Tarih 17 Mayıs 2010... 540 kodu… Yani yerin 540 metre derinliği... Karadon Maden Ocağında saat 13:28’di. Her yer karanlık, dağınık ve nemli bir cehennem gibiydi. Karaelmas diyarında yaşanan ne ilk ne de son giruzu patlamasıydı... Aradan iki yıl geçti. Aileler iki yıldır acılarını dindiremedi, iki yıldır hukuki süreç tamamlanmadı, verilen sözler tutulmadı. İki yıldır işçi sağlığı ve güvenliği Zonguldak’ta aynı düzeyde…

Zonguldak madenlerinde çalışan Maden Mühendisi Koray Kebabçı’nın Babası Turan Kebabçı, 17 Mayıs 2010 yılında yaşanan grizu patlaması sonucu hayatını kaybeden 30 kişiyi anarken, hayatını kaybedenlerden birinin de oğlu olduğunu güçlükle söylüyor.

Madencilik Zonguldak’ta baba mesleği. Yıllar yıllar boyunca kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Turan Kebabçı’da 20 sene boyunca maden de çalışmış ve oradan emekli olmuş. Oğlu Koray Kebabçı ise maden ile olan ilişkisini mühendislik düzeyine yükseltmiş.

“Ocaklarda denetim olmadığından ve Türkiye Taş Kömürü ağır sanayi olduğu için özel sektörde çalışıyordu” diyor baba Kebapçı.

Grizu patlaması sırasında Türkiye Taşkömürü mühendislerinin alet ölçüm aracının başında olmadığını tüm üzüntüsü ile anlatıyor , “Özel selektör ile sinyalcinin görev yerlerinde olmaması, gazların bileşiminin fark edilmemesine neden oluyor. Yer altına bilgi verilmediği için oğullarımız hayatını kaybetti.” diyor.

 Oğullarımız dediği, genç mühendisin yalnız olmadığını anlatmak istemesinden. Madende 30 kişi hayatını kaybediyor ve bu işçilerden biri de oğlunun çocukluk arkadaşı Sadık Kocakaya… Aynı mahallede büyümüşler, aynı okullara gitmişler, biri işçi olmuş diğeri mühendis... Ve aynı patlamada, yirmili yaşlarında hayatlarını kaybetmişler. Baba Turan Kebapçı, özlem dolu bir tebessüm ile “İkisi birbirleri ile hiç anlaşamıyorlardı” diyor.

“Kıvılcımın nasıl patladığını biz de bilmiyoruz, onlar da bilmiyor. İki tarafı da TTK ile Yapı Tek’i suçlu buluyorum ben” diyor, susuyor.

Genç mühendisin çocukluk arkadaşı Sadık Kocakaya’nın Babası Satılmış Kocakaya ise daha bitkin, “Oğlum elektrik teknikeriydi” diyor. Gerisini anlatamıyor…

Türkiye’deki maden işçiliğinin merkezi Zonguldak’ta ilk maden kazasının yaşandığı 1875’ten bu yana resmi kayıt bulmak zor. Ancak 1941 yılından sonra yaklaşık 4 bin işçinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Toprağı gibi hayatı da kara Zonguldak, Başbakana göre “kader”, Çalışma Bakanı’na göre “güzel ölenlerin” kenti… Ancak kentin ölüm tablosu, daha ölmeden insanların hayatına sirayet etmiş durumda.

GALATALI BANKERLERDEN, FRANSIZ, İNGİLİZ SÖMÜRGECİLERE SATILMIŞ!

 Zonguldaklı maden mühendisi ve Yeraltı Maden Sendikası (Maden-İş) kurucusu Çetin Uygur, Karaelmas diyarında insanlarının babadan oğla geçen mesleğinin dışında isimlerinin de kuşaktan kuşağa aktarıldığına dikkat çekiyor. Uygur, “Sadık Kocakaya’nın babasının adı Satılmış! Oğlununa da Sadık ismini vermiş...Galatalı bankerlerden, Fransız, İngiliz sömürgecilere ve hala bu güne kadar da kırsal kesimden gelen işçilerin, maden işletmelerinde alıştıkları ve çalışırken daha doğuşlarıyla birlikte anne babalarının verdiği Satılmış ismi” diyor ve ekliyor:

İSİMLERİ İLE 'KADER' DENİLEN ÖLÜMLERİ YAŞIYORLAR

“Çünkü O, madende çalışmaya gidecek ve oralardan belki de geri gelemeyecek, kalacak. O nedenden dolayı tanrıya adanmış, tanrının korumasına bırakılmış “Satılmış” ismi verilir. Ve Osmanlıdan bu yana gelen çalışma sistemi bugün hala Türkiye’de devam etmektedir. Kocaman mermer işletmesinde kocaman blokların altında kalıp, sessiz bir biçimde ceplerine sokulmuş 500 liralar ile bin liralarla olayların kapatıldığı. Diğer taraftan ise ülkenin en üst noktasındaki siyasi önderlerin kader dedikleri, kader diye bağladıkları ölümleri yaşayan işçilerdir.“

ONDAN İSTENEN MİNUMUM 2 TON KÖMÜR

“En az 10 saat çalışır. 2 saat sonrasında evine gider. 10 saat daha uyumak zorundadır” diyor Uygur, “Ama yediği tek şey; domates, bir yumurta ve bir parça ekmektir. Oysa, ondan istenen şey minimum 2 ton kömürdür. Onun çıkış süresi içinde kazanması gereken minimum kalori 1500-1600 kaloridir. Bunu kazanamaz, kazanamayınca da ondan bu ürünü isteyen sermaye onu ölüme mahkum etmektedir”

Çetin Uygur,bütün bu tabloya bakıldığında yaşanan bütün maden kazalarının bir “iş cinayeti” olarak tanımlamanın zorunlu olduğunu savunuyor. Şöyle devam ediyor: “Bunun karşısında açık söylemek gerekir ki yüreklilikle….Şikayetçi olarak alanları doldurarak ve alanları doldurarak tek başına pankartlarla protesto ederek bu saldırganlığı, cinayetleri önleme şansımız artık kalmamıştır. Dünyanın içine girdiği neoliberalizmin içine girdiği bu krizli sistemde artık hiç kalmamıştır. Farklı mücadele yollarının, yakalarımızdaki rozetlerimiz farklı da olsa bile ortak bir mücadele yoluyla ortak çözüm yollarına yürümek zorundayız. Alanları yüz bin kişilerle doldursak bile onlar sömürülerini devam ettirmek için bizi seyredeceklerdir!”

Karaelmas diyarının “Satılmış”larına saygıyla…

Fatma Kelleci / Emek Dünyası 

" /> (3) Karaelmas diyarının ‘Satılmış’ları - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

(3) Karaelmas diyarının ‘Satılmış’ları

Bazen bir portre sadece kendini anlatmaz; bir şehrin de hikayesidir. Karaelmas diyarında madencilik gibi çocuklara verilen isimlerde kuşaktan kuşağa geçen bir gelenek gibi. Çocuklara genellikle “tanrıya adanmış, korumasına bırakılmış” Satılmış ismi verilir. ‘Satılmış’lar günde en az 10 saat çalışır, ve ondan minimum 2 ton kömür çıkarması istenir…