Kalkınma ve Kıyım: Doğa, Kent ve İnsan Nereye?

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin düzenlediği "Kalkınma ve Kıyım : Doğa, Kent ve İnsan Nereye?" başlıklı panel İstanbul Tabip Odası'nda yapıldı. Panelde kapitalizmin gelişimi, sanayinin gelişimiyle birlikte yükselen kar hırsı kentleşme doğanın yok edilişine doğru giden tahribat ve insan kıyımına, tamaöen önlenebilir nedenlerden kaynaklanan meslek hastalıkları ve iş cinayet cinayetlerine dikkat çekildi. Ayrıca  Prof Dr. Nejat Yazıcıoğlu İSİG Hizmet Ödüiü verildi.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi tarafından düzenlenen "Kalkınma ve Kıyım: Doğa, Kent ve İnsan Nereye?" başlıklı panel 28 Nisan'da İstanbul Tabip Odası'nda yapıldı. Panelin sunumunu yapan Dr. Nazmi Algan İSİGM kuruluşu, amacı ve çalışmalarına değindi. İSİG alanındaki özverili çalışmaları ve mücadelesiyle hekimlere öncülük eden Prof. Dr. Nejat Yazıcıoğlu'nu anlattı. Bu alanda çalışmaları teşvik etmek ve onun ansını yaşatmak için verilen Nevzat Yazıcıoğlu hizmet ödülünün ikincisinin sahibini bulduğunu belirten Algan sözü Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Taner Gören'e verdi.

Gören, Yazıcıoğlu'nun hem hekimliği hemde kişilik olarak en etkilendiği insanlardan biri olduğunu ve ona layık olmaya çalıştıklarını ifade etti.

Mahşerin Dört Atlısı = Kapitalizm...

Panelin ilk sunumunu Dr. Aslı Odman yaptı. Tarih boyunca özellikle dinler tarafından "Mahşerin 4 Atlısı" olarak anlamlandırılan; Ölüm, Bulacı Hastalıklar, Açlık ve Savaşların kapitalizmin ve sanayinin gelişimiyle birlikte insanların yaşamına girdiğini anlatan Odman, kapitalist sistemin gelişme hızı ve kar hırsının yükselişiyle birlikte doğanın tahribatının, ve üreten işçilerin emekçi insanların ölümünün de hızla artşına dikkat çekti.

Kentleşmenin ise kapitalist bir fenomen olarak karşımıza çıktığını, sanayileşmenin hızlanmasıyla birlikte üretimin arttığını buna rağmen üretilenlerin imha edildiğini ama üretenlerin yararlanmasına imkan tanınmadığına değinen Odman, ölüm, bulaşıcı hastalıklar, açlık ve savasın toplumların yaşamına nasıl girdiğini örnekleyerek aktardı.

Hangi Savaş, Hangi Hastalık, Hangi Kalkınma...

Kapitalimle birlikte mahşerin dört atlısının nasıl yaşamımıza girdiğini özellikle kapitalist sistemin gelişimiyle birlikte yani 100 yıldır var olduğunu söyleyen Odman savaşların hep varolduğu ve varolacağı algısı yaratılarak sonsuzlaştırılnasına diKkkat çekti. Meslek hastalıkları ve iş cinayetleriyle her yıl savaslar, salgın hastalıklar ve afetlerdekinden çok daha fazla işçinin yaşamını yitirdiğini söyledi.

Hastalıklar nedeniyle yaşansn insan kıyımlarına da değinen Odman Çeçe sineğinin neden olduğu uyku hastalığını hızla tedavi eden kinin maddesinin çok kar getiren kozmetikte krem ve makyaj malzerneleri yapımında kullanıldığını fakat Afrika'da ölen 300 bin insanı tedavi etmek için kullanılmadığına dikkat çekerek kapitalist kalkınma, ilerleme ve büyümenin sorgılanması gerektiğini ifade etti.

Odman 14-15 yaşındaki çocuklar da dahil binlerce insanın çalışırken tamamen önlenebilir nedenlerle meslek hastalıkları ve iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirdiklerini ve insan ölümlerinin sadece bir kısmının rakamlar olarak basına yansıdığını büyük bir kısmının SGK kayıtlarına bile giremediği acı gerçekleğine vurguyaptı.

Dünyada ve Türkiye’de meslek hastalıkları tanısı ve bu alandaki çalışmaları, önlemleri de ele alan Odman, kapitalist sistemde 1970’ler sonrasındaki tekstil, maden, enerji, inşaat alanındaki özelleştirmeleri ve kaynakların sermaye şirketlerinin ele geçirişini, ilerleyen yıllarda ise eğitim, sağlık ve su kaynaklarının enerjiye dönüşümü alanındaki sermayeleşmeye işaret etti.

Kapitalizmin doymak bilmez kar hırsıyla, bir çok sektöre birden el attığını, maden sektöründe bilinen bir şirketin, giderek enerji, inşaat, hatta eğitim ve sağlık alanlarına doğru da uzanarak bir ahtapot gibi bir çok alanı ele geçirdiğine işaret ederken, eğitimde vakıf üniversiteleri, sağlık alanında hastanelerin de şirketlerin eline geçmiş olduğunu belirtti.

HES’lerin ise hem doğa, hem de insan kıyımının çok büyük bir hızla ilerlediği başka bir sermayeleşen alan olduğunu, bunun inşaat sektörüyle birlikte binlerce iş cinayetinde yaşamını yitiren işçiyi ifadelendirdiğine dile getiren Odman, holdinglerle devletin bütünleşmesine vurgu yaptı.

Doğa, Kent, insan ortak paydasına da değinen Odman, kapitalizmin gelişimiyle birlikte kentleşmenin büyümesi ve son süreçte Türkiye’de hızla yayılan  kentsel dönüşüm adı altındaki doğa ve insan kıyımına işaret ederek, hem doğanın tahrip edildiğini, hem insanların mahallelerdeki yaşamlarının ellerinden alındığını, hem de kentlerin inşaası sırasında yüzlerce inşaat işçisinin  güvencesiz, ağır sömürü koşullarında çalışmasını ve iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlattı.

Odman, maden, HES’ler başta olmak üzere enerji, inşaat, maden, inşaat,  temizlik, göçmen işçilik, mevsimlik işçilik vedaha pek çok alandaki aşırı sömürü nedeniyle yaşanan meslek hastalıkları ve iş cinayetlerine değindi.  Sanayinin gelişimi ve kentleşmenin doğa ve insan yaşamındaki tahribatı ve kıyımına Dilovası, Tuzla, Zonguldak, HES’lerin yaygın olarak yer aldığı Karadeniz bölgesinden, büyük şehirlerde yaşanan Ostim, Davutpaşa ve daha bir çok iş cinayetlerinin yaşandığı olayları hatırlattı. Odman, sözlerini iş cinayetinde yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin olan “Bizler bir araya gelip acımızı bölüşüyor, gücümüzü büyütüyoruz” sözünü “gücümüzü büyütüp, acılarımızısona erdirmek dileğiyle” diyerek tamamladı.

Dr. Beyza Üstün sözlerine sömürünün, kıyımların olmadığı insanca bir yaşam mücadelesi verirken yaşamını yitiren tüm devrimcileri ve işçileri selamlayarak sözlerine başladı.

Yaşam mı ? Enerji mi?

Kapitalizmin ve sanayinin gelişimiyle birlikte insanın yaşamına giren enerji ve enerjinin üretim yollarını ve bu alandaki sömürü, doğa ve insan kıyımına dikkat çeken bir sunum yapan Üstün, gittikçe artan ve her yanı saran HES projelerine değindi.

Kapitalizmdeki kalkınma ve kriz süreçlerine vurgu yapan Üstün, 2001-2008 krizleri dönemindeki “kalkınma” adı altındaki kar hırsıyla üretilen stratejileri, sermaye birikiminin hızla büyümesini, sermaye birlikteliklerinin maden, enerji, sağlık, otomotiv, inşaat alanlarında hızla yayılışına işaret etti.

Suyun metalaşması sürecinin ise 2003 itibariyle başladığını ve büyük bir hızla yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sermayenin nasıl ele geçirdiğine örneklerleyer veren Üstün, suyu kullanarak enerji üretimlerinin doğanın yok edilmesine ve insan kıyımına değindi.

Sermayedarların ne kadar hızla krizden çıkarlarsa emek sömürüsünün de o derece arttığını ve buna bağlı olarak doğa ve insan kıyımının, sömürünün ve iş cinayetlerinin de o hızla artmakta olduğunu belirten Üstün, sermaye şirketlerinin bir çoğunun STK’ların, “yeşil şirket(!)”lerin bir çoğunun yönetimlerinde yer alarak toplumu nasıl yanılttıklarına da örnekler vererek dikkat çekti.

Kapitalist sistemin ve kar hırsının ekolojik sistemi nasıl tahrip ettiğini HES projeleri, 3. köprü inşaatı, kentsel dönüşüm alanlarından örnekler verdi. Bir alanda yapılan çalışmada “Binlerce ağaç kesiliyor, yok ediliyor” ifadesinin yetersizliğini “Binlerce ağaç kesilip yok edilmiyor, binlerce ağaçla birlikte, içinde yüzlerce tür canlının yaşadığı doğa, ekolojik denge yok ediliyor, bu  insan yaşamınada kıyımlar, sömürü, güvencesizlik, iş cinayetleri ve tüm yaşamın yok olması anlamı taşıyor” sözleriyle ifade eden Üstün, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının tümünün şimdiden sermaye şirketlerinin eline geçtiğini ve henüz projelerin tamamlanmadığını, proje bittiği andan itibaren ise  parası ödenmeyen sudan yararlanılamayacağına “İnsanın doğaya ihtiyacı var evet, ama doğanın insana ihtiyacı yok” diyerek dikkat çekti.

Şirketlerin pek çok sektöre el attığını ve ahtapot gibi tüm alanları sardığını belirten Üstün, bir yandan çığ gibi büyüyen işçi ölümlerini getiren şirketlerin ekolojik projeler, yeşillendirme alanları, spor, kültürel ve sanatsal faaliyetler alanlarını da ele geçirdiğini ve kapitalist kültürü yaygınlaştırarak sömürüsünü buradan da sürdürdüğüne büyük şirketlerden örnekler vererek değindi.

İşci Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak çalışmalarına da değinen Üstün, bu alandaki mücadelenin eksikliğine vurgu yaptı. “Birleşmekte zorlanıyoruz, arka taraftakileri doğru okuyamıyoruz.Bu siyasimücadele ve birlikte siyaseten mücadele ederek kazanabiliriz” diyen Üstün sözlerini “Farkındayız ve mücadele ediyoruz. Kırı da kenti de terk etmeyeceğiz, kazanacağımıza inanıyoruz. Sermayeye karşı halkın ihtiyaç duyduğu üretimler dışındaki üretimleri ise tartışmıyoruz” diyerek tamamladı.

Kumru Çılgın  ise sunumunu neoliberal politikalar, işçi sağlığı ve iş güvenliği bağlamında yaptı.

Kentsel Büyüme ve Yiten İşçi Yaşamları

Neoliberal ideolojiyle ve büyüme politikalarıyla karşı karşıya olduğumuzuve bunun ise her alanda yıkımı getirdiğini belirten Çılgın, işçi  sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin, neoliberal politikalara karşı ortak mücadele olarak görülmesi gerektiğine değindi.

Kapitalizmin gelişimiyle birlikte kentleşmenin yaygınlaştığını ve emek yoğunluğunun kentlerdebirikiminin arttığını, delvet için de ekonominin büyümesiolankentleşmenin sermayenin birikimine alan açmak için kırsal alanlar da dahil olmak üzere hızla kentleşme alanları açtığını belirten Çılgın, “Siyasi istikrar, ekonominin büyümesini getirir” sözünün bu kentsel dönüşüm, ve HES projeleriyle doğrulandığını ifade etti.

Kentleşmeyle birlikte inşaat sektöründeki hızlı büyümeyle birlikte inşaat sektöründeki işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının da büyüdüğünü ve her geçen yıl artarak iş kazaları ve iş cinayetlerinin yaşanmakta olduğunu hatırlatan Çılgın, kentsel yapılaşmanın sadece inşaat sektörüyle kalmadığın, altyapı, tarımsal alanlar, yerleşim merkezleri, oto yollar, su kaynakları başta olmak üzere pek çok yönden doğa ve insan yaşamını etkilediğini ve yıkıma götürdüğüne işaret etti.

Sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte iş kazaları, meslek hastalıkları ve iş cinayetlerinin hızla artmakta olduğunu belirten Çılgın, iş cinayetlerinde ölen işçilerin yakınlarının verdikleri mücadeleye de işaret etti. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Bir Umut Derneği, Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin çalışmalarına, Vicdan ve Adalet Nöbetlerine değinen ve son süreçte bu alandaki mücadelenin büyümesini getiren Davutpaşa, Esenyurt, Ostim, Bayramotel ve daha bir çok iş cinayetinin yaşandığı olaya değindi.

Kapitailst sisteme karşı verilen mücadeleyle işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda, güvencesiz çalışma, sömürü, iş cinayetleri konusunda verilen mücadele başta olmak üzere hiçbir alandaki mücadelenin birbirinden ayrı tutulamayacağına değinen Çılgın, iş çinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin 28 Nisan’ın İş Cinayetlerinde Ölen İşçileri Anma ve Yas Günü ilan edilmesi talebini dedile getirdi.

Kumu Çılgın son olarak sermayenin medya ayağına değindi ve Van Bayram Otel’de iş cinayetinde yaşamını yitiren iki gazetecinin bile haber olamadığını, çünkü medyanın da sermaye şirketlerinin denetiminde olduğunu belirterek sunumunu tamamladı.

Panel sunumunun ardından işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki çalışmalarıyla hekimlere öncülük etmiş olan Dr. Nejat Yazıcıoğlu’nu anmak ve bu alandaki çalışmaları teşvik amacıyla verilen İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Hizmet Ödülü’nün verilmesine geçildi.

Yazıcıoğlu’nu Yaşatmak...

Dr. Nazmi Algan, Dr. Nejat Yazıcıoğlu’nun özgeçmişi, mesleki yaşamı, kişiliği ve işçi sağlığı iş güvenliği alanındaki çalışmaları ve mücadelesi hakkında bilgiler aktardı. Ardından Dr. Nejat Yazıcıoğlu’nun yakın arkadaşlarından Mustafa Atalay, Nejat Yazıcıoğlu’nu hekimliği, siyasi yaşamı, insan ilişkileri yönünden anlattı.

 
Dr. Nejat Yazcıcıoğlu’nun eşi Hatice Yazıcıoğlunun kısa konuşmasının ardından İşçi Sağlığı İş Güvenliği Hizmet ödülü Dr. Mustafa Taşyürek’e verildi.