinin derlemesinden oluşan İş Sağlığı ve Güvenliği Raporu’nda 2006 yılında kayıtlara geçen ölümlü iş kazalarının yüzde 25’i inşaat sektöründe, yüzde 10’u nakliyat sektöründe, yüzde 31’i ise “bilinmeyen” kategorisindedir(8). Tuzla, geçen Eylül ayından itibaren seri ölümlerin bizatihi çarpıcılığı ve -eksiği fazlasıyla- Limter-İş Sendikası’nın, Tuzla Komisyonu’nun, diğer meslek örgütlerinin, ulusal ve uluslararası sendikalar dayanışmasının, basın, öğrenciler, bazı milletvekilleri ve akademisyenlerin çabalarıyla bu “bilinmeyen kategorisinden” çıkmıştır. Görünür ve bilinir olmuştur. Gemi inşa sektörünün tek bir havzada yoğunlaşması, bu havzanın İstanbul’a yakınlığı, Kartal’dan Tuzla’ya kadar olan; hatta harıl harıl ilerlemekte olan kentsel dönüşüm projelerinin yarattığı pazarlıklar(9) ve bugün Parlamento’da temsil edilen Demokratik Toplum Partisi (DTP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve Demokratik Sol Parti (DSP) dışında tüm partilerin milletvekillerinden veya yerel yöneticilerinden birinin tersane sahibi olmasının yarattığı uyanıklık, bu görünülürlüğü arttırmıştır. Evveli gün Gaziosmanpaşa’daki TOKİ inşaatlarında da bir işçinin ölmesi bugünkü patlama kadar yankı getirmemiştir, evet(10). Bu da başlı başına bir ayrımcılıktır, evet. Fakat bu Tuzla görünülürlüğü, esnek çalıştırma, verimlilik artıran istihdam rejimi ve nemaları eşit dağılmayan ekonomik büyümenin insan hayatına, emeği ile geçinen tüm kesimlere olan etkilerini geniş kesimlerin gündemine sokmayı başardığı oranda, mekânsal olarak dağınık ve daha güvencesiz şartların hükmettiği inşaat işçilerinin de dertleri konuşuluyor olmaktadır. Amaç “Türkiye ekonomisinin yıldızlarından gemi inşa sanayisine kara çalmak, yurt dışındaki imajını zedelemek, uluslararası rakiplerinin ekmeğine yağ sürmek, vatana millete zarar vermek” değil(11); sermaye esnekliğin nemalarından faydalanırken, emeği ile geçinenlerin hesaplarına ölüm, sakatlanma, meslek hastalığı, uzatılmış çalışma saatleri, düşük ücretler düştüğünü gündeme getirebilmektir. Türkiye diye bir bütün varsa eğer, yetmiş milyon vatandaşının hayatına, üst düzey siyasal ikilemler, partiler arası dalaşmalardan daha fazla dokunan gündemleri masaya getirme çabasıdır. Önümüze atılan gündemlerin gevelenmesi refleksini terk çabası, bu vazifelendirmeyi red arzusudur.

Tuzla’nın, ölümlü iş kazalarının bir diğer ismi olmaya başladığı Eylül 2007’den beri ne yapıldı? Bir şey yapmakla vazifelendirilmiş devlet kurumları ve iş yeri güvenliğinden mesul işveren karar-vericiler ne yaptılar?

Görebildiğim tek olumlu örnekten bahsedelim: Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde bir buçuk sene önce tersaneciliğe başlamış olan Desan Tersanesi yöneticileri, meslek örgütlerinin temsilcilerden oluşan bağımsız Tuzla Komisyonu’na kapılarını açtı. Bu Komisyon, ancak orta vadede etkisini gösterecek iş güvenliği yatırımlarının, bu tekil iş yeri bazında nasıl işlediği ve işlemediği yönleri bir kaç günlük bir çalışmayla ve yüzlerce fotografla belgeledi. Bu tersanede çalışan taşeron işçileri tanımak, çalışma koşullarını anlamak için anketler yapıldı. Bu teknik ve işçilere dair sonuçlar, yönetici ve mühendis kadroya sunuldu. Bir ikinci sunum Mayıs ortasında alt kademe yöneticiler ve taşeron firma sahiplerine, bir üçüncü sunum ise taşeron işçilere verilecek. Desan Tersanesi iş güvenliğine yatırım konusundaki eksikliklerine dair iç toplantılar ve bu konuda iş bitim süresi belirlenmiş görevlendirmeler yaptı. Bu tutumuyla, meseleyi “baret, kemer takmayan, eğitimsiz işçi” ekseninden çıkardı, kalıcı ve yapısal iş güvenliği yatırımlarına ve taşeron işçisini tanımaya yöneldi.

Ne yazık ki bunun dışında Tuzla’daki seri ölümlere orta vadede son verebilecek bir adım atıldığını görmüyorum. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, basının Tuzla tersanelerindeki ölümleri öne çıkardığı –bazı bazı bunu adli ve medyatik bir vaka haline getirip “Ölüm Tersaneleri” başlıkları atmaya başladığı- dönemde, “medyatik” bir atılım yaptı. Şubat sonunda üç tersaneye “kısmi durdurma önerisi” getirdi. Bu “öneri” basına “Çalışma Bakanlığı üç tersaneyi kapattı!” diye yansıdı.(12) Bakanlık bu haberleri tekzip etmedi. Kamuoyunun tepkisi bir nebze azaltıldı. Bu üç büyük tersane, kendilerine verilen süre içinde yüzeysel bir iki eksiği rahatça düzeltip, hiçbir şekilde üretimi durdurmadan yollarına devam ettiler. En çok ölümün olduğu, çok daha kötü şartlarda işçi çalıştıran tamir tersanelerinin bahsi geçmedi. Kapatmanın neye çare olacağı düşünülüyordu; bu noktasal “önlem” –eğer varolsaydı bile- hangi yapısal çözüm önerilerine bağlanacaktı, buna değinilmedi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu kararı, bu kararı basına yansıtma tarzı ve bu karara zemin teşkil eden “eksikler listesi”, bu süreci içinden takip eden bizlere; “Bakanlık tribünlere oynuyor” dedirtti.

Gelelim gene Şubat ayında GİSBİR, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Dok-Gemi-İş Sendikası tarafından imzalanan Eğitim Protokolü’ne(13): Tuzla’daki işçileri eğitecek eğitmenleri eğitecek bu programdan, Tuzla’daki mühendisler müstehzi bir şekilde bahsediyorlar. “Ankara’dan eğitmenler geliyor, Tuzla’yı bilmeden mevzuat anlatıyorlar” diyorlar. Kazanın kaynağını ortadan kaldıracak iş güvenliği yatırımları konusunda gündem yaratmadan, bu yatırımları her iş yerine göre kuruşlandırmadan, hayata geçirme sürelerini ve sorumlularını belirlemeden, sabahtan akşama “işçileri eğitecek eğitmenleri baret, kemer, iş yerinde tehlike arz eden hususlar” konusunda eğitim verseniz ne işe yarar? Şu ana kadar yalnıza bir adet üye tersanenin açık olduğu yapısal yatırımları yapma konusunda GİSBİR bir ortak hamle yapmadan, devletin kısıtlı iş müfettişi gücünü, niteliği ve hedef kitlesi soru işaretleri yaratan eğitimlere yönlendirmek bir “yanlış gündem” dayatması değil de nedir?

En son adım ilk defa 21 Şubat 2008 tarihinde toplanan Meclis Tuzla Araştırma Komisyonu’nun biraraya getirilmesi oldu(14). Bu Komisyon oluşmadan önce, Tuzla’daki insan hakları ihlalleri konusunu inceleyen bir altkomisyon geçen hafta içinde ön raporunu basına sundu(15). Tutarlı bir rapordan çok, tarafların açıklamalarını derleyen bir tutanak niteliği taşıyan bu belgenin ayrıntılı incelemesini daha sonra yapmak üzere, bu Komisyon’un çözüm önerilerinin evrenini –eklektik olmak pahasına- tasvir edelim, bunların Tuzla’daki mevcut insan hakları ihlallerini (insanlık dışı uzun çalışma saatleri, ortaya çıkamayan meslek hastalıkları, metal tozu ile raspalama, en yeni göçle gelen işçilerin bekâr odalarına fahiş fiyatlar ödemeleri, iş güvenliği yatırımlarının yapılmaması nedeniyle önlenebilir ve öngörülebilir kazalarda ardı ardına işçilerin ölmesi vb.) ne kadar kapsadığını siz söyleyin: “Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki daralmayı aşmak için yeni tersane kurulum alanlarının belirlenmesi, mesleki eğitim kurumlarının oluşturulması”, “yan sanayi kuruluşları için organize sanayi bölgesinin oluşturulması”, “işçilerin merkezi bir otomasyon sistemi ile gözetim altına alınması” ve İş Kanunu’nun alt işveren ilişkilerini düzenleyen, Tuzla’daki taşeronluk pratiğini açıkça kanun dışı olduğu tespitimizi dayandırdığımız ikinci maddenin İstihdam Paketi çerçevesinde değiştirilmesine onay verdiği sezilen bazı kapalı ifadeler...

Bir Mayıs’ın hemen akabinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı devlet erkânından amirlerle beraber Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne “denizden geldi”. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan askeri bir ihaleyi alan özel tersane Dearsan ve RMK Marina’da kaynak törenleri yapıldı. “Milli Gemi” projesi kutlandı. Milli savunma sanayi ve milli gemi inşa sanayi iş birliği yüceltildi. Bir tatil günü olan Cumartesi günü, zaten girişi çıkışı yüzde 100 kontrol altında olan tersane alanında, işçilerin “spontane olarak” Başbakanı bağırlarına bastıklarına, alkışlarla karşıladıklarına dair üç gazetede haber çıktı(16). Bu üç gazete, aynı anda Başbakanla Tuzla’daki iş güvenliği ve işçi sağlığı meselesini konuşmak için tersane önünde ısrarla bekleyen Limter-İş sendikacılarının gözaltına alındığına ya hiç değinmediler ya da geçerken dokundurdular. Milli gemiler, yüzen milli karakolları üretecek ve donatacak cesametteki milli sermayemizin, niye milli işçilerimizin ölümlerine çare geliştirecek teknolojiyi geliştirmedikleri / ithal etmediklerine de değinildi elbet. Değinmek gerek. Aynı zamanda askeri ihaleyi alan Dearsan Tersanesi’nde 2006’dan beri üç işçinin hayatını kaybettiğine de(17).

Tüm bu süreçte, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde çalışmalar yürüten, sahayı içinden tanımaya çalışan bizler, esasında hiçbir kurumun, iş kazalarının nedenleri ve iş kazalarına maruz kalan Tuzla’daki işçilerin profiline dair temelli bilgi üretmediklerini görüyoruz ve şaşırıyoruz: Deniz Ticaret Odası (DTO), GİSBİR, bilimum tersane sahipleri hangi bilgilere dayanarak, kazaların nedeninin tespitini “işçi eğitimsizliği” şeklinde yapabiliyorlar? GİSBİR’in, Tuzla Tersaneler Bölgesi kurulduğundan itibaren kazaların hangi saatte, hangi koşullarda oluştuğunu, hangi işçinin (kaç yaşında, kaç senedir Tuzla’da çalışıyor, daha önce nerede çalışmış) bu kazalara maruz kaldığını içeren bir kaza veri tabanı var mı? Üç milyar dolar ihracat rakamına ulaşmış bir sektörün tek işveren örgütünün kaynaklarının bu tip “işe yarar” ve uzun vadede iş kazalarını önleyecek bilgilerin üretimini –istek ve anlayış olduğu zaman- finanse edebilecek güçte olduğunu düşünmek yanlış mı? “Bu sektörde senede 4 ila 5 ölüm doğaldır, trafik kazaları ne zaman biterse, gemi inşa sanayisinde de kazalar o zaman bitecektir” yargısına temel teşkil eden bilgileri GİSBİR Başkanı Murat Bayrak hangi ulusal veya uluslarası sektör literatüründen edinmiş?(18) Gene GİSBİR’in web sitesine koyduğu, DTO Başkanı Metin Kalkavan ve Meclis Kürsüsü’nde açıklama yapan, bir tersaneci aileden gelen Durmuşali Torlak’ın (ne yazık ki Uluslararası Çalışma Örgütü’ne yanlış bir biçimde atfederek) verdiği ‘Türkiye, gemi inşa sanayisindeki iş kazaları açısından 10 binde 3 ile Japonya ile aynı düzeyde” bilgisinin kaynağı nedir?(19) Uluslararası karşılaştırmalı iş kazaları konusunda kabul görmüş senelik data setini Uluslarası Çalışma Örgütü (İLO) yayınlar. Bu örgüt gemi inşa sanayisine özel veri yayınlamaz. Yayınladığı verileri 100 bin oranı ile verir, 10 bin oranı ile vermez. GİSBİR’in web sitesine, konu ile ilgilenenlerin “bu seri ölümler Tuzla’ya mı has, dünyada neler olup bitiyor?” dediği hassas bir dönemde koyduğu, basına Milletvekili Durmuşali Torlak ve DTO Başkanı Metin Kalkavan vesilesi ile yaydığı ve yakın zamanda web sitesinden nedense kaldırdığı bu kaynak gösterilmemiş istatistiklerdeki veriler, İLO’nun genel verileriyle müthiş bir çelişki içindedir. 10 binde 3 rakamına ulaşmak için bitmemiş 2008 senesinin ilk iki ayında senelik rakam olan 33 bin işçi çalışıyor gösterilerek, mutlak işçi sayısı uygunsuz bir şekilde şişirilmiştir. Türkiye’deki gemi inşa sanayisinde, “gelişmiş Japonya” kadar işçinin öldüğü, “bu meselenin abartılmaması gerektiği” tezine zemin teşkil edemeyecek kadar kaynaksız ve zayıf bir istatistiki zemine oturmaktadır.

Neredeyse hepsi Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde olmak üzere; 2006 senesinde 10, 2007 senesinde 13, 2008 senesinde bugüne dek 9 işçi hayatını iş kazlarında kaybetmiş. Aynı süre içinde sektörün üretim hacmi 550 bin DWT’lerden 1 milyon DWT’ye çıkmış, kim bilir bu sene kaç DWT’ye çıkacak?(20) Aynı dönemde harıl harıl Yalova’da, Gelibolu’da, Yumurtalık’da, Samsun’da yeni tersane yatırımları yapılıyor. Bu tersane yatırımlarını yapanlar, kolayca tahmin edilebileceği gibi zaten Tuzla’da yatırımı olan eski tersaneci aileler.(21) Bu iki veriyi yan yana koymak gerekmiyor mu? Bu tarzda esnekleştirilmiş şekilde, koştura koştura, işçileri 24 saatlere kadar varan çalışma süreleriyle çalıştırarak, devletin tam desteği, sektörün uluslararası alanda patlamasının ivmesiyle, iş güvenliğine yatırım kelimesini telaffuz bile etmeden sektör büyüyünce ne oluyor? Kim büyüyor, kim ölüyor? Tuzla’da göstermelik tedbirler, “ideolojik” eğitim söylemi ve gemi inşa sanayisi patlıyor.

Bize öfkeli bir acıyla klavyeye vurmaktan başka edecek bir adet rica kalıyor: Lütfen artık “eğitim şart, baret takmayan işçiler, ölümlerin nedeni taşeronlar, ölüm tersaneleri” gibi karikatürleri bir kenara bırakalım! Tersanelerde asıl işi 1000, 1500’e bölünmüş küçük ve orta boylu taşeron şirketin gerçekleştirdiği, bu firmalarda 24 saate varan çalışma sürelerinin istisna olmadığı, bu sistemin ta 1980’lerin başında tersane sahipleri tarafından bilfiil desteklenerek hayata geçirildiği, bir “esnek çalıştırma modeli” olarak kurumsallaştırıldığı, şimdiye kadar bir örgütlü baskı olmadığı için makina parkına yapılan yatırımlar büyürken, aynı oranda ve sektördeki büyümeye paralel iş güvenliği yatırımlarının yapılmamış olduğuna dair güçlü emareler olduğu, çözüm muhatabının ve sorumlusunun gemi inşa sanayicileri ve bu konuda devletin yalnızca aracı olduğunu, bu taleplerin örgütlü ve yerinde, yerelinde, işçiler tarafından talep edilmediği sürece bir değişiklik olmayacağı. Bir adet ‘yaygınlaştırma ricası’ sadece...

İstanbul Bilgi Üniversitesi Ar. Gör / Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Üyesi

(1) Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu (2008): “Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor”, İstanbul: TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu; online: www.paraketa.net/tuzla.pdf (bundan sonra “Tuzla Raporu” olarak zikredilecektir).

(2) “İşçilerin güvenliğinden bu şahıs sorumlu”, Radikal Gazetesi, 8 Mayıs 2008, http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=876665&Date=09.05.2008&CategoryID=80

(3) “Tuzla’da eğitimsiz işçiler yüksekten düşüyor”, NTV internet portalı, 22 Mart 2008, http://www.ntvmsnbc.com/news/440112.asp?cp1=1

(4) Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu, Haziran 2007- Eylül 2007 aralığında üst üste dokuz işçinin iş kazalarında hayatını vermesi üzerine DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası’nın tüm meslek örgütlerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği’ne (GİSBİR) yaptığı çağrıya olumlu cevap veren TMMOB-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü, Limter-İş Sendikası avukatları ve konu ile ilgili sosyalbilimcilerin katılımıyla 3 Ekim 2007’de bir araya gelmiştir. 16 Aralık 2007’de Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki seri ölümlü iş kazaları ve kazaların oluştuğu çalışma koşullarına dair hazırladığı raporu kamuoyuna sunmuş, Şubat 2008’de de bu raporu TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu yayınlarında basmıştır.

(5) Tuzla Raporu’nun basıldığı Şubat ayında gene üst üste ölümlü iş kazaları yaşanmıştır. Bunlardan 26 yaşındaki elektrik ustası Mikail Kavak Desan Tersanesi’nde hayatını kaybetmiştir. Bu son ölüm üzerine Desan Tersanesi Yönetim Kurulu’nun daveti ile Tuzla Komisyonu birleşenleri, Mart 2008’de bağımsız bir inceleme yürütmüş ve bu incelemenin sonuçlarını 25 Mart 2008’de üst yönetici ve mühendis kadrosuna, 16 Mayıs 2008’de ise ara kademe yöneticiler ve taşeron firma sahiplerine sunmuştur. Uzun vadede etkisini gösterecek iş güvenliği yatırımlarına dair iş birliği devam etmektedir. Burada sunulan veriler bağımsız incelemenin sosyalbilimciler tarafından yürütülen taşeron işçilerin çalışma koşullarına dair anketlerden derlenmiştir.

(6) İbrahim Levent, 26 Ağustos 2006’da Dearsan Tersanesi’nde boya sonrası gaz birikmesi sonucu oluşan bir patlamada hayatını kaybetti. 16 yıldır Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde çalışan bir kaynak ustasıydı. İbrahim Levent’in eşi Ruhiye Levent’in açıklamaları için bkz: “Tersane İşçileri Neden Ölüyor?”, NTV internet portalı, 7 Şubat 2008, http://www.msnbcntv.com.tr/news/434678.asp

(7) Nevra Akdemir (2004): “Kalkınma ve sermaye birikimi sürecinde enformelleşme: Tuzla örneği”, Yüksek Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Marmara Üniversitesi; Aslı Odman (2008): “Tuzla’da İşçiler, Sermaye, Gemiler, Tersaneler: Kaydıra Kaydıra Nereye?”, İstanbul Dergisi, Nisan 2008, online: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=16436


(8) Makina Mühendisleri Odası (2008): “İş Sağlığı ve Güvenliği Oda Raporu, online: http://www.mmo.org.tr/mmo/cd5/cd_icine/index_dosyalar/Page447.htm

(9) Tuzla Raporu, s. 105ff.
(10) “TOKİ’de üstü örtülü iş cinayetleri”, Birgün Gazetesi, 7 Mayıs 2008, http://www.birgun.net/worker_index.php?news_code=1210114702&year=2008&month=05&day=07

(11) Bu hattaki tahlillerin en çarpıcılarından biri için bkz., Dok-Gemi-İş Sendikası Genel Başkanı Necip Nalbantoğlu’nun Vira Dergisi’ne açıklamaları. “…Geçtiğimiz günlerde burada büyük bir miting yapıldı. Sendikalar, siyasi parti temsilcileri ve birçok insan geldi, ancak ertesi gün burada yalnızca Dok Gemi İş Sendikası kaldı. Mitinge Alman sendikacıları ve gazetecileri de gelmişti. Türkiye bugün dünya beşincisi, dördüncüsü de Almanya, aramızda küçük bir fark var. 2007’de yakaladığımız trendi 2008’de yakalarsak Almanya’yı geçebiliriz. Alman sendika ve gazetecileri bu yüzden mitinge geldi.” Vira Dergisi, Şubat-Mart 2008, s. 77. Bu açıklamada değinilmeyen önemli bir nokta, Türkiye’nin beşinciliğinin dünya gemi inşa hacminin yalnızca %2’sine tekabül ettiği, piyasayı belirleyici bir aktör olmadığı ve de Almanya’daki tersane bölgelerinde üretilen yüksek teknolojik donanımlı gemilerin (cruiser vs.) Türkiye’nin uzmanlaştığı orta tonajdaki kimyasal tankerlerle rekabet içinde olmadığıdır.

(12) Bir örnek için: “Tuzla’da üç tersane kapatıldı. Ölümlerden işveren suçlu”, Yeni Şafak Gazetesi, 26 Şubat 2008, http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=26.02.2008&i=102231.

(13) “Tersanelerde İş Sağlığı ve Güvenliğinin Geliştirilmesi İşbirliği Protokolü İmzalandı”, 26 Şubat 2008, http://www.calisma.gov.tr/article_print.php?article_id=355

(14) “Bir meclis uyanıyor…”, Radikal Gazetesi, 22 Şubat 2008, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=248107

(15) Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyon Başkanlığı (2008): “Tuzla Tersaneler Bölgesinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Önlemlerinin Yetersizliği ile İlgili İddialar Hakkında Alt Komisyon Raporu”, 30 sayfa.

(16) Bir çarpıcı örnek için: “Gemi işçileri Başbakan’ı bağrına bastı”, Yeni Şafak Gazetesi, 4 Mayıs 2008, http://yenisafak.com.tr/politika/?t=04.05.2008&c=2&i=115074

(17) İbrahim Levent 26 Ağustos 2006’da, Subutay Soysal (Soysal Gemi Taşeron firması sahibi) 4 Ağustos 2007’de ve Cevat Toy 12 Şubat 2008’de.

(18) GİSBİR Başkanı Murat Bayrak’ın açıklamaları için bkz: “Tersane İşçileri Neden Ölüyor?”, NTV internet portalı, 7 Şubat 2008, http://www.msnbcntv.com.tr/news/434678.asp

(19) Pek çok yerde alıntılanmış bu istatistiki veriler ilk kez 12 Şubat 2008’de Meclis Kürsüsü’nden milletvekili Durmuşali Torlak tarafından (“Tuzla’da hesaplar baştan yanlış!”, Radikal Gazetesi, 6 Mart 2008, http://www.tumgazeteler.com/?a=2611867), akabinde Deniz Ticaret Odası’nda 25 Şubat 2008’de yapılan bir basın toplantısında DTO Başkanı Metin Kalkavan tarafından dile getirilmiştir: “Tersaneler günah keçisi ilan edildi, bankalar tedirgin”, Referans Gazetesi, 26 Şubat 2008, http://www.tumgazeteler.com/?a=2590103

(20) Tuzla Raporu, s. 60.

(21) Tuzla Raporu, s. 105ff.

15 Mayıs 2008 / Sendika.Org