Şerafettin Kabakçı, Ada Tersanesi'nde ücretlerini almak için direnen işçiler içerisinde yaş ve yaşam olarak en görmüş geçirmiş kişi. 32 yıldır "ölüm yuvaları" dediği tersanelerde çalışan Kabakçı, "Ben bugüne kadar paramı aldığım için örgütlenmedim. Ama sıra bana da geldi" diyor, işçilere mesaj veriyor.
Şerafettin Kabakçı, 63 yaşında. 32 yıldır tersanelerde çalışan Kabakçı, şimdi Ada Tersanesi'nde hakkını almak için direniyor.
Kabakçı'nın işçiliği, yüzündeki çizgilere, ellerindeki nasırlara işlenmiş adeta. Ada Tersanesi önünde süren direnişi ziyaret edenlerin dikkatini ilk, gözlerinin içi gülen, hoş sohbet Kabakçı çekiyor.
Erzincan Refahiyeli olan Kabakçı, birkaç ay deri işkolunda çalıştıktan sonra tersanede çalışmaya başlar. Uzun yıllar Gemlik tersanelerinde çalışan Kabakçı, emekli olduktan sonra Tuzla'ya taşınır ve tersanelerde çalışmaya devam eder. Tuzla tersaneler bölgesinde çalışmadığı tersane neredeyse yok.
'GEMİDE ÇALIŞMAK CEPHEDE SAVAŞMAKTIR'
"Küçük yaralanmalara, kazalara şahit oldum ama Allah'a şükür ölümlere tanık olmadım" diyen, Kabakçı, "Gemide çalışmak cephede savaşmaktır" diye tersanede çalışmanın ölümle eş değer olduğunu özetliyor.
Yılların verdiği deneyimle, "önce işçiler kendi can güvenliğini sağlamalı" diyen Kabakçı, ölümlerin, iş güvenliği önlemleri alınmadığı için yaşandığını belirtiyor. Kabakçı, Tuzla tersanelerinde suya indirilen filikaların içerisine kum torbası yerine işçilerin konulduğunu hatırlatarak, "ölüme öyle davetiye çıkarılır işte" diyor.
Kabakçı, şöyle devam ediyor: "Yıllarca bu ölüm yuvasında çalışıyorum. Buraya gelen işçiler sabahtan bismillah der, evinden çıkar. Ailesi, çocuğuyla vedalaşır. Yolda gelirken de araba çarpabilir, ölürsün. Ama tersane bu riskin daha fazla olduğu bir yer. Kaza ben geliyorum demez ama tersanelerde geliyorum dediği çok olur."
'BİR ARADA OLMAZSAK KİM HAKKIMIZI VERİR?'
İşçilerin örgütlenmesi, bir birine kilitlenmesi gerektiğini söyleyen Kabakçı, "Bugüne kadar paramı aldığım için örgütlenmedim. Ama bugün buna ihtiyacımız olduğunu gördük. Birlikte, hakkımızı almak için mücadele ediyoruz. Biz bir arada olmazsak kim hakkımızı verir. Kime yumruk vurur, dur deriz?" diye konuştu.
Kabakçı, işçilerin örgütlenmesi gerektiğine dikkat çekti: "İşçilere örgütlenmesi gerektiği kabullendirilmeli, benimsetilmeli. 'Arkadaş sen de taşeronda çalışıyorsun. Bir gün sen de işinden olursun, paranı gasp ederler. Paranı alamadığın zaman sen de benim gibi kapıya dikileceksin', bunu anlatmamız lazım."
Patronların işçilere "sendika sana ne verecek, seni nereye götürecek" dediğini aktaran Kabakçı, "İcabında işçiler korkup kaçıyor" dedi.
'İŞTE SIRA BANA DA GELDİ...'
Kabakçı, direnişten öğrendiklerini ise şöyle anlatıyor: "Şimdi burada sendika olmazsa ben tek başıma ne yapabilirim. Bu topluluğu nasıl toplarım. O nedenle kalabalık örgütlenme her zaman iyidir. Bir işçi çalıştığı yerden hakkını, hukukunu, parasını alırsa iyidir. Ekmeğimi hak ettiğim kadar yiyorsam buraya tekme vurmam. İşçiler bunu düşünüyor. O nedenle başına gelmeden örgütlenmiyor. Ben bugüne kadar paramı aldığım için örgütlenmedim. Ama sıra bana da geldi."