Mesleki kanserler: ‘Çalışırken kanser oluyoruz’ - Coşkun Canıvar

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2013 yılında yaşamını yitiren 1235 işçinin olduğunu ve sadece 3’ünün meslek hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı. Başka bir bilgi yoktu çünkü meslek hastalıkları konusunda Türkiye’nin bir politikası yok...

Kanser hastalarının yüzde 6 ila yüzde 10’unun mesleki nedenlere bağlı kanser olduğu verisinden hareketle her yıl 150 bin kişinin kansere yakalandığı ülkemizde yılda 9 bin ila 15 bin insanın mesleki kanser tanısı alması beklenmelidir. Oysa ki Türkiye’de bugüne kadar mesleki kanser tanısı almış tek bir işçi dahi bulunmamaktadır...

Türkiye’de meslek hastalıkları tanı sistemi değerlendirildiğinde tıbbi tanı sisteminin olmadığı, meslek hastalıkları rakamlarının maluliyet belirleme süreci tamamlanmış olgular olduğu görülür. Ayrıca bir işçinin meslek hastalığı tanısı alabilmesi için öncelikle sigortalı olması gerekmektedir. Sigortalı işçiler içinse meslek hastalığı tanısı almak adeta işçinin bireysel olarak kararlı bir mücadelesi sonucunda mümkün olabilmektedir. Tanı sonrasında ise işyerinde hastalık nedeni olan çalışma biçimlerinin ortadan kaldırılması bir yana tanı alan işçiyi işsizlik sorunu beklemektedir. Tüm bu zorluklara ek olarak ‘tanı koyucularda’ mesleki kanser gibi bir tanı için kanser nedeni olan sigara, genetik ve çevresel faktörlerin tamamıyla dışlanması gerektiği gibi bir anlayışın hakim olduğu düşünülürse henüz mesleki kanser tanısı almış bir işçi dahi olmamasının bazı nedenleri görülmüş olur.

Oysa ki mesleki faktörler diğer faktörlerle birleştiğinde kanser riskini kat ve kat arttırdığı bilinmektedir. Mesleki kanser tanısı için mesleki etkenler dışında tüm nedenlerin dışlanmasının gerektiğini savunmak hem bilimsel değildir hem de işçi karşıtı konumlanışın yansımasıdır. Başta meslek hastalıkları tıbbi tanı sisteminin kurulması olmak üzere tıp eğitiminden, akademinin ve tüm hekimlerin konuya ilgisi ve bakış açısına kadar birçok başlık meslek hastalıkları tanı sürecinde önemlidir. Kuşkusuz tanı sürecinin önündeki en büyük engel, işçilerin sağlığını ve diğer tüm haklarını hiçe sayan siyasi iktidar ve devlet organizasyonunun sermaye yanlısı politikalarıdır.

Mesleki kanserlerin nedenleri değerlendirilirken kanserojen maddelerin yarattığı riskler kadar çalışma koşullarının yarattığı stres ve tükenmişliğin de kanser gelişiminde önemli bir payı olduğunu unutmamak gerekir. Bu çerçevede Türkiye’de kapitalist çalışma biçimlerinin her yıl on binlerce insanın kansere yakalanmasına neden olduğunu söylemek mümkündür. Buna rağmen Türkiye’de bugüne kadar bir tane dahi mesleki kanser tanısı konulmamış olması işçi sağlığı konusunda devlet organizasyonunun sermaye yanlısı tutumunun açık göstergesidir.

Bu çerçevede değerlendirildiğinde başta sendikalar olmak üzere tüm emek örgütlerine işçi sağlığı mücadelesinde önemli görevler düşmektedir. ‘Modern tıp’ ve egemen akademi anlayışı, sermayenin kontrolünde mevcut üretim ilişkilerinin yeniden ve yeniden üretimiyle meşguldür. Toplumsal yararı hedefleyen bilimsel bilgi üretim sürecinin geliştirilmesi, toplumcu bilim insanlarının zor ama önemli bir görevidir. Mesleki kanserler özelinde ve genel olarak bakıldığında tüm iş kollarında işçi sağlığını tehdit eden çalışma koşullarına karşı en sert sınıf mücadelesi zeminin oluşturulması gerekmektedir. İşçi sağlığı konusunu devlete bırakmak veya konuyu tazminat hukukundan ibaret algılamak sınıf mücadelesinin en önemli mevzilerinden birisini burjuvaziye teslim etmek anlamına gelmektedir.

Üretim araçlarının gerçek sahipleri işçiler olarak üniversitelerden fabrikalara, tarlalardan holding binalarına, inşaatlardan tersanelere, atölyelerden hastanelere kısacası ‘çalışırken hastalandığımız ve can verdiğimiz’ tüm alanlarda, işçi sağlığını sınıf mücadelesinin temel taşlarından birisi haline getirmeliyiz.