(20) Geri Dönüşüm İşçileri: Bizi insan olarak görmüyorlar!

Siz onları bilmezsiniz; bilirsiniz de yanınızdan akıp geçerler içinizden, vicdanınızdan geçtiği gibi! Bazen bir otoyolda tehlike ortasında bazen sokak aralarında çöplerin içinde… Bazen yokuş aşağı düşe kala… Siz onları bilmezsiniz… Bilseniz de vicdanınızı rahatlatmak için acıyan gözlerle bakar “yazık” dersiniz.

Elleri nasırlı, ayakları çamurlu, üstü başı kir pas içinde ve kentin en varoşunda yaşamayı seçen ve kentin içine dalınca bir ‘sürgün’ olduğunu hatırlayanlardı. Hiçbir yere ait olmayanlar, yerleri, yurtları olmayanlar: Geri Dönüşüm işçileri…
Bugünlerde Türkiye’de anlatılacak o kadar çok acı hikâyeler var ki! Nereye dokunsanız sürgün, nereye dokunsanız yara, nereye dokunsanız gözyaşı… Sadece geri dönüşüm işçileri değil herkes sürgündü bu ülkede ve bilirsiniz sürgünlük ne demek; içlerinde biriken sözlerden başka bir şeyleri yoktur. Sanki içlerindeki mağarada birikmiş onca şey ve biri dokunsa da anlatsam demeyi bekler hep… Belki de o yüzden sessiz sedasızdırlar! Susarlar hep, insan susarak çoğalır mı bilmem ama kırılarak çoğalırmış. Kentin kırık aynasından yansıyanlar gibi…

'Ötekilerin hikâyesi gibi'

Onlardan biriydi M.T… Kentsel dönüşüm mahallerini arşınladığım günlerde karşıma çıktı. Bir gecekondunun bahçesine kendine naylondan barınak yapmıştı. Bir de ateş yakmış ısınıyordu. Bazen bir derdin peşine düşersiniz de başka dertleri unutursunuz ya, yanınızdan akıp geçen acıları görmezseniz. Öyle bir hisle o barınağa yöneldim,  M.T’nin yanına usulca yaklaştım, beni görünce gülümsedi, aslında onu fark etmemi sağlayan ateşti, ellerini ovuşturuyordu ateşin başında… Sessizce bana baktıktan sonra yüzünü yeniden ateşe çevirdi. Ben yine usulca ‘merhaba’ dedim…  “Birine mi bakmıştınız” dedi.

'Sokak çok şeyi alıp götürüyor bizden'

Yorgunluğu gözlerinden okunuyordu, uykusuz ve aç! Barakada bir başına yaşıyordu M.T. Çocukları, eşi Kayseri’de. Ekmek parası ve ailesi için o koca arabayı sırtlananlardandı.

“Biz işçiler” diye başladı söze. Sonra da; “Bizi işçi olarak bile görmüyorlar belki de ama işçiyiz! Çöpçü diye aşağılıyorlar ya, ayrıca çöpçüler de işçi değil mi?”  İstanbul’un gecesi gündüzü onundu, sırtlandığı arabasıyla en lüks semtten en yoksul semte girip çıkıyor, topladıklarını depoya teslim edip aldığı 3-5 kuruşla barakasına dönüyordu. “Biliyor musun sokak çok şey öğrettiği gibi çok şeyi de götürüyor bizden, inan ki hiçbir şey yemeden 12 saat sokakta geziyorum…”

HİÇBİR YERE AİT DEĞİLLER
Kuşkusuz çok daha zor hayatlar var.  Bugün yerinden yurdundan edilen bir halkı düşünüyorum, kentleri bombalanırken bilmedikleri bir kente sığınmak, çaresiz kalmak ve ne yapacağını bilememek kadar acı bir şey olur mu? Bir insan hikâyesi bir kent hikâyesi kadar kocamandır aslında. Biz bir insan da bir ülke fotoğrafı görürüz ve o fotoğraf üzerinden anlatırız… M.T’nin içinde saklı kalanlar vardı. Belli ki Kayseri’de memleketi değildi, “oraya da göç etmişiz işte” dedi usulca. Nereden nasıl geldiğini anlatmadı, o da nereli olduğunu unutmuştu sanki…. Birden ayağa kalktı, geri dönüşüm arabasını sırtlandı, sonra yine kentin sokaklarında kayboldu.

Fotoğraf: Lale Ertuş