Röportaj yaptığımız Elif Selçuk, inşaat işçisi babasını 5 yaşında kaybetmiş ve yetim kalmış. İş kazalarının öksüz ve yetim bıraktığı çocukların neler yaşadığına ve neler hissettiğine dikkat çekmek; iş kazalarının nasıl bir yıkma yol açtığını başka bir boyutta gözler önüne sermek amacıyla, sayfalarımızı acılı işçi çocuklarına da açtık. Selçuk, söyleşimizde babasızlığın ne olduğunu, ne gibi sıkıntılarla büyüdüğünü anlattı. Selçuk, iş kazalarının aile ve çocuklar üzerinde nasıl bir travmaya yol açtığını şöyle anlatıyor: “Babasının elinden tutup okula gelen kızları gördüğümde benim içim sızlardı. Ama ben belli etmezdim. Üniversite sınavına babalarıyla gelen çocukları gördüğümde, otobüste giderken bir babayla kızını yan yana gördüğümde, film izlerken baba ve çocuklar arasındaki bağı gördüğümde bile ağlıyorum. Ruhumda böyle bir yara var ve bu telafi edilebilecek bir şey değil.
Baban nasıl bir iş kazası sonucu yaşamını kaybetmiş, anlatır mısın?
Babam vefat edeli 17 yıl kadar oldu. Ben 5 yaşındaydım. Haberin geldiği günü hatırlıyorum. Biz oyun oynuyorduk. Ondan sonraki süreç aklımda yok, silinmiş. Ne yaşadık, ne yaptık, hiç bilmiyorum. Bildiğim bir gerçek var. Biz yıllardır babamın ölmüş olmasıyla ilgilendik. Bunun bir iş kazası sonucu gerçekleştiğini daha çok yeni fark ettim. Evet, benim babam öldü. İnşaattan düştü, ölüm sebebi buydu. Ama benim babam bir işçiydi ve iş kazası sonucu hayatını kaybetti.
Bize çok değişik efsaneler de anlatıldı babamın vefatıyla ilgili. Babam inşaat tesisat ustasıydı. Binanın dışına sarkan bir boruya kesmek için uzandığında, koluna halatı takmadığı için, çürük bir demirin üstüne bastığı için düşerek hayatını kaybettiğini biliyoruz biz. Beton zemine düştüğü için iç kanamadan vefat etmiş babam. Yanında çalışan iki işçi varmış babamın. Onlardan biri koşarak bize gelip haber verdi. Hatırlıyorum, kapıdaydım. Çevreden babamın düştüğünü gören insanlar taksiye bindirip hastaneye yetiştirmeye çalışmışlar. Anlatılana göre babam takside kendine gelmiş. “Kimseyi sorumlu tutmasınlar, ben kendim düştüm” demiş. Tabii bunlar taksidekilerin anlattıkları. Biz gerçekte olayın ne şekilde geliştiğini bilmiyoruz. Sonra da babasız bir yaşam işte...
Sen babanı tanımadan büyüdün. Baban yaşasaydı neler yapardınız düşündün mü? Ne hayaller kurdun? Babalarla kızlarını birlikte görmek neler hissettirdi sana?
Biz dört kardeşiz. Kız ve erkek kardeşim ve ağabeyim. Erkek kardeşim bir buçuk yaşındaydı babamı kaybettiğimizde, belki de o hepimizden daha şanssız. Benim kız kardeşim 1. sınıfa başladığında ben bütün sorumluluğu üzerime almıştım. Çocukluğumdan bu yana kardeşlerimle ilgiliyimdir. İlkokuldayken babalarıyla birlikte okula gelen çocuklar görürdük. Birçok şeyi çok açık yaşamadım sanırım. Yani bugüne kadar böyle olmuş. Babasının elinden tutup okula gelen kızları gördüğümde benim içim sızlardı. Ama ben belli etmezdim. Kardeşime bakardım, onun içinin sızlaması daha çok içimi sızlatırdı. Önceden onun pek farkında olduğunu düşünmüyordum. O da çok içli bir çocuktur aslında. Ben bir gün şöyle yaptım. Okulda rehber öğretmen vardı. Kardeşimi alıp onun yanına götürdüm. Dedim ki “Kardeşim hiç konuşmuyor. Bir de okula babasıyla gelen çocuklara bir değişik bakıyor. Aslında bu benim içimin sızısıydı, sancısıydı. Ben bu sorunu kardeşimin sırtına yıkarak bununla ilgili destek almaya çalışmıştım. Babamın yokluğuyla ilgili yaşadığım net şeylerden biri budur. Varlığını bilmediğiniz bir şeyin yokluğunu çok hissetmiyorsunuz. Baba, insanın yaşamındaki en önemli kavramlardan bir tanesi. Bir de kız çocuğuysan, ilk güveneceğin kişi baban oluyor. Tanımıyorum babamı. Nasıl bir insandı bilmiyorum. Eksikliği çok büyük. Olsaydı nasıl olurdu, bununla ilgili bir fikrim oluşamıyor ne yazık ki!
Peki, annen neler yaşadı neler hissetti?
Annem bunun acısını en fazla yaşayan kişi. Ben babamı kaybettim ama o, hayatını birlikte devam ettirmeye karar verdiği insanı kaybetti. Dört çocukla ve bir maaşla ortada kaldı, bir daha evlenmedi. Annem çok güçlü ve fedakâr davrandı. Bazen tartışıyoruz onunla; ama bunları hatırlayınca ona haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Bizim evde babam pek konuşulmaz. Babamı kaybetme sahnesi anlatılmaz. Kardeşim Emre’nin sadece bir keresinde doğum gününde ağladığını gördüm. İçine kapanık bir çocuktu.
Biz bayramda bir tanıdığımızı ziyarete gitmiştik. Müteahhit olan bir amcanın karısıyla karşılıklı oturuyoruz. Kadın; gamsız, dertsiz, tasasız bir kadındı. Orada hiç konuşmadım. Zaten çok öfkelendim. Kadındaki o rahatlık, o güven, o hiçbir şey kaybetmemişlik benim annemde de olabilirdi. Çünkü benim annemin şu yaşantısındaki tek eksiği babam. Ama ben bunu oturup anneme anlatamam. Belki anlar ama bunu bana yansıtmaz.
Yokluğunu kendime yaşatmaya çalışmadım. Babam olsaydı sarılıp ağlardım. Biz babamın yokluğunu birbirimize fazla hatırlatmıyoruz zaten. Herkes kendi içinde hatırlıyor ama biz birbirimize yansıtmıyoruz. Herkes birbirine karşı güçlü durmaya çalışıyor. Üniversite sınavına babalarıyla gelen çocukları gördüğümde, otobüste giderken bir babayla kızını yan yana gördüğümde, film izlerken baba ve çocuklar arasındaki bağı gördüğümde bile ağlıyorum. Ruhumda böyle bir yara var ve bu telafi edilebilecek bir şey değil. Biz acımızı yok saymaya çalıştık çünkü babamın yokluğundan kaynaklı mücadele etmemiz gereken başka sorunlarımız vardı. Babanız yoksa dört çocuksanız ve anneniz örf ve adetlerine bağlı bir kadınsa mücadele etmeniz gereken çok şey oluyor hayatta.
Neden bunun bir iş kazası olduğunu yeni fark ettiğini söyledin? Ne vesileyle fark ettin?
UİD-DER’le tanıştıktan sonra fark ettim. UİD-DER’li bir arkadaşımla evde oturuyorduk. İşçilerden, iş kazalarından, yapılan haksızlıklardan konuşuyorduk. Ben dedim ki “benim babam inşaattan düştü biliyor musun?” Bu bir iş kazasıymış. Bize anlatılan, işin hep efsanevi kısmıydı. Babam hayatını kaybetmeden önce gözünü açmış, kimsenin sorumlu tutulmamasını, kendisinin düştüğünü söylemiş, sonra gözlerini kapamış ve bir daha da açmamış. Doktorlar bile onun o halde gözünü açıp bunları söyleyebilmiş olduğunu duyunca çok şaşırmışlar, mucize demişler. Bizim bütün bildiğimiz bu kadar. Ben babamın ölmesinin hep kaderimizin bir parçası olduğunu düşünmüştüm. Ama buna sebep olan kader değil bir iş kazasıydı. Son zamanlarda bunu sorgulamaya başladım. Ama annem konuyu irdelememem gerektiğini söyledi.
İş kazalarının nasıl önlenebileceğini düşünüyorsun?
İnsanların para hırsının ortadan kaldırılması lazım. Bunun bir yolu yöntemi olmalı. İş güvenliği çok önemli. İşçilerin çalışma saatleri de uzun olduğu için bu dikkat kaybına sebep oluyor. İşçilerin bu konuda ne yapacaklarını bilmesi ve sesini çıkarması gerekiyor. Kimse tek başınayken sesini duyuramaz. Bunun farkına varmak için insanlar başlarına kazaların gelmesini beklemesin. Herkes kendi başına hiç gelmeyecekmiş gibi devam ettiği sürece önlenebileceğini zannetmiyorum.
UİD-DER’in başlatmış olduğu “İş Kazaları Kader Değildir, İşçi Ölümlerini Durduralım!” kampanyası ile ilgili ne düşünüyorsun?
Artık gerçekten birilerinin bir şey yapması lazım. Ben yaklaşık 1 yıldır UİD-DER’le tanışıyorum. Faaliyetlere düzenli bir şekilde katılmaya çalışıyorum. İnsanların dikkatini çekebilmek amacıyla arkadaşlarım ciddi emek sarf ediyorlar. Kampanyaya ben de destek vereceğim. Çocuklar babasız kalmasın diye, anneler çocuklarını kaybetmesin diye. İşçilerin bu ölümleri engelleme gücü var.