(14) Enerji İşçileri Geleceğine Sahip Çıkmalı

BEDAŞ'ın önümüzdeki aylarda özelleştirilecek olması üzerine BEDAŞ çalışanları ve enerji işçilerinin sorunlarına ilişkin Enerji-Sen "BEDAŞ Özelleştirilmesi ve Çalışanların Sorunları" konulu panel düzenledi. Panelde BEDAŞ işçileri başta olmak üzere enerji sektöründe çalışan işçilerin özelleştirmeye, taşeron, güvencesiz çalışmaya karşı güçlü bir örgütlenmeyle mücadele vermeleri ve geleceklerine sahip çıkmaları gerektiği belirtildi.

Enerji-Sen (Elektrik, Gaz, Su ve Baraj Çalışanları Sendikası) tarafından BEDAŞ'ın (Boğaziçi Elektirk Dağıtım A.Ş.) önümüzdeki aylarda özelleştirilecek olması nedeniyle "BEDAŞ Özelleştirilmesi ve Çalışanların Sorunları" konulu bir panel düzenledi. 17 Şubat Pazar günü Hava-İş Sendikası Genel Merkezi'nde saat 14.00'de yapılan panele Enerji-Sen Örgütlenme Uzmanı Ali Duman, Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Eski Yönetim Kurulu Başkanı Erol Celepsoy, Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal, Elektrik Mühendisleri Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Karaçay, Av. Mehmet Ümit Erdem katıldılar.

Panelin açılışını yapan Enerji-Sen Örgütlenme Uzmanı Ali Duman, sendikalar ve meslek örgütleri tarafından düzenlenen ve 13-14 Nisan 2013 tarihlerinde yapılacak olan Eğitim Hakları Forumu hakkında bilgi verdi.

Neoliberal politikalar gereği özelleştirmelerin uygulanabilmesi için 1980 sonrasında emekçi kesimin sermaye tarafından kırsal alanlardan kentlere doğru kaydırılmasıyla ucuz işgücü sağlamaya çalıştığını belirten Duman, devamında ise kamusal hizmetler olan eğitim, sağlık, ulaşım, enerji hizmetlerinin kamusal hizmetler olmaktan çıkarılarak paralı hale getirildiğini özelleştirilmelerin yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir çalışma sisteminin getirildiğini bunun da taşeron çalışma sistemi olduğuna değindi.

Tasfiye edilen kamusal hizmetlerden en önemli olanların başında enerji sektörü geldiğini belirten Duman, enerji sektörünün bir çok sektörü etkileyen bir sektör olduğuna dikkat çekti. Özelleştirmelerin başlamasıyla birlikte enerji iş kolunda daha önce de özelleştirmelere karşı mücadele verildiğini ve ihalelerin iptal ettirildiğini de anımsattı.

EMO İstanbul Şubesi Başkan Yardımcısı Nur Güleç ise kamusal olarak yapılmakta olan üretim ve hizmetlerin ve dağıtımın sağlık ve eğitim alanı olmak özelleştirildiğini, çalışanlarının işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda güvencelerinin ortadan kaldırıldığını özellikle son süreçte bunun acımasızca, gaddarca yapıldığını belirtti. Dönüşüm programları, çıkarılan yeni yasalarla insanların yanıltıldıklarını, hafızaların silinmeye çalışıldığını ve emek sömürüsü en yüksek düzeye çıkarılırken, üretim, hizmet ve dağıtım alanında çalışanların ise sağlık ve güvenlikleri konusunda en düşük maliyete gidildiğini, işçilerin ve emekçilerin haklarının yok edildiğini, kazanılmış haklarını korumalarının sağlanmasının önüne geçildiğini belirtti.

Enerji sektöründe ucuz üretim ve dağıtımın ise insan canına mal olması anlamına geldiğini ifade eden Güleç, enerji sektöründe yaşadıkları iş cinayetlerinden bir örnekle konuşmasını tamamladı.

Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Eski Yönetim Kurulu Başkanı Erol Celepsoy ise 1979'da Türkiye Elektrik Kurumu'nda çalışmaya başladığını yana enerji sektöründe çalıştığını 1989'da BEDAŞ ve AYEDAŞ'ta çalışan taşeron elemanlar gibi sözleşmeli, geleceği işverenin iki dudağı arasında olan bir emekçi olmayı reddettiği için ayrıldığını ifade etti.

1980'lerin başında yapılmaya başlayan enerji sektöründeki özelleştirmelere karşı güçlü bir mücadele verildiğini ve bunun engellendiğini hatırlatan AYEDAŞ ve birkaç dağıtım şirketinin özelleştirilmiş olduğunu belirtti.

Elektrik Mühendisleri Yönetim Kurulu Üyesi Erhan Karaçay ise içindeki bulundukları süreç nedeniyle 1974-84 yılları arasında çalışma yaşamına başlayanların aynı zamanda örgütlenmeyi de öğrendiklerini ve kadrolu çalışanlar olarak büyük bir dayanışma içinde olduklarını aktardı. Kamu çalışanları sendikasının örgütlenmesi gündeme geldiğinde bunu kabul etmediklerini hatta bunu engellemek için çaba harcadıklarını çünkü bir sektörde memuruyla, kadrolu işçisiyle, geçici işçisiyle aynı sendikada örgütlenmesi gerektiğini ancak böyle güçlü olabileceklerini düşündükleri için tüm çalışanların aynı sendikada örgütlenmesi gerektiği yönünde çalışmalar yaptıklarını aktardı.

Sonrasında kamu sendikalarının örgütlenmesinin güçlü bir biçimde ilerlemeye başladığı 1994 ve sonrasında kamu sendikalarının kurulması için komisyonlarda çalışmalar yaptıklarını belirtti.

Enerji alanında sendikalaşmanın başlaması üzerine EMO başta olmak üzere birçok emek örgütünün bu konuda ciddi bir çalışma yaparak birlikte güçlü bir sendika yaratılmasına çalışıldığını söyleyen Karaçay, enerji sektörünün kamusal bir hizmet olduğunu ve çalışanlarının o zaman Tes-İş Sendikası'nda örgütlendiklerini, EMO, Yapı-Yol-Sen'in de bu örgütlenme çabasında önemli bir çaba gösterdiklerini belirtti. Kamu sektöründe özelleştirilmeye yönelinmesiyle birlikte işten atmaların, iş bırakma eylemlerinin, yapıldığını, taşeron çalışanların taleplerinin o günlerde de bugünkünden çok farklı olmadığını, enerji sektöründeki bu güçlü mücadeleyi Enerji-Sen'in yürütmekte olduğunu ifade etti.

Elektrik Mühendisleri Odası'nın kuruluşunu da aktaran Karaçay, EMO'nın 1954 yılında enerji sektöründeki sisteme destek olmak amacıyla, enerji üretim ve dağıtım sistemin oturtulması ve en iyi şekilde işler hale getirilmesi amacıyla kurulduğunu, fakat 1970'lerden sonra ise yönetime gelenlerin kamu hizmetlerinin halkın ve toplumun yararına yönelik düzenlenmesi gerektiğini düşündükleri için sisteme muhalif bir hale geldiğini sonrasında da emek ve meslek örgütlerinde bu anlayışın yaygınlaşmaya başladığını anlattı.

EMO başta olmak üzere bugün emek ve meslek örgütlerinin iktidarın hedefi durumunda olduğunu, defalarca tasfiye edilmeye çalışıldığını, kapatılmaya çalışıldığını fakat emek ve meslek örgütlerinin güçlü karşı koyuşuyla bunun engellendiğini vurgulayan Karaçay, enerjinin insan ve toplum yaşamındaki önemine değindi.

Elektrik üretiminin insan yaşamının vazgeçilmezlerinden olduğunu, enerji sektörünün ise bir çok sektörün kontrol edilebilmesini sağlayan bir sektör olduğunu ifade eden Karaçay, enerji sektöründeki bu olanak ve yüksek karlar sağlaması nedeniyle Arap yarımadası ve ortadoğu'da sermayenin pastadan pay kapma savaşına dönüştüğünü, emperyalistler başta olmak üzere işbirlikçi iktidarların da bu rantın peşinde olduklarını belirtti.

BEDAŞ'ta yaşanan işten atmalar ve başlayan direnişin sonucunda BEDAŞ taşeron işçilerinin emeğinin hakkıyla bu mücadeleyi kazandıklarını ve çok zorlu çetin mücadelelerle deneyim kazandıklarını söyleyen Karaçay, taşeron işçilerin verdikleri mücadeleyle çok ciddi bir yağmanın boşa çıkarılmasını sağladıklarını belirtti. Bugün kamusal üretim ve hizmet alanında yapılan yağmaya başta taşeron işçi olarak çalışmaya zorlananların karşı koyması gerektiğini ifade eden Karaçak aksi halde bunun bedelini gelecekte çocuklarımızın, torunlarımızın ödemek zorunda kalacaklarını belirtti.

Bugün enerji sektöründe üretim ve dağıtım hizmetinin en düşük maliyetle yapılmaya çalışıldığını ve bundan büyük bir rant elde edildiğini hatırlatan Karaçay, gerekli malzemelerin çalışanlara sağlanmaması, ucuz işgücü, yoğun çalışma saatleri nedeniyle çalışanların kalitesiz bir hizmet üretmeye zorlanmaları nedeniyle sık sık elektrik kesilmelerinin yaşandığını arızaların hızlı bir şekilde giderilemediğini, giderilseler de yeterli düzeyde yapılmadığını belirtti.

Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal ise enerji sektöründeki örgütlenme sürecini aktararak konuşmasına başladı. Enerji işkolunda 1986-1987 yıllarında, yemek, temizlik işlerinin taşeronlaştırılmaya çalışıldığını, enerji iş kolunda çalışanlar olarak Tes-İş Sendikası'nda örgütlendiklerini ve yaptıkları boykotlarla, eylemlerle ihaleleri önlediklerini belirtti. Fakat 1990'lı yıllarda AKTAŞ özelleştirilmesi sürecinde sendikaya üye işçilerin hisse alarak özelleştirmeye ortak olduklarını ve böylece özelleştirme sürecinin önünü tıkaması gerekenlerin bizzat bunun gerçekleştirilmesini çabuklaştırmış olduklarını aktardı.

Özelleştirmelere yönelik yapılan yasal düzenlemeler sonucu çıkarılan 4046 sayılı yasa ve bu yasanın 2.maddesiyle enerji sektöründe çalışanların hayatının iktidarın iki dudağı arasına bırakıldığındı, sermayenin bu taşeron şirketler üzerinden büyük rantlar elde ettiğini belirten Kartal, üretimin, dağıtım hizmetinin ve enerjinin vatandaşa götürülmesini yine aynı işçilerin sağladığını ama işçilerin çalışma güvencesinin, işçi sağlığı ve iş güvenliklerine ilişkin önlemlerin ise hiç dikkate alınmadığını vurguladı.

Enerji sektöründe yerleştirilmek istenen taşeron çalışma ve yüksek rant sağlama hesaplarının yapıldığı arı kovanına Enerji-Sen'in çomak soktuğunu, özelleştirmenin, ihalelerin ve muvazaalı çalışmanın yaygınlaştırılmasının önüne geçtiğini aktaran Kartal, BEDAŞ'ta yaşanan işten atmalar sonucunda yapılan eylemler ve direniş sürecine de değindi. BEDAŞ taşeron işçilerinin verdikleri zorlu mücadele ile BEDAŞ'ın taşeron firmalarla yaptığı ihalelerle muvazaalı işçi çalıştırmasının önüne geçildiğine dikkat çeken Kartal, taşeron işçilerinin tüm taleplerinin tam olarak karşılanmamış olsa da, bugün tüm haklarını kullanabilecek durumda olmasalar da, en azından işçilerin işten atılarak sayılarını azaltılmasını, işçiler üzerindeki iş yükünün arttırılmasını önlediklerini, bir takım haklarını kullanabilir durumda olduklarını belirtti.

Enerji-Sen üyesi taşeron işçilerin bir taraftan da Tes-İş'e karşı da mücadele vermek durumunda kaldıklarını ifade eden Kartal, özelleştirmeler nedeniyle yurt çapındaki elektrik işletmelerinde çalışan kadrolu ve kadrosuz enerji işçilerine ilişkin istatistikleri de aktardı. Toplamda 21 dağıtım şirketinde 4800 kadrolu ve 21000 taşeron çalışan bulunduğunu bu 25000 işçiden sadece 4800 işçinin Tes-İş üyesi olduğunu hatırlatan Kartal, Tes-İş'in enerji kolundaki taşeron işçilerin örgütlenmesinin önüne set çekmeye çalıştığını, yetkili sendika olmamasına rağmen toplu sözleşme yaparak 4046 sayılı yasanın 2. maddesine işçileri mahkum etmeye çalıştığını ifade etti.

Enerji iş kolunda çalışan işçilerin çoğunun yaş ortalamasının 30 yaş altı olduğunu, bu işçilerin toplamına yakınının siyasal süreçlerden uzak olduklarını ve sendikal bilinçlerinin olmadığını, bu işçilerin göçlerle büyük şehirlere akan genç ve apolitik insanlar olduklarını belirten Kartal, sendikalı ve örgütlü insanlara seslenerek kendine kadro diyenlerin bu genç işçilerle günlerini geçirmeleri ve onlara sendikal ve sınıfsal bilinci vermeleri gerektiğini, enerji işçilerine işlerine sahip çıkabilmeleri, kendi geleceklerini ellerine alabilmeleri için hangi yollarla ve hangi hedefle nasıl mücadele etmeleri gerektiğini bıkıp usanmadan anlatmaları gerektiğini belirtti.

Enerji işçilerinin tarihte çok az yakalanacak önemli bir dönemeçte olduklarına vurgu yapan Kartal, önümüzdeki aylarda özelleştirilecek olan BEDAŞ'ta çalışanların statüsünün belirsizliğine de değindi. BEDAŞ çalışanlarının 4-C melanetiyle karşı karşıya olduklarını, taşeron şirketlerden gelen genç 2250 işçinin BEDAŞ'ta çalışacağını belirtti.

Taşeron olarak çalışan işçilerin ya güvencesiz esnek çalışmaya, ücretlerinin ödenmemesine, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin hiç sayılmasına ağır çalışma koşullarına katlanarak sermayedarın iki dudağı arasına hayatlarını teslim edeceklerini ve ona yalvararak kölece çalışma koşullarına razı olacağını ya da haklarına sahip çıkarak geleceğini kendi ellerinde tutmak için mücadele etme yolunu seçmek zorunda olduklarını belirten Kartal, taşeron işçilerin kendi haklarının farkına vardıklarında, işlerine sahip çıktıklarında, işlerini en iyi şekilde yapmak ve haklarına sahip çıkmak konusunda yetkinleştiklerinde ve güçlü bir örgütlülük sağladıklarında bunları engelleyebileceklerini belirtti.

Konuşmaların ardından Enerji-Sen Örgütlenme Uzmanı Ali Duman, yurt çapındaki elektrik işletmelerinde çalışan taşeron işçilerle yaptığı röportajdan bazı bölümlerle enerji işçilerinin çalışma koşulları ve ücretleri, çalışma yaşamı ve örgütlenme konusundaki görüşleri aktardı.

Av. Mehmet Ümit Erdem ise taşeron çalışma sistemine, yasal düzenlemelere ilişkin bilgi verdi.

4857 sayılı yasanın ikinci maddesiyle hangi işlerin taşerona verilebileceğinin belirlendiğini hatırlatan Erdem, BEDAŞ'ın taşeron işçilere yaptırdığı okuma, açma-kapama-kesme işlemlerinin BEDAŞ'ın esas işlerinden olduğunu dolayısıyla bunun taşeron firmalar yaptırılamayacağını ifade ederek Enerji-Sen tarafından yapılan muvazallı çalışmaya itirazların kabul edildiğini, bu konuda açılmış davaların da bulunduğunu aktardı.

Taşeron çalışmanın yaygın olarak uygulandığı alanlardan örnekler veren Erdem, Dev-Sağlık-İş Sendikası'nın taşeron çalışmayı ve muvaazalı işçi alımını engellemek için farklı bir mücadele yürüttüğünü, üst işverenin bazı hizmetlerin ihaleye çıkartması durumunda ihalenin yapılmasını engellediğini ve taşeron işçilerin işlerinden atılmalarını ya da muvazaalı işçi çalıştırmanın önüne geçildiğini belirterek bunlara ilişkin örnekler verdi.

Özelleştirmeler, taşeron işçi çalıştırılması, muvaazalı ihaleler gibi durumlarda işçilerin örgütlü ve birlikte davranmalarının çok önemli olduğunu belirten Erdem, sermayenin böyle durumlarda işçilerin verdikleri tepkiye ve güce göre bir yönelim belirlediklerini, işçilerin kararlı bir mücadeleyle bu yönelimlerin belirlenmesinde etkili olduklarını aktardı.

BEDAŞ'ın 1 Mayıs'ta özelleştirileceğini ve bu sürece kadar BEDAŞ işçilerinin bazı adımları atmış olmaları gerektiğini belirten Erdem, bu süre içinde bir toplu sözleşmenin imzalanmasının, kazanılmış haklarının bu toplu sözleşmede yer almasının önemini vurguladı. Erdem kamusal hizmetlerde çalışanların 4-B, 4-C, 4D statüleri hakkında da bilgi verdi.

Erhan Karaçay söz alarak örgütlenmenin yalnızca işçiler açısından değil, tüketiciler, hizmet alanlar içinde önemli olduğunu belirtti. Elektrik tüketicilerinin de bu konuda dikkatli olmaları ve tüketici haklarına sahip çıkmaları gerektiğini, işçilerle birlikte ortak hareket edebilmeleri gerektiğini söyleyen Karaçay, elektrik faturalarında yer alan ek ödemelere ve bunların nasıl bir rant getirdiklerine dikkat çekti.

Kamusal hizmetlerin önemli olduğunu belirten Karaçay, enerji gibi bir kamusal üretim ve hizmetin tek elden ve özenli, kaliteli bir şekilde ve temel işlevlerinin kamu işletmeleri tarafından yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Kamusal hizmetlerin özelleştirilmesine engel olunamadığının altını çizen Karaçay, en azından bundan sonraki süreçte belirleyici davranmak gerektiğini, işçilerin çalışma koşullarına ve geleceklerine sahip çıkmak için mücadele vermelerini, tüketicilerin ise hem onların haklarına sahip çıkmalarına destek vermeleri hemde ceplerinden çalınan paraya engel olmak için bilinçli tüketiciler olmaları gerektiğini belirtti.

Panel katılımcıların enerji iş koluna ve sendikal çalışmalara ilişkin soruların cevaplandırılmasıyla son buldu.

Mücadele Birliği