Türkiye ekonomisinin bel kemiği sayılan tekstil sektörü her geçen gün daha fazla büyüyor. 1990 ve 2007 yılları arasında ihracat oranını tam dört kat arttırmış durumda. Türkiye'de toplam ihracat gelirlerinin yüzde 15'i konfeksiyon sektöründen geliyor. Tekstil bu oranla otomotiv sektöründen sonra ikinci sırada yer alıyor. Sektörde yaşanan bu gelişmelerin altında yatan dinamikler kuşkusuz büyük önem taşıyor. 1980'lerden sonra neoliberal iktisat politikalarının etkisiyle Türkiye, ihracata dayalı bir ekonomik yapılanmanın içine girdi. Dünya piyasasındaki bu pay kapma yarışı Türkiye'yi doğal olarak emek yoğun sektörlere itiyor. Başarılı olması da maliyetlerinin mümkün olduğunca düşük tutmasına bağlı. Bu durumda tekstil sektörü Türkiye için tam bir biçilmiş kaftan. Kayıt dışılığın, taşeron ve fason ilişkilerin yaygınlığı elbette Türkiye'nin rakipleriyle yarışabilmesini kolaylaştırdı.
Sektöre yapılan devlet desteği ve gelişmeler de bu durumu pekiştiriyor. İstanbul, İzmir gibi geleneksel sanayi merkezlerinin dışında Doğu Bölgeleri de halıcılık ve tekstil sektöründe ön plana çıkıyor. Yani tekstil sektörü Türkiye geneline yayılmış durumda ve birçok yerde denetimden uzak. Özellikle son dönemlerde Anadolu sermayesinin yükselişe geçişi bu bölgelerde tekstilin önemini arttırdı. Fakat buna rağmen bölgede kayıt dışı sektör hala oldukça etkin durumda.
Türkiye'de kayıt dışı istihdam denince özellikle tekstil sektöründe kadınların payı yadsınamayacak kadar çok. Mevcut ataerkil yapı, ilişkiler ve kültür kadın istihdamının artmasını engellerken kapitalist sistem de ucuz işgücü olduklarından kadınları kayıt dışı sektörlere itiyor. Aslında çelişkili gibi görünen bu iki sistem kadın emeği sömürüsü söz konusu olduğunda birbiriyle çok güzel bir uyum içinde. Kadınlar evdeki görevlerini aksatmadan piyasaya da dahil oluyor.
Tekstil sektöründe kayıtlı işçi istihdamı 1 milyon 12 binken, kayıt dışılıkla beraber 3 milyona yaklaştığı tahmin ediliyor. Türkiye genelinde kadın istihdamı yüzde 25' lerdeyken tekstil sektöründe bu oran yüzde 37 civarında. Konfeksiyon sektöründe kayıt dışılık oranı tam olarak bilinmiyor. Ama taşeron ilişkilerin, küçük atölyelerin ve evde çalışma biçimlerinin kayıt dışılığı pekiştirdiği söylenebilir. Nitekim büyük fabrikalarda dahi kayıt dışılık gözleniyor. Dolayısıyla tekstil sektörü kadınların görünmeyen emeği üzerinden büyüyor. Bu sebeple Türkiye'de tekstil sektörünün yapısını incelemek aynı zamanda kadın istihdam yapısını da anlamamıza yardımcı olabilir.
Tekstilde aile temelli küçük işletmeler ve taşeron ağları kadın emeğinin büyük firmalara ucuz ve kolay bir şekilde sunulmasına hizmet ediyor. Bu çalışma biçimleri kadınları aile ve evlilik rollerinden koparmadan sürece entegre ediyor. Kadınlar bu şekilde ev ve bakım işlerini ihmal etmeden, aile bütçesine de katkı sunmuş oluyor. Bunu yaparken güvencesiz, düşük ücretli ve oldukça kötü çalışma koşullarına maruz kalıyorlar.
Sektördeki bu kayıt dışılığı gidermek ve mevcut ataerkil yapıyı kıracak adımlar atmak büyük önem taşıyor. Çözüm konusunda sermayenin çıkarlarına hizmet eden devletten ve sermayeden medet ummak yersiz.
Bununla birlikte tekstil sektörü sendikalılaşma açısından da büyük bir boşluğa sahip. Ancak umut verici gelişmeler de olmuyor değil. Nitekim 2012 yılında Gaziantep'te sendikasız işçilerin katılımıyla gerçekleşen büyük tekstil grevi ve daha öncesinde yine benzer şekilde gerçekleşen grevler bunun örneği. Ancak bu tarz işçi hareketliliğinin başarıya ulaşması ve kalıcılığının sağlanması için sendika hala önemini koruyor...