"Kara elmas diyarı ve emeğin başkenti” isimleriyle de bilinir Zonguldak. 180 yıla yakın zamandır madencilik yapılan kent, ölümleriyle, işçi mücadeleleriyle gündemden hiç düşmüyor. Kömüre bulanmış ellerin sayısı bugünlerde iyice azalmış. Türkiye Taş Kömürü Kurumunun (TTK) işçi alımlarını durdurması bunun en büyük nedeni.
Hemen hemen Zonguldak’ta yaşayan herkesin bir yakını, tanıdığı madenlerde meydana gelen kazalarda yaşamını yitirmiş. Buna rağmen küsmemişler kömüre. Kara elmastan beyaz ekmek yemeğe devam etmişler.
Emine Bozucuoğlu da eşini, kardeşini ve kaynını madenlerde kaybetmesine rağmen çocuklarının madende çalışmasına sevinmiş. 1989 yılında eşi göçük altında kalarak yaşamını yitirdiğinde dört çocuğu ile kala kalmış.
EŞİNİ, KARDEŞİNİ, KAYNINI KAYBETTİ
“Ortada kalırız diye düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Onun maaşı ile büyüttüm çocuklarımı” diyen Emine Bozucuoğlu, dört çocuğunu evlendirmiş kömür parasıyla, çocukları da TTK’de işe başlayınca daha bir mutlu olmuş. Hem de peş peşe yaşadığı ölümlere rağmen. Eşinden üç yıl sonra kardeşini grizu patlamasında, ondan 5 yıl sonra da kaynını göçükte kaybettiğini anlatan Bozucuoğlu, en çok kaynının ölümüne üzüldüğünü çünkü çok genç yaşta olduğunu ve iki küçük kızı olduğunu söylüyor.
Şimdi iş kazaları olduğu zaman iki üç gün kendine gelemediğini, çok üzüldüğünü dile getiren Bozucuoğlu, nedenini ise “Çünkü ben acıyı gördüm, yaşadım. Onların ailelerinin ne hissettiğini biliyorum” diyerek açıklıyor.
İki oğlunun da taşeron işçilerin öldüğü ocakta çalıştığını anlatan Bozucuoğlu, “Her sabah çocuklarımı işe gönderdiğim zaman 15 yıl öncesine geri dönüyorum. Gece çalıştıkları zaman uyuyamıyorum. Ancak eve geldikleri zaman derin nefes alabiliyorum” diyor.
HER KAZADA BABAM AKLIMA GELİYOR
Emine Bozucuoğlu’nun büyük oğlu Maden İşçisi Ramazan Bozucuoğlu da babasını kaybettiğinde 14 yaşında olduğunu, ölümün ardından ailecek kenetlenerek ayakta kaldıklarını anlatıyor. Babasının ölümünün ardından Zonguldak’ta iş olanakları az olduğu için ailecek Bursa’ya taşındıklarını söyleyen Bozucuoğlu, 5 yıl Bursa’da yaşadıklarını, TTK’ye işçi alınacağını duyduktan sonra annelerinin baskıyla Zonguldak’a döndüklerini ifade etti.
Bozucuoğlu, “Ben gelmeyi tercih etmiyordum ama annemin de baskısıyla geldik kaydolduk. Kardeşimle beraber. 13 yıldır TTK’de çalışıyoruz. İş kazaları olunca babam aklıma geliyor. Kurumun içerisinde olduğumuz için kazaları, acıları çok daha yakından görüyoruz. Çok üzülüyoruz. 8 arkadaşımızın öldüğü kaza günü ben de ocaktaydım. Bizi tahliye ettiler. Ocağın girişinde acaba sağ çıkabilirler mi diye umutla bekledik, ama olmadı” dedi.
ELBİSELERİ BİT PAZARINDAN ALIYORUZ
Star İnşaatta çalışan bir diğer İşçi Murat Karaçengel de TTK denetiminde çalıştıklarını ancak ne kadar denetlenip denetlenmediğinin tartışılacağını söyledi.
İş güvenliği konusunda işçilerin yaptırımı olması gerektiğini ancak yapamadıklarını dile getiren Karaçengel, “Ben malzemeci olarak çalışıyorum. Benim kullandığım eldivenin demir eldiveni olması gerekiyor. Çünkü ben sürekli demirle uğraşıyorum. Ben şirketten bir türlü demir eldiveni alamadım. Söylediğim zaman ‘Tamam hallederiz’ diyorlar ama halledilen bir şey yok. TTK gerekli denetimi yapıyor olsa, Bakanlık denetim yapıyor olsa bazı şeyler değişir. Mesela 11. ayda denetim yapıldığı söyleniyor ama bizim şirkete yansıyan bir şey olmadı” diye konuştu. İş güvenliği mühendisinin kendisini çağırıp “Bu kılık kıyafetin ne?” diye sorduğunu aktaran Karaçengel, “Elimde eldiven ayağımda çizme ama bunlar TTK’nin malları. Eşten dosttan, Zonguldak’taki bit pazarında bile satılıyor bunlar. Gidip kendi olanaklarımızla alıyoruz bunları. Mühendis bana böyle dediğinde ben de git şirketi uyar, ben ne yapalım, şirketin vermesi gereken elbiseleri kendi olanaklarımızla almak mı suç?” dedi.
Ücretlerinin 900 ile 1000 lira arasında değiştiğini kendileri ile aynı işi yapan TTK işçisinin üç kat daha fazla aldığını aktaran Karaçengel, iş güvencesi istediklerini, bunun ya TTK bünyesinde ya da sendika ile sağlanabileceğini kaydetti. Kazaların ardından psikolojik olarak etkilendiklerini ama mecburen çalıştıklarını belirten Karaçengel, “Benim yaşım 41. Bu saatten sonra yer üstünde çalışma şansımda yok. Hem iş bulamam hem de geç emekli olurum. Yer üstünde çalışırsam 12 yılda yer altında çalışırsam 5 yıl sonra emekliyim. Mecburen yer altında çalışmak zorundayım” dedi.
TTK İŞÇİSİNE YENİ TAŞERONA ESKİ CİHAZ
Star İnşaat isimli taşeron firmada 8 yıldır çalışan İsmail Dağlıoğlu, TTK’ya ait galerilerin hazırlık çalışmalarını yaptıklarını, güvencesiz, düşük ücretle çalıştıklarını söyledi. TTK’nin diğer işçilerinin tüm hakları varken kendilerine aynı işi yapmalarına rağmen haklarının verilmediğini anlatan Dağlıoğlu, “Biz ocakta hazırlık çalışmaları yapıyoruz. Kömüre giden yolları biz hazırlıyoruz, daha sonra TTK’nin işçileri gelip o kömürleri çıkartıyor. Biz eksi 630 kotunda çalışıyoruz, TTK’nin işçileri eksi 425 ile 560 kotunda çalışıyor. İş güvenliği tedbirleri yeteri kadar alınmıyor. Mesela gaz ölçüm cihazlarını TTK yeniledi ama bize eskilerini veriyor” diye konuştu. Çalışma koşullarının düzelmesi için GMİS’de örgütlendiklerini ancak Star İnşaat patronunun sendika haklarını engellemek için sürekli süreci uzattığını belirten Dağlıoğlu, sendikalı olabilirlerse daha iyi koşullarda çalışacaklarını dile getirdi.
İŞ KAZALARI ÖNLENEBİLİR
26 yıllık Maden Mühendisi ve İş Güvenliği Uzmanı Fazlı Uncu, TTK’nin madencilik sektöründe deneyimleri olan dünyanın sayılı örgütlerinden biri olduğunu kaydetti. TTK’nin bağımsız İş Güvenliği ve Eğitim Daire Başkanlığı olduğunu, bu kurumun görevlerinden birisinin kazalara dair arşiv tutmak, yeni yönergeler hazırlamak olduğunu belirten Uncu, “Üretim yapan tüm birimlere de bunlar gider. Her üretim müesseselerinde iş güvenliği şube müdürlüğü ile beraber kadrolaşması var. Bu da yetmez işletme müdürlüğü bünyesinde iş güvenliği eğitim başmühendisleri ve sayısız nezaretçiler var. Hal böyleyken böyle bir organizasyon şeması olan kurumda nasıl kazalar olabiliyor? Neden kaçınılmaz oluyor? Bunlar önlenebilir mi önlenemez mi? Bu sorunun detayına indiğimizde kazanın oluş nedenini teknik şeye bağlamamak gerekir. Uygulamada neler yapılıyor ona bakmak lazım” diye konuştu.
“Benim bakış açıma göre iş kazaları önlenebilir. Kaçınılmaz kaza denilen şey ya bir defa olur ya da en fazla iki defa. Sonraki dönemlerde bu kazaların oluş nedenleri nedir diye detay analizini yapmak lazım. Arşivlerimizde bunlar vardır zaten. Bunların yaşanmaması için her birimde çalışan insanın eğitilmesi gerekiyor. Kamuda çalışan için bunlar kolay. Ama işin içine taşeron girdiğim zaman maalesef günümüzde en büyük sıkıntı bu. Taşeron anlayışı kâr üzerine kurulu. İşçinin hiçbir hakkının, hukukunun olmadığı, istenildiği zaman işten atılabildiği bir sistem bu taşeron. Böyle bir yerde siz ne kadar tüzüklerinizi, kurallarınızı belirleseniz bile, kazanın olacağını öngörseniz bile belli bir tıkanma ister istemez oluşuyor” diyen Uncu, çalışanların 24 saat takip edilmesi gibi bir durumun olmayacağını, üretim alanından sağlıklı ve doğru bilgininin dönmesi gerektiğini, bu olmadığı zaman, bir de dalgınlıkla birleşince bu tarz kazaların olabildiğini kaydetti.
TAŞERON SİSTEM İNSAN HAKLARINA AYKIRI
Uncu, “Bu kazaları sadece olduğu zaman hatırlamamak lazım. Bir de ramak kala atlatılan sayısız olaylar var. Bunların da incelenmesi lazım. Kesinlikle çalışanın kafasının rahat olması lazım. Riskli bir meslekte çalışıyoruz. Bu meslekte çalışanların kafaları, beyinleri rahat olması lazım. İş ortamı zaten yeteri kadar sıkıntılı. Çalışmanın kendisinde doğan bir sıkıntı var zaten. İnsanlar işe giderken mutsuz gidiyor. Sosyal olarak da eğer sıkıntıları varsa sonuçta kolay değil ülkemizin durumu ortada. Zor geçiniyorlar, bir çok şeylerden yoksunlar. Bunları yaşayanlar bazı şeyleri atlayabiliyorlar. Bugün küçük küçük üzerinden atlanılan olaylar birike birike bir anda çok büyük olaylara neden olabiliyor” diye konuştu.
Taşeron çalışma sistemini onaylamadığını belirten Uncu, taşeron sisteminin insan haklarına aykırı olduğunu, işçilerin güvencesiz, düşük ücretle çalıştırıldıklarını söyledi.
Taşeronlaşmanın bu kadar yayıldığı bir dönemde kazalarında arttığına dikkat çeken Uncu, “Önlemler konusunda da risk alınır hale geliyor. Bazen almanız gereken bir makine vardır, makinenin değeri yüksektir. 100 defa bir olayı atlatıyorsa yine atlatırım diye düşünerek o makineyi almaya biliyor. Bunu öngörmek lazım. Taşeron bunu öngörmez. Taşeron 10 yıldır yaptığı işte kaza olmuyorsa olmaz diye düşünür” dedi.
DENEYİMSİZLİK KAZALARI TETİKLİYOR
Emekli Maden Mühendisi ve İş Güvenliği Uzmanı Erol Saral, Zonguldak’ta üç türlü çalışma sistemi olduğunu belirterek, “Geleneksek kamu madenciliği, kiralık, taşeron çalışma sistemi ve kaçak ocaklar var. Kaçak ocaklarda Zonguldak’ta oldukça yaygın bir çalışma biçimi. Patronu belli olmayan, aile işletmeleri şeklinde yapılıyor” dedi.
TTK’nin çalışma sistemi açısından kazaları oldukça aza indirdiğini, standartları yüksek bir kurum haline geldiğini aktaran Saral, “TTK buna rağmen taşeron olarak ilerleme yapılıyor. Taşeronlar işçi sağlığı ve güvenliğine yeteri kadar yatırım yapılmadığını görüyoruz. 2010 mayıs ayında Karadon’da 30 madencinin yaşamını yitirdiği kazada yine taşeron vardı. Taşeron firma TTK’den işi en düşük fiyatı vererek alıyor. Bu işten para kazanabilmesi için daha deneyimli teknik eleman ve işçi almayı tercih etmiyor. Geçim sıkıntısı nedeniyle her ücrete çalışacak işçileri almayı tercih ediyor. Bence bu kazaları tetikleyen en önemli faktör. Bana göre Karadon’daki kazada çalışanlar deneyimli olsaydı o kaza olmazdı. Gaz oranları yükselmesine rağmen 15 dakika müdahale edilmemiş. O kaza önlenebilirdi. Gaz sürekli yükseliyor zaten, düşüncesi o faciayı ortaya çıkarttı” diye konuştu.
Türkiye’deki özel sektörde madencilik faaliyeti yürüten şirketlere danışmanlık yaptığını, oralarda da incelemelerde bulunduğunu anlatan Saral, özel sektörde de gerekli olan işçi sağlığı, iş güvenliği önlemlerini alma konusunda sıkıntı yaşandığını belirterek, “Benim gezdiğim yeraltı linyit işletmelerinde işverenin henüz daha ocaklarda sondaj makinelerini almadığını gördüm. Ya da 25-30 metre ileride gaz arayacak sondaj makineleri almak yerine 3-4 metre ileride gaz arayan makineler aldıklarını gördüm” dedi.
ALABAŞ: MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ
GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş’ın işyeri ziyaretleri devam ediyor.
TTK Kozlu ve Armutçuk Müesseselerinde maden işçilerine hitap eden GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, maden işçilerinin, 27 Ocak Emeğe Saygı Mitingi’nde emekçilerin gücünü dosta-düşmana gösterdiğini belirterek, katılan tüm madencilere teşekkür etti.
Alabaş, “7 Ocak’ta Kozlu’da meydana gelen taşeron cinayeti bardağı taşıran son damla oldu. Sendikamız Başkanlar Kuruluna, Türkiye’nin ses verdiği bu olaya tepki olarak karar almak düştü, gereğini sizler yaptınız. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Biz, hem taşeron sistemine karşı çıktık. Hem TTK’nın işçi açıklarının giderilmesini istedik. Hem de 2006 yılından buyana kurumda düşük ücretin dayatıldığını, 3 farklı ücret uygulandığını ve iş barışının bozulduğunu, işçi alımının 4’üncü bir farklı ücrete bağlanmak istendiğini, bizim bunu kabul etmeyeceğimizi hem Türkiye’ye hem de dünyaya duyurmuş olduk. Maden işçisi kıvılcımı yakmış oldu. Türkiye işçi sınıfının maden işçisinden beklentileri var. Emeğe Saygı Mitingi’nde Türkiye’deki iki işçi sendikası konfederasyonu, 3 memur sendikası konfederasyonu kürsüye çıkmışsa, Türkiye emekçilerinin maden işçisinden beklentisi var demektir. Birliğimizi, beraberliğimizi har şart altında koruyacak ve mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
SESİMİZİ DÜNYA DUYDU
Miting ve topul iş sözleşmesi süreci hakkında bilgiler veren GMİS Genel Başkanı Alabaş, “Dünya Sendikalar Federasyonu, Emeğe Saygı Mitingi’nin ardından bir destek açıklaması yaparak verdiğimiz mücadeleyi desteklediklerini ve Emeğe Mitingini selamladıklarını duyurdu. Yani bizim birliğimizi, beraberliğimizi ve verdiğimiz mesajları sadece Türkiye değil dünya duydu” dedi.