Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, İstanbul Şile açıklarında 3 Aralık günü batan kurtarma teknesinde hayatını kaybeden denizcilerle ilgili “Denizciliğin tabiatında var” dedi. Oysa iş güvenliği teçhizatlarını ‘maliyet unsuru’ olarak görmenin ve esnek çalıştırma koşullarının tabiatında iş kazası ve ölümler var. Kazada Bakan Binali Yıldırım’ın, Kıyı Emniyeti’nin ve Türkiye Denizciler Sendikası’nın sorumluluğu bulunuyor
“Gemiciler her denize çıktıklarında yakınlarıyla helalleşerek çıkarlar. Denizciliğin tabiatında bu vardır'' diyen Yıldırım ayrıca konuyla ilgili “yalan yanlış haberleri düzeltmekle uğraştıklarını” da belirtti.
Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın 6 Aralık günü yazdığı “Ciddiye almayın eğlenin” başlıklı yazısında kurtarma gemisinin dalgalı havada gönderilmesini eleştirenlere ateş püskürdü. “Kurtarma tekneleri bu havalarda yollanır” diyen Altaylı bir de dalga geçiyor: “Doğru. Kurtarma teknesi bu havada yollanmaz. Hafif bir meltem esecek, deniz çarşaf gibi olacak. Kurtarma teknesi o zaman yollanacak. Yahu delirdiniz mi siz!”
Tahlisiye teknesi değildi Şile açıklarında 3 Aralık günü batan Rus bandıralı gemi personelini kurtarmaya giden teknenin, tahlisiye teknesi olmadığı ortaya çıktı.
Görgü tanıkları tekneden duman çıkmadığını söylerken olayın videoları da görgü tanıklarını doğruluyor. Uzmanlar, teknenin pervane sistemiyle değil su jetiyle çalışan tekne olduğunu ve tahlisiye işine elverişli olmadığını söylüyor.
Su jetlerinde en ufak bir yalpalama ya da motorun hava alması durumunda sistemin kendi kendini kilitlediğini belirten uzmanlar batan teknenin de bu sistemle çalıştığını ve durgun suya göre tasarlandığını belirtti.
İtibarsızlaştırma ve tasfiye Araç ve gerecin dalgalı havada kurtarma işine uygun olmamasının yanı sıra kurtarmaya gidenlerin özel eğitimli tahlisiye personeli olmadığı öğrenildi. Kıyı Emniyeti’nde yer alan tahlisiye personelinin sayısı her geçen sene giderek azaldı. Bu azalmada, sadece 3 Aralık’taki gibi deniz kazaları durumunda çalışan tahlisiye personeli hakkında çıkarılan “oturuyorlar, çalışmıyorlar” şeklinde çıkarılan itibarsızlaştırmanın da payı var.
Türkiye Denizciler Sendikası ile Kıyı Emniyeti arasında yapılan toplu sözleşmelerde personelin iş güvenliği ihtiyaçları yeterince konu edilmiyor. Yıllardır yeni kıyafet alınmayan Kıyı Emniyeti’nde kurtarmaya giden personelin kıyafeti de yeterli değil.
Personeli denize çıkmaya zorlayan çalışma koşulları 3 Aralık günü ilk görevlendirilen kaptan görevi kabul etmeyince açığa alındı. Ardından yollanan ekip havanın olumsuz ve teknenin tahlisiye işine elverişli olmadığı bilinmesine rağmen göreve gitti. Bunun nedeni çalışma koşullarında yatıyor.
Kıyı Emniyeti personeli ordino sistemine göre çalışıyor. Denizcinin her yerde görevlendirilebilmesine olanak tanıyan sistemde 13 gün çalışan personel 17 gün istirahat ediyor. 13 günlük çalışma, art arda da yapılabiliyor ikişer günlük bölümler halinde de yapılabiliyor. İlk görevi için Giresun’a gönderilen denizci diğer görevini İstanbul’da, sonraki görevi de İzmir’de yapabiliyor. Personel, evine uzak bölgelere gitmemek için verilen görevi yapmak zorunda kalıyor.
Kıyı Emniyeti’ndeki bu çalışma düzeneği nedeniyle teknelerin bakımı da tam olarak yapılmıyor. Bir bölgede görevlendirilen personel kısa bir süre sonra başka bir yerde görevlendirileceği için tekne bakımları yarım kalıyor.
Çalışma sistemi ceza sistemi Ordino sistemi Kıyı Emniyeti’nde bir cezalandırma mekanizması olarak kullanılıyor. Beğenilmeyen personel bulunduğu birimden başka kente görevlendirilerek adeta sürgüne gönderiliyor. Türkiye Denizciler Sendikası da bu sisteme itiraz etmiyor.
Olayı araştırmanın değil üstünü örtmenin peşindeler Bakan Binali Yıldırım’ın açıklamaları olayın üzerine gitmeye değil, olayın üzerini örtmeye yönelik. Yıldırım, olayın araştırılacağına dair bir konuşma yapmazken, ölenlerin ailelerine başsağlığı dilemekle yetindi.