İnfaz - Semra Somersan

“İnsanın gerçek ölümü hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır.” (Ingeborg Bachmann,Malina, YKY, 1993, s.8)
 
Yok, burada ondan bahsetmeyeceğim, sadece, ölüm türleri üzerine bir dizi roman yazmayı düşünüp, birini (Malina) gerçekleştirdikten sonra, 47 yaşında öldüğünü söyleyip geçeceğim. (1927-1973)
 
Ve bir ölüm türünü yazacağım: Sermaye sahibi bireylerin ve onlara izin veren devletin, akıl bile, göz göre sebep olduğu bir ölüm türü.
 
Sonuncusu İstanbul’un göbeğinde, Ali Sami Yen arazisinde 47 kata yükselecek “rezidans” inşaatına, dershane parası biriktirmek için Van’dan gelen 19 yaşındaki Erdoğan Polat: Şantiyede, 17. katta emniyet halatının kopması ile öldü. (9 Nisan 2014)
 
Sorumlu?
 
İnşaatın sahibi Torunlar, suçu, “sepet” montajını yapan firmaya atıyor, “Polat, montajda görevli firmanın çalışanıydı” diyor! Avukat Sevcan Kumyol “işveren kadar devlet de sorumludur” bilgisini veriyor, ama “devletçe yetkilendirilmiş iş güvenliği uzmanlarının da sorumluluğu” olduğunu vurguluyor.
 
Polat’ın annesi- sevgilisi- babası olsaydım? Olsaydınız?
 
2000-2012 yılları arasında Türkiye’de 13 bin civarında işçinin hayatını kaybettiği kazaların hiçbiri, kaçınılmaz kader değil, göz göre göre insan yapması; taşeron şirketler ile onlara iş veren daha büyük sermayedarların sorumsuzluğundan kaynaklanıyor, ve devletin denetim zafiyetinden.
 
Ve bizlerden: Sermayesiz, çulsuz bireylerin, devlete, o şirketlere daha sert konuşamadığımız, daha keskin muhalefet yapamadığımız, suçluları mahkemeye vermediğimiz, “defol buradan, daha çok para kazanacağım diye insan öldürmeye hakkın yok”, devlete de, “gazetecileri hapse atmak yerine şirketleri cezalandır” diyemediğimiz için.
 
İşçi ölümleri en çok inşaat, taşımacılık, tarım ve ticaret, sektörlerinde; Adana, Antalya, Hatay ve Kocaeli’nde oluyormuş. (www.yanginmerkezi.org)
 
Dünya ile karşılaştırdığımda: İşçi ölümlerinin Avrupa sıralamasında Türkiye birinci, dünya sıralamasında ise üçüncü. Uluslararası Çalışma Örgütü, ILO’nun verilerine göre iş kazası sonucu ölümlerde, Türkiye, sadece El Salvador ve Cezayir’i geçemiyor.
 
Oysa, mesela, minik Pamir Dikdik’in havuzda boğulması sadece benim de değil, milyonların gece ve rüyalarına yayılırken, Boğaz’a dikilmeye çalışılan ismini bile sevmediğim 3. köprünün inşaatında ölen üç taşeron işçiyi gözardı edebilmiştim: İki kardeş,Yaşar Bulut, Lütfü Bulut (Yalova) ve Kahraman Baltaoğlu (Samsun).
 
Şimdiye kadar Türkiye’yi dünya üçüncülüğüne getiren nice iş kazasını yazılarımda anmak gibi asgari bir “incelik” yapamadım. Silikozisden ölen işçileri yıllardır biliyorum. Tek edimim taşlanmış blucin giymemek.
 
Benim gibiler çoğunlukta, buna karşılık, sayıları az da olsa konuya duyarlı insanlar da var.
 
Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nün çok bilgili ve akıllı bir asistanı var idi, ben oradan istifa etmeden önce. Şimdi Mimar Sinan Üniversitesi’nde. Aslı Odman. Benim bilmediğim birkaç lisanı su gibi konuşuyordu: Sanırım, en azından Almanca, İspanyolca ve Fransızca. Genç ama çok bilgili olmakla kalmayıp bir de, fazlası ile vicdanlı idi. İşte Aslı, epey bir zamandır Türkiye’de iş kazaları ile uğraştı, hâlâ da uğraşıyor.
 
Şimdilerde Aslı ve arkadaşlarının hazırladığı bir web sitesi var: www.yanginmerkezi.org Oradaki 2014 rakamları gelecek için pek ümit vaat etmiyor: Ocakta 87, şubat ayında ise en az 77 işçi çalışırken ölmüş. Bu sadece web sitesine bildirilenler. Gerçek rakam çok daha yüksek olmalı. 2013 yılında, siteye, kazalarda öldüğü bildirilen işçi sayısı toplam 1205, 2012 de ise 878.
 
Yangın Merkezi’nin sitesinde çeşitli makaleler ve istatistiklerin yanı sıra şöyle bir çağrı da var: “Şahit olduğunuz, haber aldığınız ve her ay açıkladığımız raporlarda ismini göremediğiniz, eksik bilgi verdiğimiz iş cinayetlerini (guvenlicalisma@gmail.com)mail adresi vasıtasıyla Meclisimizle paylaşmanızı istiyoruz.”(erş. 11 Nisan 2014)