Mezarda emekli olmak istemiyoruz - Neslihan Karatepe

Coğrafyamızda emeklilik yaşı farklı statülere ve farklı koşullara göre kanunla belirlenmektedir. 8 Eylül 1999 tarihine kadar kadınlar 38, erkekler ise 43 yaşında emekli olabiliyorlardı. Ancak 1999 yılında yapılan değişiklikler ve sonrasında 2008 yılında yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ile birlikte emekli olabilme yaşı ve prim ödeme gün sayısı yükseltildi. Kademeli olarak yükseltilen emeklilik yaşı, 1 Ocak 2048 tarihi itibariyle 65 yaş olarak uygulanacak.

Emekçiler resmi olarak 15 yaşını doldurduğu zamandan itibaren çalışabilmektedir. Yoksulluğun her geçen gün derinleştiği coğrafyamızda daha küçük yaşlarda da çalışma başlamakta ve neredeyse ömür boyu sürmektedir. Oysa emekçilerin belli bir çalışma yılından sonra emekli olma hakları olmalıdır. Bu da çalıştıkları mesleğe ve toplumsal cinsiyetlerine göre belirlenmelidir.

İSİG Meclisi olarak elimizdeki bilgiler ışığında 2013 yılında yaşamını yitiren işçilerin 189’u 51 yaş ve üstündedir. Yani her can veren 5-6 işçiden birisi sosyal güvenlik koşulları sağlanmış olsa emekli olması gereken ya da (kademeli geçişten dolayı) emekli olup yoksulluktan dolayı çalışan işçilerdir. Bu koşullar emekli işçileri güvencesiz çalışma koşullarına itmekte ve güvencesiz işçi havuzunun önemli bir kaynağı haline getirmektedir. Coğrafyamızda “çalışarak veya yoksulluk içinde ölen emekli işçiler” de kaza oranının artacağı aşikârdır.

Elimizdeki bilgilere göre yaşamını yitiren 51 yaş ve üstü emekli/emeklilik çağındaki işçilerin 56’sı tarım, 41’i inşaat, 25’i taşımacılık, 19’u ticaret, 8’i maden, 8’i enerji, 7’si belediye/genel işler, 6’sı konaklama, 5’i metal, 3’ü ağaç, 2’si tekstil, 2’si tersane, 1’i gıda, 1’i kimya, 1’i iletişim, 1’i basın, 1’i güvenlik ve 2’si yeterli bilgi olmadığı için belirleyemediğimiz işkolunda can vermiştir.

Bu yaşananlara rağmen devlet emekliliği kaynak israfı olarak görmektedir. Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in geçen yıl sarfettiği ifadeler devletin sosyal güvenlik sistemine bakışının önemli bir noktasıdır: “Prim günümüzü doldurduk beklememiz gerekiyor, yaşı beklemeden iki yıl erken emekli edebilir misiniz diyorlar. Emeklilik yaşı dünyada 60-65 iken, Türkiye’de 44-49 yaşta emekli olursanız, daha erken emekli olma talebi birey olarak haklı bulunabilir. Ama ülke sorumluluğunu taşıyorsanız sosyal güvenlik alanında popülist bir politika izlememeniz gerekiyor. Biz yaş bekleyenlerle ilgili düzenleme yaparsak torunların bu konuda ‘ah’ edeceğine inanıyoruz.”

Yine geçtiğimiz yıllarda sermayenin önemli temsilcilerinden olan Koç Grubu’ndan emekli olup 1 yıl sonra kendi şirketini kuran Mehmet Ali Berkman’ın açıklamaları da sermayenin emekliliğe bakışının özetini vermektedir: “60 yaşa dünya artık orta yaş diye bakıyor... Klasik olarak bilirsiniz, denir ki insanlar hobilerini geliştirmeliler ki emekli olunca boşluğa düşmesinler. Ben hobiyle hayatın geçeceğine inanmıyorum. Golf oynamak, yelken yapmak mümkün ama bunlar tüm vaktinizi almaz ki... Türkiye’nin kaynak israfına tahammülü yok... Hayat gezme tozmayla geçmiyor...”

Oysa emekliliğin belirlenebilmesi için bazı kriterler vardır: Yaşlılıkta para ve sağlığa erişim var mı? Yaşam beklentisinin artışının kriteri nedir? Yani çalışanın ne iş yaptığı belirleyici değil midir? Eğitim durumu, meslek (sanayi işçileri özellikle madenciler fiziksel olarak en çok yıpranan işçilerdir), gelir ve varlık durumu (ev sahibi olmak, emekli maaşlarındaki farklılık, ek gelirin olup olmaması) nedir? Sistemik hastalıkları (kalp, ciğer, göz, hipertansiyon, şeker, prostat...) var mıdır? Sigara ve içki benzeri alışkanlıkların etkisi ne durumdadır? Düzenli sağlık kontrolü yaptırabiliyor mu? Sosyal ve psikolojik durumu nasıl? Yaşa bağlı refleks ve zihin zayıflamaları, yeterli dinlenme ve tatil, beslenme, barınma olanağı var mı? Ulaşım ve kent yaşamı nasıl etkiliyor? Peki, işveren ve yönetici pozisyonunda çalışanlarla işçileri aynı kefeye koyabilir misiniz?