İşçi ücretleri global eksende adeta dip yaptı. ABD ve Avrupa dahil en gelişmiş ülkelerde bile ücretler asgari seviyenin altında. Örneğin Almanya standartlarında, çocukları olmayan iki kişilik bir ailenin asgari geçim düzeyi en az 1200 Euro’dur. Tam zamanlı çalışan bir kişinin aldığı ücret 800 Euro’dur. Bu durumda aile devlet yardımına başvurmak zorundadır. Eğer iki kişi de çalışıyor ve çocukları var ise yine benzer bir sorun ortaya çıkıyor.
Günümüzde devlet yardımına muhtaç milyonlarca kişi var ve bunlar işsizlik istatistiklerinde görülmüyor. Haliyle Almanya’daki işsizlik rakamları da çok düşük görülüyor.
Bu kadar düşük ücretle çalışan işçilerin büyük bölümü taşeron işçi firmaları aracılığıyla iş buluyor. Yani emek gelirinin önemli payı taşerona gidiyor. Ancak Almanya’da devlete karşı, sermayeye karşı tık yok. Bir direniş, bir tepki, bir örgütlülük sözkonusu değil. Aksine sendika benzeri işçi örgütleri hala güç kaybediyor. Almanya için geçerli olan bu manzara aslında şu an tüm Batı Avrupa’yı kapsıyor.
Devlete ve sermayeye karşı bir tepki yok ama kimse de mevcut durumdan hoşnut değil. Memnun olmayanlar listesinde mavi yakalı işçi ve emekçilerin yanı sıra beyaz yakalılar kategorisine giren memurlar, hatta doktor, avukat, muhasebeci, sigortacı gibi serbest meslek sahipleri ve esnaflar da var. Yine politik alanda sosyal devlet olgusunu savunanlardan, farklı görüşlere sahip entellektüellere kadar, rahatsızlıklarını yansıtanların sayısı hiç de az değil.
Tüm kesimlerin şikayetlerinin ana noktası yabancı ülkelerden gelen işçiler ve mülteciler. Bazı gurup ve hareketler milliyetçi ve ırkçı reaksiyonlarla tepkilerini ortaya koymakta, tek yol olarak yabancıların terkini önermektedir. Farklı görüşte olanlar ise integrasyon projeleri, mesleki eğitim ve sistem içi düzenleme yoluyla müdahaleyi esas alıyor.
Peki yabancılar ya da mülteciler bu kadar beceriksiz mi? Yıkıcı ve tüketici mi? Ya da ırkçı saldırılara maruz kalacak kadar suçlu mu?
Hiçbiri değil. Aksine yabancılar da oluşturulan sistemin mağduru ve hatta en mağduru ve bütün belaların ceremesini çeken kesimdir. Öfkeye neden olunan konu düşük ücretle çalışmaya razı olmaları, sosyal haklardan yoksun olmayı göze almaları, kaçak çalışmaları ve bundan dolayı da yeterince vergi vermemeleri. Ayrıca kaçak yollarla bu ülkelere girmeleri, bir nevi sosyal ve hukuki sistemi zorlamalaları ya da benzer gerekçeler olarak sıralanıyor.
Ancak bu yaşananlar da mevcut devletlerin rızasıyla oluyor. Her ne kadar mülteciler suçlu gibi gösterilse de yasal yollarla doğu Avrupalı ülkelerden gelen işçilerin serbest dolaşma hakkı var. Bunların tarzı da aynı sonuçlara yol açıyor. Yine mülteciler siyasi sığınma gereğiyle geliyorlar ve bunlardan mağdur olmayıp, iş amacıyla gelenler geri gönderilebilir. Böylece bu ve benzeri caydırıcı mekanizmalar devreye sokulabilir. Ama pratikte aksi davranışlar ve caydırıcı unsurlara gerek duyulmadan gelen hemen herkesin kabulü söz konusu.
Çünkü Avrupa’nın işgücüne ihtiyacı var. Hele hele düşük ücrete razı olması en ağır işlerde çalışmayı kabul etmesi, mesleki eğitim gerektirmeyen bundan dolayı da devlete maliyet çıkarmayan işlerde çalışmayı tercih etmesi, bulunmaz bir nimettir. Daha da ötesi bütün ülkede oluşan öfkenin, ekonomik ve sosyal sorunların günahkarı ilan edilmesi, sermaye ve devleti gizliyor, maskeliyor. Bu da gayet memnuniyet verici bir durum. Bunlara harcanan bazı sosyal ödenekler ya da işsizlik yardımları getirilerinin yanında devede kulak kalır.