Sermayeye azami kâr, İşçiye asgari sağlık ve güvenlik - Doğan Adalı

Günümüzde  yeni istihdam biçimleri olan, esnek çalışma, taşeronlaştırma, çalışma saatlerinin uzaması, güvencesiz çalışma, sosyal hakların gaspı, kayıt dışı istihdam ve ücretlerin düşürülmesi gibi sonuçlar doğurmaktadır.

Karl Marks, kapitalizmin işçi sağlığı konusundaki tutumunu için “Ölü emek (sermaye), canlı emeğin (işçi sınıfı) kanıyla beslenir” der. Yaşayabilmek için emeğini satmak zorunda olan işçinin ücret ve çalışma koşulları açısından bir seçeneği neredeyse yoktur. Sermayenin koşullarını kabule zorlanan işçilerin, sağlık ve güvenlik hakkı ile kapitalist üretim tarzı arasındaki çelişki de tam burada başlar.

Kapitalist üretim sürecinde, çalışma süresinin uzatılması ile mutlak sömürü arttırılır. Çalışmanın yoğunlaştırılması ve sermayenin organik bileşiminin büyümesi ile de emeğin üretkenliği, sömürü oranı arttırılır. Kapitalizm, doğası gereği, işçilik maliyetlerini en aza indirmeyi, işin yoğunluğunu arttırarak emeğin verimlilik oranını yükseltmeyi hedefler.  İşçilerin sağlık ve güvenlik hakkı ile kapitalist üretim tarzı arasındaki çelişki de yoluna buradan devam eder.

Sömürüyü artırmaya çalışırken emeğin üretkenliğini artırmak zorunda olan kapitalist, teknolojik gelişmeye rağmen de işçi cinayetlerini, meslek hastalıklarını önleyemez. Amacı aşırı kar olan ve bu hırstan gözü dönmüş olan kapitalist iş cinayetleri ve işçi sağlığı için alınacak önlemler için harcanacak parayı gereksiz olarak yapılan bir masraf olarak görür.

Soma’ da katledilen 301 madencinin ölmemesi için alınması gereken önlemlerin başında yaşam odaları gelirken aylarca devlet yetkililerinden yaşam odalarının gereksizliği üzerine açıklamalar dinledik. Niçin? Yaşam odalarının bir maliyeti var ve kar oranını düşürmektedir. Torunlar ’da 10 işçi ölmüş, Ermenek’te 18 işçi madende boğulmuş sermaye için sorun mu ki. Ne olacak, işçiden bol ne var ülkede biri ölür ikisi gelir.

Marksın dediği gibi bugün sermaye gerçek anlamıyla işçi kanıyla besleniyor ve doymak bilmiyor. Bu doyumsuzluk, aşırı kar hırsı gözlerini öylesine kör etmiş ki işçinin sağlığını, güvenliğini ya da insani hiçbir şeyini düşünecek durumda değil.

Sınıfa karşı sermaye örgütlü ve birlik içinde. Bu örgütlü güçleriyle saldırıyorlar işçilere ve toplumun her kesimine. Bizi açlığa iş cinayetlerine, hastalıklara ve yoksulluğa mahkum ediyorlar. Bize örgütsüzlüğü ve susup kabullenmeyi dayatıyorlar. Biz bu dayatma karşısında işçi sınıfını örgütlemeliyiz ve mücadeleye katmalıyız. Başka hiçbir çaremiz yok.

‘İş güvenliği uzmanları işini iyi yapsın’ yada ‘mimarlar, mühendisler daha duyarlı olsun’ ‘yasalar uygulansın’ gibi öneriler sorunun çözümü değildir. Biliyoruz ki kapitalizm doğası gereği kar hırsını frenleyemeyecek ve yeni sömürücü istihdam biçimlerinden vazgeçmeyecek.  Bu yüzden kapitalistten beklenen çözümler hiçbir zaman çalışma koşullarını düzeltmeyecek. Ta ki sermayenin mezar kazıcıları ellerinde kazma küreklerle işe koyulana kadar. Ancak işçi sınıfının meşru, örgütlü mücadelesi korkutur ve geriletir sermayeyi ve kazanımları kalıcı yapar.

Proletarya sosyalistleri olarak örgütlenmeliyiz, sınıfın içinde ilmek ilmek, meclis meclis örgütlenmeliyiz. Hayatı yaratan biz isek hayatı yöneten de biz olmalıyız. Sermaye üretimde nasıl boşluk bırakmadan örgütlenmişse biz de hiçbir boşluk bırakmadan işçi sınıfını örgütlenmeliyiz.

İşçi sınıfının tepesine kâbus gibi çöken tüm bu sorunların bitmesinin tek çözümü örgütlü, devrimci sınıf mücadelesidir.