“İş dünyası bir itibar kaybına uğramasın!”

AKP’nin işçi sağlığı ile ilgili eylem planının gerisindeki esas amaç işçi ölümleriyle patronların itibarının zedelenmemesidir. Bundan dolayı bu eylem planında bir kelime dahi patronlara dair bir sorumluluktan bahsetmemiştir.

Her saat başı 80 iş ‘kazası’nın yaşandığı Türkiye’de iş cinayetleri son olarak Torun Center’da ülke gündeminde geniş yer bulabildi. Soma’da yaşanan işçi katliamı bu konuda toplum genelinde belli bir duyarlılık yaratmıştı. Sermaye ve devletini suç üstü yakalayan bu örneklerden sonra ise AKP gündemine bu konuyu almak zorunda kaldı. Öncelikle belirtmek gerekir ki, AKP’nin işçi sağlığı gibi bir derdi hiçbir zaman olmamıştır. AKP hükümetleri döneminde resmi rakamlarla 11 bin 282 kişinin iş cinayetlerine kurban gittiği belirtiliyor. (*) 

Ancak işçi ölümlerinin peş peşe gelmesi sonucunda geçtiğimiz gün bu konuda Başbakanlık’ta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Taraflar Toplantısı düzenlendi. Bu toplantıda konuşan Ahmet Davutoğlu; ‘iş güvenliği’ için eylem planını açıkladı. Ancak onların derdi işçinin sağlığı değil, kendi çıkarlarıdır. Hizmet ettikleri sermaye sınıfıyla birlikte, toplum nezdinde ifşa olan suçlarını örtbas etmektir. Zira kendisi de bu toplantıda bu gerçeği açıkça ifade etmiş,  “işverenimiz, tüm iş dünyası bir itibar kaybına uğramasın” diyerek hazırladıkları eylem planının amacını özetlemiştir.

Hazırlanan eylem planının dört ana başlığı “Süreç yönetimi, insan faktörü ve eğitim, toplumsal duyarlılık bilinçlenme ve kültür, yasal düzenleme” olarak belirtilmektedir. Davutoğlu, iş cinayetleri konusunda ‘ödül-ceza’ sistemi düzenleyeceklerini duyurarak şunları söylemektedir: “Yaptırımları arttıracağız, yasal düzenleme bazında, ödülü de arttıracağız. Bazı alanları ele aldık. İşverenden yapılan kesintilerle ilgili iş yerinde hiç kaza olmamışsa, tedbirler alınmışsa bu kesintiler yapılmayacak. Bir ödül mekanizması kuracağız, ölümcül kaza olmuşsa şimdikinden daha ağır ceza yaptırımlar gündeme gelecek. Bununla işvereni teşvik etmek istiyoruz.”

Biliyoruz ki, işçilerden yapılan kesintiler teşvik adı altında patronların kasalarına akıtılmaktadır. Bunun dışında da patronlar çeşitli dönemlerde teşvik adı altında desteklenmekte, vergilerden muaf tutulmaktadır. Şimdi karşımıza bir kez daha ancak daha ikiyüzlü bir politika ile çıkıyorlar. Görünürde işçi sağlığı için önlem alınıyormuş gibi bir yanılsama yaratılarak patronların istedikleri teşvike kılıf yapılıyor. Mevcut mevzuatta yer alan, iş kazalarını engelleyici önlemleri aldıkları için patronları ödüllendirmekten bahsediyorlar! Yapmak zorunda olduğu şeyi yapması için patronlar teşvikle ödüllendirilecek! Bu pişkinlik sermaye devleti gerçeğini özetlemektedir.

AKP’nin işi patronları AK’lamak!
 
Davutoğlu eylem planı açıklamasında iş kazasının sorumluluğunu işçiye yüklüyor. Şöyle diyor: “Eğitilmiş insan faktörü önemli. Elinize bir asansör kumandası verildiğinde ne zaman basmazsa, geciktirirse kazaya sebebiyet vermez. Erken veya geç basarsa kazaya sebebiyet verir.” Devamında Torun Center’daki iş cinayetinde hayatını kaybeden bir işçi ile ilgili olarak; “ne kadar üzüntü verici bir tablo ki, o kazada vefat eden işçilerimizden biri 1 Eylül’de işe giriyor. 7 Eylül’de kumanda yetkisine sahip oluyor. Bunun bir sertifikası var mı?” diyerek büyük bir gayretkeşlik içinde ölen işçiyi suçluyor. O işi veren, işçiyi bile bile ölüme gönderen patronlara ise hiç değinmiyor!

Davutoğlu aklama işine devletin denetleme yükümlülüğü ile devam ediyor. Büyük bir  ikiyüzlülükle “denetim elemanın gittiği yerde çay dahi içemeyeceğini, herhangi bir tarafla yakınlık ilişkisi içine giremeyeceğini” söylüyor. Madenlerde, tersanelerde ve daha pek çok örnekte patronlara nasıl bir denetim yapıldığı biliniyor. Bunun en bariz örneği Soma Katliamı ile ortaya çıkmıştı. Ayrıca sorun denetimle görevli kişilerin patronlara ‘yakınlığı’ meselesinden de ötedir. Zira son yasal değişikliklerle iş sağlığı ve güvenliği için görevli uzmanlar patrona bağlı çalışmaktadır. Bu konuda İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmet Eğitim Kurumları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Toraman’ın açıklamaları dikkat çekicidir:

“120 bin iş güvenliği ve sağlığı uzmanın yarısı korkudan işini yapamıyor. ‘Bugünkü mevzuat şartlarında ben bu yetkiyi alıp başımı yakmam’ diyor. Yapanlar da yapmış gibi görünüyor. Bugün bir uzman 70-80 işyerine koşturuluyor. Biz sistemi kağıt üzerinde yapmış olmak için yapıyoruz. 2012’de Türkiye’de inşaat kazasında ölüm 800’ü geçmezken 2013’te 1600’ü geçti. Daha önceden iş verenler kazalardan dolayı korkuyorlardı. İşveren kanunun 77’nci maddesine göre direkt kendileri sorumludur. Şimdi sorumluluk iş güvenliği uzmanları ve ortak sağlık güvenlik birimlerine çıktı. Artık önlem almak istemiyorlar. Gerektiğinde uzman arkadaşlarımızı dövmeye kadar gidebiliyorlar.”

Sorun işçilerin ölmesi değil, ölümlere tepki duyulması!
 
AKP işçilerin ölmesini, sakat kalmasını değil de esas olarak işçi katliamlarının ardından tepki gösterilmesini dert ediyor. Davutoğlu aynı açıklamada şöyle yakınıyor: “Kaza olduktan sonra birbirimizi suçlamanın ne faydası var. Suçluyu tespit etsek o insanı geri getirme konusunda bir faydası olur mu?”

Görüldüğü gibi AKP’nin işçi sağlığı ile ilgili eylem planının gerisindeki esas amaç işçi ölümleriyle patronların itibarının zedelenmemesidir. Bundan dolayı bu eylem planında bir kelime dahi patronlara dair bir sorumluluktan bahsetmemiştir. Çünkü onlara göre ‘iş kazalarının’ sorumluluğu tamamen işçiye aittir. Ama yine de eğer işçi ‘iş kazasında’ ölmemeyi başarırsa, ödülü patron alacaktır!

Davutoğlu, bu planıyla işçilerle adeta alay etmektedir. AKP ve hizmet ettiği sermaye sınıfı ise er ya da geç bu tutumunun ve iş cinayetlerinin hesaplarını verecektir. Bunun yolu da, onların korktuğu şey olan, işçilerin örgütlenip, mücadele etmesidir.